1. YAZARLAR

  2. Veli KARALAR

  3. Bugün 25 Mart 2009
Veli KARALAR

Veli KARALAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Bugün 25 Mart 2009

A+A-

Vefatının 1. sene-i devriyesinde (25 Mart 2016 günü) Merhum Muhsin Yazıcıoğlu anısına yazmış olduğum köşe yazımı güncelleyerek bir kez daha paylaşmak istedim. O’nu yürekten seven ve ölümüne ve katillerinin halen aramızda(!!!) dolaşmasına kahrolan biri olarak…

Buyurun:

‘O gün, işten eve döndüğümde her zamanki gibi saat 16.30 sularıydı.

Haberlere göz atmak için internete girdim hemen. Malum, kıran kırana geçen bir “seçim süreci” yaşıyordu Türkiye ve seçimlere sadece birkaç gün kalmıştı.

***

Bültenlerde ilk göze çarpan, “Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopterin düştüğü”, “Yazıcıoğlu’nun yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı” ve “kazada ölen olmadığı” yönündeki son dakika bilgileriydi.

Yani “yaralı olarak kurtuldu” yönündeki haberler herkes gibi beni de rahatlatmıştı. Hatta “asılsız” bile olabileceğini düşünerek seçim odaklı haberlere yöneldim. Fakat geçen dakikalar saatlere dönüşmeye başlayınca olayın vahameti daha iyi anlaşılmaya başladı.

“Yazıcıoğlu yaralı olarak hastaneye kaldırıldı” haberlerinin yerini “Yazıcıoğlu’nu taşıyan düşen helikopterin izi bulunamadı”lar aldı. Daha ilerleyen saatlerde ve karanlık çökmeye başladıkça da “bulunamadı”ların yerini “halen bulunamadı”lar...

***

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı. Ama düştüğü yer olarak çok değişik yerlerden bahsediliyordu. Belirtilen yerler her dakika değişiyor, her televizyon kanalı farklı yerleri işaret ediyordu. (Nereden bilsindi Türkiye “kirli bir plan”ın devreye sokulduğunu..!!?)

Ortada müthiş bir bilgi kirliliği vardı.

Bütün televizyon ekranlarında kazaya ilişkin kocaman “son dakika” yazıları yanıp sünüyordu.

Zaman buz tutmuştu… O gece “en uzun gece” oldu Türkiye için. O’nu sevenler için.

***

Ertesi gün oldu, yok...  Akşam oldu, yok...

O sırada İHA Muhabiri İsmail Güneş’in yüreklerimizi parçalayan sesi düşmüştü bültenlere çoktan.

Ortalık kış-kıyamet.

Takdirinden sual olunmaz Yüce Rabb’im o günlerde bir de kış verdi ki, ne kış…

Demek ki, Keş Dağı’nın zirvesinde, beyaz karlar içindeymiş hepsinin emaneti Sahibi’ne teslim etme yeri.

(Bakın; o an geldiğinde, Emr-i Hakk vakî olduğunda, denizde, karada, havada nerede olursa olsun Azrail kendine verilen görevi KUSURSUZ yerine getiriyor.  Ne, bir saniye önce, ne bir saniye sonra! Orada ve tam “emredilen anda…”)

***

Tüm ihtimaller en hassas biçimde değerlendiriliyor, çok geniş bir alanda herkes onları arıyordu. Berit Dağları’na bile arama kurtarma ekipleri gönderilmişti.

İkinci günde geçmişti, ama tüm aramalara rağmen hâlâ bir iz yoktu. Artık herkes ümidini yitirmeye başlamıştı.

Kazadan canlı kurtulan olmayıp hepsinin öldüğünden bahsedilse de, bir türlü inanmak istemiyordum. O’nun “mücadeleci hayatı”nı ve bir “çile adamı” olduğunu az da olsa bildiğim için…

“Yok” dedim.

O’nun kazadan hep yaralı olarak kurtulduğunu, arkadaşlarını yanına alarak onların yaralarını sardığını, ulu bir ağacın altında ateş yakmış kurtarılmayı beklediklerini hayal ettim. Pardesüsü omuzlarında, o yüzünden hiç gitmeyen gülümsemesi ile, Türkiye ve İslam Dünyası’nın geleceği için planlarını anlattığını düşündüm.

Oysa…

Oysa O çoktan “Sonsuzluğun Sahibi”ne kavuşmuştu bile.

***

Üçüncü gün, “en acı gün” oldu. Kahrolduk…

Televizyonlarda kendi okuduğu “üşüyorum” şiiri duygularımıza tercüman oldu, gözyaşlarımız sel oldu.

Herkes üzüldü; seven, sevmeyen…

Düşünün; “Ülkücü Camia”nın etine aşeren Rahşan Ecevit bile başını örtüp O’nun cenazesine koştu.

Kazanın Kahramanmaraş ta olması belki de acımızı daha da katmerlendirdi.

Biraz suçlandık, “Çağlayanceritliler’in vefasızlığı” ile utandık!

***

Ilıca’ya her gidişimde o dağlara bakar hayıflanırım. Her bakışımda yüreğim aynı acıyı hisseder, inceden inceye sızlar.

Yeri asla doldurulamayacak müstesna bir şahsiyetti O.

TBMM’de tek başına,  ama bir grup kadar “özgül ağırlığı” vardı.

O’nu, bir cümle ile tarif etmek gerekirse:

“Siyaseti dürüst insanların da yapabileceğinin kanıtıydı” derim ben.’

Evet, bunları yazmışım altı yıl önce...

Son cümleyi bir kez daha haykırıyorum! Ve bir şeyi daha haykırıyorum avazımın çıktığı kadar:

“Muhsin Başkan”ın katillerini bulmak boynunuzun borcudur ey DEVLETLÜLER…!! 

Hoşçakalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar