1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Baro Başkanı Vahit Bağcı’dan çok özel açıklamalar
Baro Başkanı Vahit Bağcı’dan çok özel açıklamalar

Baro Başkanı Vahit Bağcı’dan çok özel açıklamalar

Kahramanmaraş Barosunun genç ve dinamik başkanı Av. Vahit Bağcı Türkiye’nin parlamenter sistemden çıkarak neden başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini bir hukukçu olarak açıkladı. 17 Eylül 2016 günü Kahramanmaraş’ta bugün gazetesine özel röportaj veren

A+A-

Kahramanmaraş Barosunun genç ve dinamik başkanı Av. Vahit Bağcı Türkiye’nin parlamenter sistemden çıkarak neden başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini bir hukukçu olarak açıkladı. 17 Eylül 2016 günü Kahramanmaraş’ta bugün gazetesine özel röportaj veren Baro Başkanı Avukat Vahit Bağcı Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal sistem ve hukuk konularında önemli mesajlar verdi.

 

Bağcı; “Ülkemizde uzlaşı şartları, genelde seçmen sayısını arttırmaya yönelik partilerin ütopikvaadlere dayandırılmaktadır. Dolayısıyla partilerin bir araya gelip karar almaları çok nadir görülmektedir. Bu da önemli bir yasama ve yürütme zaafıdır. Uzlaşma kültürünün zayıf olduğu ülkemizde siyasal tarihimize baktığımızda parlamenter sistemden kaynaklanan siyasi krizlerin sıklıkla ortaya çıktığı görülebilir.” Dedi.

Bir sivil toplum örgütü başkanı olarak heyecanlı bir şekilde memleketine hizmet eden Bağcı Kahramanmaraş’ta gelecek vaat eden isimlerden birisi. Mesleğindeki başarısını yöneticiliğinde de sürdüren Bağcı Avukatların neden siyasette daha çok olduğunu da yorumladı.

Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi, Kahramanmaraş Barosunun çalışmalarını, Adliye binasının fiziki yapılanmasıyla kadro yapılanmasını, başkanlık sistemi ve yeni anayasayı Kahramanmaraş Baro Başkanı Av. Vahit Bağcı’ya sordu.

Şöyle bir gerçek var; geçmişte tüm baro başkanlarının hepsinin bir siyasi kimliği var sizce neden?

Gerek dünya siyasetine gerekse de Türkiye siyasetine baktığınızda siyasetçilerin meslek dağılımı incelendiğinde genel itibarıyla avukatlar, siyasette en çok yer alan meslek grubudurlar. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra seçilen milletvekillerinin neredeyse üçte birinin hukukçulardan oluştuğu görülecektir. Tabi ki bunun temel sebebi avukatların siyasette daha başarılı olmalarıdır. Avukatın diğer ismi de vekildir, Vekil ile müvekkil ilişkisi avukatın siyasetteki başarısına göre bir süre sonra halk-milletvekili ilişkisine çevrilebilir. Avukat, müvekkilinin taleplerini yargıda dillendirirken milletvekili de halkın ihtiyaçlarını ve taleplerini yasama organında dile getirir. Milletvekili yasa yaparken, avukat yasaların adil bir şekilde uygulanmasına yardımcı olur. Avukatlığın serbest meslek olması sebebiyle avukat, mesleğini yaparken aynı anda siyasetle uğraşabilir ve ona daha çok zaman ayırabilir. Tabi ki aldıkları eğitime bakarsanız her daim siyasetle iç içe olmalarının doğal olduğunu görürsünüz. Avukatın iletişim ve konuşma yetenekleri de siyaset için aranan temel özelliklerdir. Bu nedenledir ki Baro Başkanlarının genelde siyasi kimlikleri vardır. Fakat burada önemli olan Baro başkanının sahip olduğu siyasi ideolojiyi, Baro mensubu avukatlara empoze etmeye çalışmamasıdır. Çünkü kutuplaşma bu meslek örgütüne de büyük zararlar verir. Şu ana kadar Kahramanmaraş Barosu Başkanlığı yapan meslektaşlarımız siyasi kimlikleri ile baro başkanlığı kimliklerini ayırmışlar, yönetimlerini bu felsefe üzerine kurmuşladır. Şu an başkanı olduğum Kahramanmaraş Barosu Yönetim Kuruluda, bu felsefenin tecellisi olarak farklı siyasi görüşlere sahip üyelerden oluşmaktadır.  Çünkü farklı görüşlerin aynı amaç için dillendirilmesi ve bazen de çatışması her zaman daha iyiyi getirir.

Kahramanmaraş Adliyesini fiziki ve yargı personeli sayısı açısından yeterli buluyor musunuz?

Devletin yurttaşlara karşı üstlendiği en önemli görevlerden birisi de sağladığı kamu birimi hizmetlerinin yeterince tatmin edici olmasıdır. Yargı organlarınca verilen hizmetler, kamu hizmetlerinin en önemlilerindendir. Uyuşmazlıkların yargı mercilerince çözümü, meydana gelen zararların giderilmesi, mütecavizlerin cezalandırılması, bir yandan kişilerin hukuka olan inancının sağlanması ve hukuk güvenliğinin oturması bir yandan da adalet duygusunun tatmini açısından önemli rol oynamaktadır. Hızla değişen dünyamızda her alanda olduğu gibi yargı düzeninde de belli bir kalitenin sağlanmasında, adliyelerin fiziki ve mimari özellikleri, teknolojileri ve tabi yargı personelinin sayısı ve nitelikleri çok büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde son yıllarda yapımı tamamlanan devasa ölçülerdeki adliye binalarına rağmen, kısa sürede binaların yetersiz hale geldiği görülmektedir. Adliye binaları, yargı çalışanları ve avukatlar için verimli ve huzurla çalışabilecekleri mekanlar olarak tasarlanırken, vatandaşlara adliyenin girişinden itibaren iyi bir enformasyon sağlanması, açtıkları davalar veya haklarında yürütülen soruşturma ve yargılamalarla ilgili asgari öngörülebilirliğe sahip olmaları, hizmet odaklı devlet anlayışının ve hukuk devleti ilkesinin temel esasını oluşturmaktadır. Devletimizin altına imza koyduğu sözleşmeler ve uluslararası kuruluşlar da buna zorlamaktadır.

Kahramanmaraş Adliyesi de şu an itibarıyla yargı çalışanlarının, avukatların ve tabi  ki vatandaşların ihtiyaçlarını karşılayacak fiziksel özelliklere sahiptir. Yargı personeli sayısı ve niteliği de yeterlidir. Fakat şehrimiz gün geçtikçe büyümekte, dava çeşitliliği ve sayısı artmaktadır. Doğal olarak bir müddet sonra mevcut adliye binası da ihtiyaçları karşılayamaz hale gelebilir, hükümetimiz gerektiği halde bir adliye binası yatırımı daha yapabilir.

Kahramanmaraş Barosu Fiziki Yapılanmasını tamamladı mı?

Kahramanmaraş Barosunun üzerine kurulduğu 3.000 m2 lik gayrimenkul o dönem şartlarında yüksek bir bedel ile Hazineden alınmıştır. Baromuzun o dönemki yönetimi tarafından alınan gayrimenkul üzerine ihtiyaçları karşılayacak, modern bir baro hizmet binasının yapılması için benimde üyesi bulunduğum yeni Yönetim Kurulu, Barolar Birliği nezdinde yoğun çalışmalar gerçekleştirmiş nihayetinde 2012 yılında Hizmet binasının inşaatına başlanılmıştır. Kahramanmaraş ın simge binalarından olan Hizmet binamızın inşaatı 2013 yılı Ağustosunda tamamlanmış ve 9 Kasım 2013 tarihinde Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Av. Metin Feyzioğlu ve birçok ilin Baro Başkanının katılımı ile açılışı yapılmıştır.

Hizmet Binası 4000 m2 lik kapalı alana sahiptir. Bina içerisinde bir adet kütüphane, çalışma odaları, iki adet staj eğitim merkezi, bir adet konferans salonu, avukatlarının kullanımına özgülenmiş lokal, restoran, otopark, toplantı odası bulunmaktadır. İlçelerle beraber toplam 530 meslektaşımıza hizmet eden Baro Hizmet Binamız fiziki yapılanmasını tamamlamıştır. Avukatlarımız için bu bina sadece hizmet binası değil aynı zamanda uzunca zaman geçirebilecekleri bir yaşam alanıdır.

Bir STK olarak kentin çözülemeyen sorunu olarak neyi tarif edersiniz?

Kentin şuana kadar milletvekillerimiz ve kentteki siyasi iradenin girişimleriyle çözülemeyen bir sorunun olduğunu zannetmiyorum

Şehrimiz, 6360 sayılı yasa ile 30 Mart 2014 te Büyükşehir statüsüne kavuşmuştur. Kurulan Büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile sorumluluk paylaşımı yapılmış ve şehre aktarılan kaynak miktarı da artmıştır. Seçilmiş Belediye Başkanlarımız, siyasilerimizin ve bürokratlarımızın da desteği ile özverili çalışmalarla şehrin daha yaşanabilir hale gelmesi ve şehrin sorunlarının çözümü için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Kahramanmaraş-Göksun karayolundaki çalışmalar süratle devam ettiğini görüyoruz. Aslında biraz geç kalındı diye bakıyorduk fakat yapılan yolun güzergâh değişikliklerini ve standartlarını hesaplarsak beklediğimize değecek bir yol olduğunu göreceğiz. Birkaç yıl içerisinde duble yollarımız oto yol standardında olacak.

Sizce Türkiye ye yeni bir Anayasa gerekli midir?

1960 müdahalesi sonrası, halkın oyları ile iktidara gelen hükümetin, devlet seçkinlerinin çizdiği sınırlar içinde hareket etmelerinin sağlanması amacı, gerek 1961 Anayasası’nda, gerekse 1982 Anayasası’nda sistemin işleyişine doğrudan müdahaleye gerek kalmaksızın anayasal kurumlar aracılığı ile siyasi aktörlere ve demokratik süreçlere müdahale edilebilmesine fırsat tanıyan bir rejimin parlamenter sistem altında formüle edilmesine neden olmuştur. 1982 rejiminde cumhurbaşkanlığı makamına, parlamenter sistemin doğasına aykırı olarak güçlü yetkiler verilmesi Türkiye’de siyasal sistemi melez bir yapıya dönüştürmüştür. Bu sayede seçimlerle ortaya çıkan sonuçların, delegasyon zinciri içinde vesayetçi güçlere aktarılarak yumuşatılması mümkün olabilmiştir. 1982 Anayasasının bu sistemi kurgularken, halka hesap vermeyen, sorumsuz bir cumhurbaşkanlığı makamı üzerinden vesayetçi mekanizmanın yönetilmesini esas alıyor olması, ülkemizde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hep bir krize dönüşmesine sebebiyet vermiştir. Bu nedenle 2007 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri 1982 Anayasası’nın vesayetçi doğasının dayandığı temel unsuru çökertmiş, cumhurbaşkanına Anayasa’da tanınan yetkilerin meşruiyet temelini güçlendirmiştir. Bu yeterli değildir. 1982 Anayasasının baştan sona revize edilmeli ve vesayetçi yapıya ilişkin tüm kalıntılar ortadan kaldırılmalıdır. Bu da ancak yeni bir anayasa ile olabilir. Hükümet bu konuda daha kararlı davranmalı, muhalefet yeni Anayasa çalışmalarına destek vermeli ve uzlaşı ile egemenlik ilişkisinin yeniden tanımlandığı, ülkede yaşayan tüm insanların hak ve özgürlüklerinin güvenceye alınmış olduğu, gerek egemenlik ilişkisini yansıtacak, gerekse hak ve özgürlükleri tam anlamıyla hayata geçirecek Yeni bir Anayasa ortaya çıkarılmalıdır.

Hukuk adamı olarak Başkanlık sistemine nasıl bakıyorsunuz?

Az önce de izah ettiğim üzere 2007 Anayasa değişikliklerinin halkoyu ile seçilmiş bir cumhurbaşkanlığı otoritesi getirmesi, 1982 Anayasasının oligarşik modelini anlamsız kılmış, ancak beraberinde ortaya çıkan yeni ilişkileri karşılayamayacak derecede sorunlu bir anayasal yapı doğurmuştur. 1982 Anayasası’nda maddelerin muğlak bir biçimde kaleme alınmış olması, yetkilerin tanımı ve ayrımı konusunda belirsizliklerin bulunması, iki güçlü yürütme otoritesinin bir arada nasıl çalışabileceklerine ilişkin sınırların tam olarak çizilmemiş olması, normal bir demokratik süreçte her an kilitlenme sorunu doğurabilecek nitelikte tehlikeleri içinde taşımaktadır.

Nitekim son bir yıl içerisinde bu süreç yaşanmıştır da; Halkoyu ile seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ın liderlik vasıfları ve tam anlamıyla kullandığı Cumhurbaşkanlığı yetkileri, son dönemde ülkemizdeki demokratik süreçlerin kilitlenmesini engellemiş, Devletin devamlılığı sekteye uğramamıştır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkenin başında her daim bulunmayacaktır. Dolayısıyla bu ve benzer sıkıntıların yeni yönetim sistemi ile çözülmesi gerekmektedir. Bu sistem ise Başkanlık sistemidir.

Parlamenter sistem uzlaşma kültürünü gerektirir. Uzlaşı yok ise istikrarsızlıklar baş gösterir. Ülkemizde uzlaşı şartları, genelde seçmen sayısını arttırmaya yönelik partilerin ütopikvaadlere dayandırılmaktadır. Dolayısıyla partilerin bir araya gelip karar almaları çok nadir görülmektedir. Bu da önemli bir yasama ve yürütme zaafıdır. Uzlaşma kültürünün zayıf olduğu ülkemizde siyasal tarihimize baktığımızda parlamenter sistemden kaynaklanan siyasi krizlerin sıklıkla ortaya çıktığı görülebilir.

 

Başkanlık sistemi ile yürütmenin istikrarı sağlanabilir. Başkanlık sistemi, temel felsefesi devletin temel fonksiyonlarını yerine getiren kurumların halka hesap verebilir kılınması ve bu temelde birbirlerine nüfuz ederek sistemin kişisel bir diktatörlüğe ya da çoğunluk baskısının yol açacağı bir istikrarsızlığa dönüşmesinin önlenmesi düşüncesine dayanmaktadır. Dolayısıyla bu sistemde doğrudan halkın iradesi ile belirlenen makamların kendi alanlarındaki otoritelerinin tanınması, buna karşılık kurumlar arasında bir bağımlılık ilişkisinin oluşmasına sıcak bakılmaz. Yürütme alanında seçilmiş ve tam anlamıyla halka hesap verebilir konumda olan başkan, bakanlıkların oluşturulmasında, kamu politikalarının belirlenmesinde, kararların alınmasında, personel atamalarında ve gerekli kurumsal reformların yapılmasında halk tarafından yetkilendirilmiş bir makamdır. Başkanlık seçimlerinin sonuçlanması ile yürütmeden sorumlu organların belirlenmesi arasında hiçbir aracı mekanizmaya gereksinim bulunmamaktadır. Başkanlık sisteminde yürütmenin istikrarı bu sayede mümkün olabilmektedir. Başkan yürütme alanında düzenleme yapma yetkisi ile donatıldığından politikalarda yaşanılan başarısızlıkları başka bir kuruma havale edemez. Böyle bir sistem yürütmede seçimli makamlar üzerinde vesayet kurabilecek özerk karar alma otoritelerinin oluşmasına da müsaade etmez.

 

Tabi ki Başkanlık sistemi ülkeden ülkeye farklılık gösterecektir. Dört bin yıllık tarihimiz ve medeniyete etki eden kültür yapımızla Başkanlık sistemi de bizim iç dinamiklerimize göre şekil alacaktır. Dolayısıyla korkulacak bir değişim söz konusu olmayacaktır. Özümüzle uyumlu bir sistem hayata geçecek, ülkeyi kontrol altında tutan prangalar kırılacaktır. Ve hiç kuşkum yoktur ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sistem değişikliği ile yeniden medeniyeti şekillendiren bir Dünya Devleti haline gelecektir.