1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Ayşe Kulin’in Anlayamadığı
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Ayşe Kulin’in Anlayamadığı

A+A-

Baştan söyleyeyim, Ayşe Kulin, sadece “çok satan romanların yazarı” değil, benim de beğenerek takip ettiğim ve kalemine güvendiğim bir yazar.

Ancak, “çok satan” olmak, “çok doğru cümleler kurmak” anlamına da ne yazık ki gelmiyor.

Radikal Gazetesi’nde kendisiyle yapılan söyleşiyi okuyunca yasakçı kafa yapısını, ne kadar özgürlükle gizlerse gizlesin, kendisini ele verdiğini bir kez daha gördüm.

Kulin’e göre Türkiye’de okulda çocuklara muhafazakârlık ölçülerine göre kitaplar okutuluyormuş.

Mesela Reşat Nuri Güntekin’le çocuklar okumayı sevmezmiş…

Ayşe Kulin okumalılar belki de…

Bu kısmı “klasik yazar hasutluğu” olarak düşündüğümden üzerinde durmaya gerek yok.

Ama “dindar nesil yetiştiremezsiniz” sözü, kendi fikirleriyle çelişiyor…

***

Ayşe Kulin, “…idarecilerin anlayamadıkları bir şey var: İletişim çağında, parmağınızın altında her şey dururken siz artık dindar bir nesil yetiştiremezsiniz, oradan meyve toplayamazsınız. Başka bir insan yetişecek, özgürlüğüne düşkün, dünyaya uyumlu.

İdarecilerin “dindar nesil yetiştirmesi”ne karşı olmak doğaldır.

Buna ben de karşı çıkarım.

Devleti yönetenler, “kendi inancına göre” nesil yetiştiremez.

Bunun sıkıntıları çok.

Her idareci, kendi inancına göre yetiştirmeye çalışırsa ortaya acayip bir nesil çıkacağı muhakkaktır.

Ancak, aynı Kulin, “dindar olmayan nesil yetiştirilme” çabasına bugüne dek ses etmedi.

Hatta “tek tip” insan yetiştirme dayatmasına da ses ettiğini ne duyan, ne gören oldu.

Söz konusu Atatürkçülük olduğunda kimsenin gıkı çıkmıyor.

Laikliği devlet sisteminden, insanların yaşam biçimine dönüştürme çabaları da özgürlüğe engel bulunmuyor.

Kemalizm’i, bir yaşam biçiminden çok öte, bir dayatma, zorbalık olarak sunulmasına bile ses eden olmuyor.

Hatta bunu bir özgürlük olarak sunuyorlar.

Hem dindar nesil yetiştirilme çabasına karşı çıkanın, aynı zamanda dinsiz nesil yetiştirilmesine de karşı çıkması gerekir.

Nesillerin, sizin inanmadığınız bir şekilde yetiştirilmesine tepki göstermek kadar doğalı yoktur.

Bir anne babanın, çocuğunu kendi inandığı değerlere göre yetiştirme arzusu ne kadar normal kabul edilmeliyse, bir devletin, anne babayı yok sayarak, kendi istediği gibi yetiştirmeye çalışması kabul edilemez.

Hele bir de bu “zorlama” ve “dayatma” olarak sunuluyor, “en iyi insanın” kendi istedikleri gibi yetişen insan olduğuna bizi bile inandırmaya çalışıyorlarsa, orada çok başka bir sorun var demektir.

Mesela hiç kimse laik olmaya zorlanamaz diyebilmeli Ayşe Kulin…

Hiç kimsenin Atatürkçü olmak zorunda olamayacağını da söyleyebilmeli…

Ya da hiç kimsenin tek parti zihniyetinin diktatör yaklaşımını benimsemesi zorunluluk olarak gösterilemez demeli.

Dünya değişiyor, iletişim kanalları hiç de uzak değil.

Bilgiye ulaşım kolay olduğu gibi, bilgi kirliliği de had safhada.

Bunu Ayşe Kulin’in sözlerinden anlamak mümkün.

Kulin, “Başka bir insan yetişecek, özgürlüğüne düşkün, dünyaya uyumlu” derken sanki inançlı insanların özgür olamayacağını, özgür düşünemeyeceğini, özgürlüğüne düşkün olamayacağını söylüyor.

Daha acısı “dünyayla uyumlu” olamayacağına inanıyor.

Hangi dünya, dinsiz dünya mı?

Kainatta “dinli” ve “dinsiz” diye ayrıma tabi tutulan iki farklı dünya mı var?

İnanan insanlar bu dünyadan değil mi?

Bazılarımız uzayda yaşıyor, bazılarımız yere sert mi basıyoruz?

İnanmak, dünyadan soyutlanmak mıdır?

Siz inanmayı nasıl algılıyorsunuz?

Türkiye’de “Dindar nesil” dendiğinde İslam’ı algılayıp, tepki gösterenlerin, bir başka ülkede başka başka dinlere hoşgörüyle bakmasını algılamakta zorlanıyorum.

Dindar” dediğinizde, bir dine inanan insanlar akla gelir.

Bu Müslüman da olabilir, Yahudide, Hristiyan da…

İnsanların kendi dinini öğrenmesini teşvik etmek “dindarlaştırma” gibi görülürken, Yahudiliği ve Hıristiyanlığı öğretenlere alkış tutulması nasıl bir kafa yapının ürünü doğrusu anlayamıyorum.

Bir yazar şunu diyebilmeli, insanlar dilediği gibi yaşamalı.

Hiç kimsenin sahip olduğu değerler küçümsenmemeli.

Aileler, çocuklarını kendi diliyle, kendi diliyle, kendi mezhebiyle ve kendisinin inandığı gibi yetişmesinde özgür olmalı.

Hatta inanmayan bile horlanmamalı.

İnsanların inancı, gelişmenin önünde bir engel değildir; inandığı dini iyi okumamasıdır engel olan.

Siz insanların dindar veya dinsiz yetiştirilmesine tepki göstereceğinize, insanların özgürce yetiştirilmesini teşvik edin; herkes kendi inandığı gibi, yaşamak istediği gibi, olmak istediği gibi…

Daha özgürlükçü değil mi?

Tweetimden seçmeler

Siyaset dürüst insanların işidir; dürüst olmayanların izin verdiği ölçüde!

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar