1. YAZARLAR

  2. Ahmet Doğan İLBEY

  3. Akademisyenin Recüliyeti Var Mı?
Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

Yazarın Tüm Yazıları >

Akademisyenin Recüliyeti Var Mı?

A+A-

Recüliyeti, yani erginliği, bağımsız ilmî ve fikrî şahsiyeti, sahasında cesaret ve ilmî iktidarı var mıdır? Âlim şahsiyetiyle, bilgisiyle amel edebilir mi?  Sahasında doğruyu konuşup yazabilir mi?

Bilgilerini derste ve konferans salonlarında, mensubu olduğu milletin ihtiyacına göre yorumlayabilir mi? Sahasında kanaat önderi olabilir mi? Yeri geldiğinde bir mürşid gibi insanları sohbet, konferans ve sınıflarda irşad edebilir mi? Bu milletin vicdanı olabilir mi? 

Recüliyeti, bir başka mânasıyla adamlığı var mıdır akademisyenin? Bu ülkede akademisyenin kafası yabancı enstitülerin yönlendirmesiyle, kışla zihniyeti ve nizamıyla işler. Millete ağyar olan rejimin polisi gibi vazife yapar. İlim ve irfan sahibi olamaz. Yani fâzıl ve erdemli şahsiyeti yoktur.

Çünkü dimağları Kemalist ideolojiyi savunan üniversitenin, yâni Avrupa’nın “izm”, felsefe ve bilim lağımından akan atıklarla kirlidir. Zihnî ve idrak kotları Batı’nın seküler ve rasyonel bilim manastırlarından mülhem üniversitelerde iğdiş edilmiş, basireti ve aidiyet şuuru kaybolmuştur. Bu silik karakterli akademisyenlerden bu millete kılavuz olmaz. 

TAM BİR ŞAHSİYETİ YOKTUR VE KANAATİNİ SÖYLEYEMEZ

Tam bir şahsiyeti, kelâmı ve kanaati yoktur akademisyenin. Sahasında hiçbir kanaati tam olarak sahiplenemez. Çünkü fikir adamı değildir; tefekkürü yoktur. Batı’nın filozoflarına ve “bilimine” hayrandırlar. Bu muazzez medeniyet ve milleti kaldığı yerden ileriye götürecek inşa edici bir fonksiyonu olmadığı gibi niyeti de yoktur. Kırıntı ve “kes-yapıştır” bilgilerle geviş getiren mahlûklar gibi vakit doldurma vazifesi verilmiştir.

Anlattıkları ve yazdıkları baştan aşağı Garbın sözde bilimi ve bu intihal ederek ikinci elden geveledikleri bir işe yaramayan “bilimsel parametreleriyle” doludur. Ekmeğini yediği medeniyetine dair bir düşüncesi olmaz kuramaz. Kopya çeker ve tekrarlayıcıdır. Bir üst benzerinden istinsah eder.

Akademisyenin soy ağacı bu muazzez medeniyete ve asil millete dayanmaz. Kökü dışarıdadır. Yani Batı’nın laik-aydınlanmacı mekteplerine uzanır soy ağacı. Kemalist rejimin yayıcısı ve bilim fetvacısıdır.

SUYA SABUNA DOKUNMAYAN KURU BİLGİ HAMALIDIR

Suya sabuna dokunmayan kuru bilgi hamalıdır akademisyen. Üniversitenin ve Ankara rejiminin kâtibi ve sözcüsüdür. Bu ülkenin asırlardır oluşturduğu değerlerin sahibi âlim ve fâzıl, ilim ve irfan erbabından tek satır, tek kelime bulunmaz anlattıklarında ve yazdıklarında.

Bu milletin bin yıllık ruh ve maddesini yoğuran âbide şahıslardan asla bahsetmez. Çünkü yasaktır ona. O, eline tutuşturulanı, kendine öğretileni aktarmakla vazifeli “laik bilimsel” mabedin bekçisidir. Milletin haklı bir dâvası için bir kavgaya katıldığı görülmemiştir. Milletine ve devletine yapılan haksızlığa dur diyecek recüliyete sahip değildir.

Akademisyenin Batıdaki temsilcileri daima kendi toplumu, devleti ve değerleri adına tavır koyar. Dürüst ve kişiliklidirler. Akademik şahsiyetlerine mensup olduğu millete rağmen belli merkezlere peşkeş çekmezler.

Bu ülkede akademisyen resmî ideolojinin kalıplarına uygun “bilimsel bilgileri” dipnotlar yığını içinde sunar. Kaynakları çokça Batı’dır. “Ne” yi kendince anlatır, “niçin” ve “nasıl” meselesine asla girmez. Çünkü sancısı ve cesareti yoktur. Kuru bilgileri dipnotlar yığını ve bol kitap adı vererek anlatır. Anlattığı konuyla hayata gelemez.

“Hâl” ehline ve halka söyleyeceği bir şey yok. Çünkü “kâl” ehlidir akademisyen. Millete ne demek istediğini bir türlü söyleyemez. Bu kısırlığına, işe yaramazlığına rağmen bir mucize gibi sunar konusunu. Kıymetli bir mücevhermiş gibi anlaşılmaz terimlerle süsler. 

Akademisyenler yekpâre olarak millî (millî kavramının İslâm’dan neşet ettiğini, etmesi gerektiğini hatırlatalım) zihniyete sahip kılınmadıkça, vatana ve millete faydalı üniversiteler ve ilim erbabı zümresi beklemek ham hayâldir.

Önceki ve Sonraki Yazılar