- GÜNDEM
- EKONOMİ
- POLİTİKA
- SPOR
- EĞİTİM
- SAĞLIK
- MAGAZİN
- TEKNOLOJİ
- DÜNYA
- OLTA'YA TAKILANLAR
- ÇEVRE
- YAZARLAR

Askerin Onuru
Eski Genel Kurmay Başkanı ve emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un, 5 Ocak 2012 günü, İstanbul Beşiktaş Özel Yetkili 12.Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderilmesi olayı, iç ve dış kamuoyunda ilgiyle izleniyor. Bu durum aynı zamanda, asker ve hükümet ilişkileri bakımından da ciddi bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. İlk kez bir Genel Kurmay Başkanı ‘Bir terör örgütünün yöneticisi olarak, darbeye teşebbüs’ suçuyla itham ediliyor ve hapse tıkılıyor. Suçlanan Sayın Başbuğ hangi kurumun başında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin. Peki, kim ve hangi yetkiyle bu yüce kuruma ‘terör örgütü’ deme cesaretini kendinde bulabiliyor? Bu güne dek böylesi ne yaşanmış, ne duyulmuş ne de görülmüştür. Vatanımıza, Milletimize ve Cumhuriyetimize yönelecek her türlü tehdit ve tehlikelere karşı çelikten bir siper olarak gördüğümüz, gözbebeğimiz TSK bir ‘terör örgütü’, görev uğruna canını feda etmekten bir an bile tereddüt etmeyen kahraman subaylarımız, teğmeninden Genel Kurmay Başkanına kadar herkes ‘terörist’! Allah aşkına söyler misiniz, nedir bu aymazlık?
Geldiğimiz noktayı analiz edebilmek ve gelişmeleri iyi kavrayabilmek için, tarihin yapraklarını geriye doğru çevirmemizde yarar var. Eski Genel Kurmay Başkanlarımızdan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile başlayan süreçte, Türkiye-ABD ilişkilerinde önemli bir döneme giriliyor. NATO’nun, bizdeki gizli örgütü olan kontrgerilla, TSK içinden sökülüp atılıyor. Ayrılıkçı terörün arkasındaki Amerikan ve Avrupa parmağı tespit edilerek, çözüm konusunda İran, Irak ve Suriye ile işbirliğine gidiliyor. Kıbrıs ve Ege konularında kararlı tutum sergileniyor. ABD’nin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında ülkemize yönelik hain planlarına karşı, komşularımız başta olmak üzere Avrasya Birliği ile diyalog arayışlarına giriliyor. Türkiye dış politikası, kırmızıçizgileri olan, komşularıyla karşılıklı iyi ilişkiler ve barış temelinde doğru bir çizgiye oturtuluyor. Bu gelişmeler karşısında telaşa kapılan Amerika, TSK hakkında aynen şu tespitte bulunuyor: ‘Türk generaller hizadan çıktı’. Sayın Karadayı ile başlayıp, Sayın Kıvrıkoğlu ile şekillendirilerek bu güne dek sürdürülen Milli Güvenlik politikaları, görülen o ki Haçlı’yı memnun etmiyor.
Silahlı Kuvvetlerimizi kendi emperyalist çıkarları uğruna Irak’a süremeyen ABD’nin, subaylarımıza duyduğu hıncı, ilk kez Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağına sabotaj düzenleyerek ve O’nu şehit ederek gösterdiğine şahit oluyoruz. Süleymaniye’de Mehmetçiğin başına çuval geçirilmesi, öyle kolay unutulacak ve sıradan bir olay değil. Sonrasında, kahraman subaylarımıza karşı yeni tertipler, yeni planlar var! Geçmişte12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerini kolaylıkla tertip edebilenler, istediğini Başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı yapma yeteneğine sahip olanlar, şimdilerde Generallerimizi hizaya getirememenin hırsıyla kahroluyor! O halde ne yapmalı? Askeri asılsız iddialarla suçlamalı, başarısız göstermeli, yıpratmalı ve milletin gözünden düşürmeli. Bunun gerekli olan tüm yasal düzenlemeleri öncelikle yerine getirmeli. 12 Mart’ta 1500, 12 Eylül’de 2000 Atatürkçü subay ordudan kolayca atılmışken; bu gün, bu niçin yapılmamalı. Nihayetinde okyanus ötesinden düğmeye basıldı, planlar yapıldı ve süreç tıkır tıkır işlemeye başladı!
Türkiye Cumhuriyetinin bir Genel Kurmay Başkanı şu an içerde. Orduevi koşullarında değil, cezaevi kuralları içinde yaşıyor. Suçu, irtica ile mücadele etmek. Anlaşılan o ki Türk subayı iki şeyden uzak duracağını bilmeli: Birincisi irtica, ikincisi ise bölücülük. Peki, sormazlar mı; bu iki illetle fiili mücadelede bulunmak, güvenlik güçlerinin görevi değil de, kimin görevi? Bir bilen açıklasa da bilgilensek! Bu gün itibariyle Sayın Başbuğ gibi 60 general ve 300 subay Silivri ve Hasdal Cezaevlerinde tutulmaktadırlar. Bu yeterlimi? Elbette değil. Birçok eski Genel Kurmay Başkanı dâhil, yüzlerce subayın kovuşturmaları ve tutuklanmaları sırada. 5. Ordu Silivri’de kurulursa, bunu kimse yadırgamamalı!
Kuzey Irak’ta kurulan kukla Kürt Devletinin, Güneydoğumuza ve Suriye üzerinden Akdeniz’e doğru genişletilmesi planı için düğmeye basıldığı ve Suriye’ye saldırı hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde, askerimize yapılan bu kötü muameleyi şiddetle kınıyorum. Güçlü ordulara sahip olamayan milletler; bölünmeye, parçalanmaya ve ayakaltında kalmaya mahkûmdurlar. Ordumuz yegâne güvencemizdir. Ordunuz olmazsa ne devletiniz kalır, ne milletiniz, ne cumhuriyetiniz, ne de hukukunuz! Unutulmamalıdır ki, tarihi zaferlerle dolu kahraman Türk Ordusu; devam eden her türlü asimetrik psikolojik taarruzlara karşı da, tıpkı savaş meydanlarında olduğu gibi, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
- TÜRKİYE GÜNDEMİ
- SİYASİ GÜNDEM
- EKONOMİ
- KAMU-STK
- ÖNE ÇIKANLAR
- SPOR-MAGAZİN
- Künye|
- İletişim|
- Ziyaretçi Defteri|
- Sık Kullanılanlara Ekle |
- Yayın İlkeleri|
- Copyright ©2008 Haber Portalı
ve İMD üyesi
Görsel Tasarım: INVIVA - Yazılım: CM Bilişim














