1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Alevilik Üzerine
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

Alevilik Üzerine

A+A-

      Dokunuş

Erenler, nereye bu gidiş ile?

Susmak revamıdır hiç ehl-i dil’e?

İnsan; donanımlı, dolu olmalı,

Tedariksiz varılmaz ki menzile!

                                                       A.S.D

       Aleviliğin hiçte yabancısı değiliz. Bölge ve yerleşim itibariyle iç içe bir ortak yaşamışlığımız var, dostluk ilişkilerimiz var. Fakat son zamanlarda bu kesime dayatılan Aleviliği anlamakta zorlanıyoruz, nasıl bir Alevlikse?

       Ayrıca bu kesimin, kendilerini aslî hüviyetlerinden uzaklaştırma gayretindeki art niyetli ateistleri, uluslar arası ajanları, provokatörleri niçin görmezden geldiklerini de anlamakta zorlanıyoruz. Tabii şimdiye kadar, “Hak, Muhammed, Ali” düsturunu telkinde bulunan “dede”leri de…

       Evrim mi geçirdiler yoksa?

       Rücû mu ettiler?

       Çakma Alevilerin tesirinde mi kaldılar?

       Veyahutta “Ehl-i beyt” sevgisine sünger mi çektiler?

       Dünya Ehl-i beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun’un dışında ve birkaç yaşlı dedelerden başka söz konusu evrilmeye (Ali’siz Aleviliğe) ses çıkartan yok. Umumi müntesiplerinde belirgin bir tepki yok. Şayet böyle bir rahatsızlıkları varitse, neden “deklarasyon” yayınlamazlar?  Neden sempozyumlar düzenlemezler?

       Bilhassa Avrupa’da kurulan sayısız Alevi dernekleri, kast-ı mahsusa ile sırf  “Ali’siz Alevilik” öğretisi üzerine kurulmuşlardır. Dolayısıyla verdikleri zarar, dejenerasyon ve provoke karşılığında bol miktarda yardım almaktalar. Buralarda yetişen Alevi gençleri, tamamen ateistlerin tekelinde ve oyuncağı konumundadır. Kitap, dergi, broşür cinsinden çeşitli yayın organlarıyla onları sinsice durmaksızın şekillendirmekteler.

       Şu anda betimlediğimiz sapık ekolün merkez üssü Avrupa’dır maalesef! Çünkü ülkemizdeki Alevi nüfusun neredeyse yarıya yakını, yerleşik düzende Avrupa ülkelerinde yaşamaktadır. İrdeleme babında biraz eskilere gidecek olursak, Alevi kardeşlerimizin öteden beri aşamadıkları bir takım saplantıları mevcutsa da, temel itikatlarında sapma eğilimleri sıfır noktadaydı. Lakin son yıllarda, topluca bir eksen kaymasıyla gömlek değiştirmeleri mevzubahis açıkça. Kökü, gövdesi, dalı, yaprağı olmayan “şecere”siz kartondan ağaç mesabesinde…

       Saplantı dedik de, mesela eskidende sevmezlerdi “Cihar yâr-ı güzin”in üçünü. Yani Hz. Ebubekir’i, Hz. Ömer’i ve Hz. Osman’ı… Hazret-i Ali efendimiz namına “müktesep hak”  kabul ettikleri ilk halifeliğin, bu üç mübarek insan tarafından hileyle dördüncü sıraya kaydırılmasına inanırlar ki; serapa alakasız ve mesnetsiz bir iddia. Ol sebepten ötürü, üç mübarek isme de kem gözle bakmışlardır sürekli. İşte aşamadıkları saplantılardan bir tanesi ve beklide birincisi…

       İkincisi, yine Hz. Ali efendimizi namaz esnasında hançerleyen “İbn-i Mülcem” adındaki katile buğz nedeniyle namaza ve camiye soğuk davranmaları… (Salt sebebi, illa da bununla sınırlı tutamayız elbette. Daha başka saikler sıralamaları da mümkündür.)

       Üçüncüsü, Yavuz Sultan Selim’e karşı bitmek bilmeyen kin ve düşmanlıkları… (Peki, ne yapmış Yavuz padişah? Ülkesini istilaya yeltenen ve devamlı tebaasını ayartan Şah İsmail’i ağır yenilgiye uğratmış, ona yardım ve yataklık edenleri de cezalandırmıştır. Herhalde cellâdına çiçek takdim etmesi düşünülemezdi. Acaba hangi akl-ı selim, mezkûr olaya suç merceğinden bakabilir ve mutlak surette “suç” diyebilir? El insaf yahu!)

        Dördüncüsü de, Haydar-ı Kerrar’ın bir damlası denize düşen şarabı işaretle; “O deniz kurusa ve yerinde otlar bitse, atımı asla otlatmam!”  vurgusuna inatla, vazgeçemedikleri şarap muhabbetleri, bilinen saplantılardandır. Teferruattan sayılacak türden, daha nice saplantılarla içli dışlıdırlar hâsılı.      

       Bir yandan “İncinsen de incitme!” felsefesini benimserlerken; diğer yandan Hz. Ebubekir’in, Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın ve Yavuz padişahın kanına ekmek doğramanın çabasındalar. (Baksanıza, 3. köprüye “Yavuz” adının verilmesine dahi tahammül gösteremiyorlar.)

       Bir yandan, “İsim boncuktur.” tabirini kullanırlarken; öbür taraftan isimler üzerinden nefret hissi uyandırmaktalar. Tenakuzun böylesi…      

       Hadi neyse, Dersim’i yeriyle yeksana yeltenen salt CHP sevdalarını…

       Hadi neyse, Seyit Rıza’nın katline ferman okuyanları alkışlamalarını…

       Hadi neyse, yakın tarihteki karanlık sayfaların aralanmasını istememelerini anladık da…

       “Ali’siz Alevilik” postuna oturmalarını bir türlü anlayamadık.

Önceki ve Sonraki Yazılar