1. YAZARLAR

  2. Abdulbaki GÜNIŞIĞI

  3. Aram Tigran Taratoryosu
Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Yazarın Tüm Yazıları >

Aram Tigran Taratoryosu

A+A-

 

Nerede İse yüzeli yıldır perdelerini aziz Türk milletine açan, fakat seyrettiği tiyatronun oyuncularının kimler olduğunu açık ve seçik göremeyen, sadece asıl oyuncular yerine onların gölgelerini gören aziz Türk milletinden bu güne kadar gizlenen asıl oyuncuların yavaş yavaş perdeye çıktığını görmeğe başladığımız bu yıllarda, tiyatroda oyunu sahneleyenler ve mizansenini yazanlar tarafından  da , gizlenmeğe mahal olmadığı fikri galebe çalmış olmalı ki, artık  açık olarak oynanmağa başlamıştır.

         Oyunun sahnelendiği tiyatronun adı , aslen Diyarbakırlı olup yıllarca yurt dışında yaşayıp, ortamın müsait olduğunu anladığında tekrar diyarbekire gelip aziz Türk milletinin gözünün içine bakarak kandırmağa devam eden ermeni asıllı, fakat en büyük özelliği ermeni asıllı olmasına rağmen Kürtçülük yapması olarak tezahür eden bu adamın kimliğinde kendini göstermektedir. Diyarbekir belediye başkanı, belediyenin en büyük tiyatro sahnesine bu ermenin adını verdiği yıllarda, asıl meselenin Kürtçülük olmadığını, altında yatan daha büyük niyetlerin olduğunu aşikare olarak göstermiş fakat mütareke basını ve damat Ferit taklitleri bu niyetleri gizlemek için oyunu gölgelere oynatmağa devam etmişlerdir. Aziz Türk milleti bundan yüz sene öncede aynı tiyatro oyununu seyretmiş, devletlilerini ikaz etmiş, fakat devletliler aziz Türk milletinin düşmanlarının değil bizzat milletin nasihate ihtiyacı olduğunu düşünerek, bir nasihat heyeti ihdas ederek, yunan  palikaryasının,namusumuza göz diken yunan ordusunun, bizim iyiliğimiz için Anadolu ya çıktığını ve halifenin ordusu olduğunu ve karşı gelmenin halifeye ihtilaf etmek olduğunu beyan ettiler. Tabii hadiselerin tezahürü, aziz Türk milletinin yanılmadığını, itten post, gavurdan dost olamayacağını büyük bedeller ödeyerek tekrar kalplerine kazımış oldu.

        Bu tiyatronun oyuncuları yıllardır aziz Türk milletine, Kürtlerin ayrılmak gibi bir niyetleri yok. Bu ayrılma paranoyası sizin gözünüzü kör ediyor. Farzedin ki ayrılma oldu. İstanbul Türkiyedeki altı milyon nüfus ile en büyük kürt nüfusunu barındırıyor, bu insanlar doğudan batıya göç ettiler, ırakı ve ya iranı tercih etmediler bu nüfus Türkiyenin bütünlüğünün garantisidir demeğe devam ediyorlar. Bu altı milyon nüfus nasıl ve ne zaman sayıldı ve bu insanlara kim sordu siz Kürtmüsünüz diye bir soru tevcih edildiğinde cevapları hazır olan bu bozuk niyetliler, bunlar bölgenin insanları (bu cümle kibarca kürt demek oluyor) tabiî ki büyük çoğunluğu kürt, bir miktarı arap, bir miktarı ermeni ve süryanı ve dahi keldani ile yezidi dirler oluyor. Kısacası bundan on sene önce üç milyon olarak telaffuz edilen kürt nüfus, bütün doğu ve güneydoğunun kürt  olduğunu yada Türk olmayan herkesi ihata ettiği yalanını insanlarımıza tiyatroları vasıtası ile öğretmiş oldular.Böylece bu bölgenin hangi şehrinden ve kasabasından kim giderse gitsin, istanbula, mersine v.s bunlar daima kürt olarak sayılıp nüfus on sene içerisinde yirmi milyona çıkmış oldu.Bu kürt nüfus,  bundan yüzotuz sene önce bulgaristandan urfaya göçen ve kırk sene öncede istanbula giden teyzemleride kapsıyor. Teyzemlere siz kimsiniz diye soran oldumu, hiç merak etmiyorum ve biliyorum ki sadece urfadan istanbula göçtükleri için kürt nüfusu meydana getirmeğe devam ediyorlar, bu zevat için.  Bu adamlar  , ermeni ve rus harbinde ağrının Patnos ilçesinin kalıklar köyünden Urfaya göç etmiş ve bütün vergi ve tahrir kayıtlarında Avşar olarak kaydı olan ve her lehçede kurmanca, zazaca, Arapça bilen Türkmen bir babanın oğlu olarak kendimin ne olduğunu kimse bana sormadan sadece doğulu olmam dolayısı ile benim adıma bu kürt tür ve şu hakları verilmemiştir diyerek konuşup karar veriyorlar ve milletimizin büyük bır kısmı da bu tiyatroyu seyrediyor. Bizler haydaran (Haydarlar-Maraşımızın haydarlı mahallesini kurup ismini veren aşiret) aşiretinin bir kısmı batumdan , bayburta kadar olan bölgenin çocukları olarak Kıpçak kültürü tesirinde büyüdüğümüzden, Kafkas kültürü ile hemhal olarak aynı zamanda acarlar ile akraba olduğumuzu biliyoruz. Bu akrabalık ve kültür tesiri ile kendimizi Türkmenden ziyade Kafkasyalı kabul ediyoruz. Fakat bu aslımızın Türkmen olduğunu inkar etmemizi gerektirmiyor. Tıpkı bunun gibi yüzyılların etkisi ile geliştirdiğimiz ve Türkmenin Anadolu Osmanlıcası olan Kurmanc dilinin ise bizzat kendi lehçemiz olduğunu ve bu dili konuşanların Türkten gayrı bir millet olmadığını da biliyoruz.Biz biliyoruz da bizleri bölmek için yalanlar üzerine tiyatro oynatanlar bilmiyormu? Tabii ki biliyorlar da asıl mesele bizden bildiklerimizin, bizden olduğunu zan ettiklerimizin ve bizzat bizden olanlar da biliyorlarmı? İşte tiyatro burada devreye giriyor ve bizi bölge insanı, kürt, zaza olduğumuz hakkında ve olmaz ise buranın kadim milletleri ayakları altında, burada yaşayanların ermeni ve Süryani halkları olduğunu ve Türklerin burada işgalci olduklarını, bin yıl önce Türkistan dan gelen   Türklerin,  sonradan gelip, tıpkı dağdan gelenin bağ sahibini kovalaması misali buranın asıl sekenesini inkar ettiğini   söylüyor,  bununla da kalmıyor, içimizden kandırdıkları vasıtası ile bizzat kanımızı döküyor ve bu kanın durması içinde öyle yalanlar icad ediyorlar ki bu da tiyatronun en can alıcı kısmını teşkil ediyor..

        Şimdilerde oyunun son perdesini oynama zamanı geldiğine karar veren Arupalı dostlarımız ve kadim dostumuz farslar omuz omuza, aşikare olarak sahne almağa başlamışlardır. Diyarbekir belediyesi aldığı bir karar ile büyük vatansever aram tigranın adının kuracakları  bölücülük hizmetleri üniversitesinin en büyük kampusüne isim olarak düşündüklerini ve kendilerinin bu isimdeki tiyatrolarından büyük bir özveri ile vazgeçip bu büyük ismi üniversiteye bağışlayacaklarını devlet töreni ile açıklamışlardır. Bu üniversitenin alt yapısının teşkili içinde, Ermenice, Kürtçe, yezidice ve Süryanice, daha doğrusu kendi ifadelerince anadolunun kadim halklarının dilleri ile eğitim verecekleri ilköğretim ve liseler ile takviye edeceklerini açıklamışlardır.Yurdumuzu bölmeyeceklerini, bu çabalar için silah kullanmayacaklarını, siyaseten çalışacaklarını, artık eğitim yolu ve siyaset ile demokratik! Haklarını isteyeceklerini ifade eden bu güruh aziz Türk milletini aptal yerine koyan tiyatrolarını oynamağa devam etmektedirler ve üç beş çapulcu ile bizi tehdit edip şantaj yapmaktadırlar. Bu oyuna karşı gelenlere de bunlar kandan medet umuyorlar, bunlar kanın durmasını istemiyorlar, diyerek aziz milletin gözünde yapılanları küçültmeğe çalışmaktadırlar. Bizler kanımızın dökülmesine bu kadar hassas bir millet idikte, balkanları on milyon nüfus kaybetmeden, Kafkaslarda milyonlar şehit olmadan, yemende bir milyona yakın kayıp vermeden buraları terk eder dik ve analarımız hiç ağlamamış olurdu. Biriler zan ediyor ki biz oğullarımızın cenazelerinin gelmesinden haz alıyoruz. Normal ölümler bize hoş gelmiyor, ısrarla anamızın ve babamızın ağlamasından memnun oluyoruz.

          Bu kadar sadist insanlar isek, neden şimdi kan akmasından korkalım ki? Fakat işin aslı tam tersi ise işler değişir. Bayrağımız, vatan yaptığımız topraklara ecdadın dökülen kanlarına yansıyan ay ve yıldız ise, bu vatanın bedeli nerede ise bin üç yüz yıldır dökülen şehit kanları ise, şimdi kanımız dahamı kıymetli olduda vatan toprağını tarla gibi görmeğe karar verdik. Üç beş çakal ile mücadele edemeyen bir milletin herhangi bir coğrafyayı vatan edinmesini tarih yazmışmıdır?. Şimdi soruyorum, su uyur düşman uyumaz ise, Avrupalı kadim dostlarımız! Davalarından vazgeçmediler ise, ne olduda kanımıza yıllardır ekmek doğrayanlar birden barıştan söz etmeğe başladılar. Bu güya barışın bedeli nedir. Sabırla ve aziz Türk milletine yakışır bir vakar ile bekliyor ve oynadıklarını zan ettikleri tiyatroyu, eskilerin deyimi ile taratoryuyu seyrediyoruz. Neyler ise Mevlam güzel eyler. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar