1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Çevre Bakanlığı Ne İş Yapar?
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

Çevre Bakanlığı Ne İş Yapar?

A+A-

      Dokunuş

Umarsız doğrusu ah şu insanlar!

Kendindeki özelliği fark etmez.

Hele de çığırdan çıktığı anlar;

Ruhundaki güzelliği fark etmez.

                                         A.S.D

       Hangi çevreye bakıyorsunuz arkadaş? Neyin ve nerenin çevresine bakıyorsunuz? Yoksa baktığınızı mı zannediyorsunuz? Veyahut da belirlenmiş turizm alanlarının dışında kalan yerler, çevre sayılmıyor mu? Merak ediyorum açıkça.

       Duyarlı bir vatandaş sıfatıyla çok tedirginim hususiyetle. “Ne olacak bu memleketin hali?” diye haddinden fazla düşünmekteyim. Bazen keşke düşünmesem, keşke vurdumduymazlığa bürünsem, keşke aldırış etmesem kabilinden iç geçirsem de; kabullenemeyerek tekrar kendi yörüngeme dönüyorum. Elimde değildir demek ki…

      Baharın gelmesiyle havaların ısınması, insanoğlunun doğaya karşı özlemini kamçılıyor ister istemez. Dağa, kıra, bayıra, su kenarlarına ya da artık kodladığınız her nereyse; şöyle ailece gidip biraz dinlenmek, piknik yapmak niyetindeyken, daha oturur oturmaz pislik sarmalında kalıyorsunuz. Maalesef gözünüzün iliştiği her taraf pislik kaynıyor.

       Otlara, çalılıklara, kayalıklara savrulmuş poşetler…

       Rastgele atılmış pet şişeler, bira şişeleri, kırılmış cam parçaları…

       Teneke kutuları, çeşitli plastik maddeler, kabuklar…

       Çocuk bezleri, söylemesi ayıp bayan petleri, kemirilmiş kemik parçaları…

       Basit koruma kapları, üstünkörü boca edilmiş yemek artıkları…

       Öbeklenmiş kül ve kömür yığınları, kartonlar, kâğıtlar, peçeteler…

       Buruşturulmuş sigara paketleri, sayısız izmaritler…

       Akarsu kıyılarında tırıvırı fileleri,  balık kılçıkları, kafaları…

       Kısaca aklınıza gelen her şey…

       Medeni insanlar gibi ne oturmasını biliyoruz, ne kalkmasını… Ne yemesini biliyoruz ne içmesini… Ne eğlenmesini biliyoruz ne dinlenmesini… Ne korumasını biliyoruz ne kollamasını ve ne de sahip çıkmasını… Çevreye karşı, barındığımız yerlere karşı çok ama çok saygısız bir konumdayız. Görgüsüzlüğümüz, nobranlığımız hat safhada… Sanki düşmanca yaklaşıyoruz doğaya, sanki intikam peşindeyiz… Katletmekte, kirletmekte, hor kullanmakta üstümüze yok nitekim.

       Zinhar bunu yapanlar cahil zümre zannedilmesin. Defalarca şahidim ki söz konusu kişilerin çoğu, aydın geçinen zümredendir. Rakı ve bira şişelerinin kırılarak tehlike boyutuna ulaşmasında, amil kişiler onlardır. Güzel ve kuytu yerlerde demlenen onlardır umumiyetle. Fakat bütüncül mahiyetteyse halk keyfiyeti mülahazası bakımından, medeniyetin ve davranış bilimlerinin çok çok ötesindeyiz.      

       Adettir bizde, gölgesine oturulan bir ağacın kabuğunu kavlatmak, çentik açmak, ya da ismimizin baş harflerini bıçakla kazımak… Dahası mutlaka bir dalını kesmek, bir yaprağını çiğneyip tükürmek… En beteriyse dibinde ateş yakarak kurumasına sebebiyet vermek ve gelişmesini önlemek…  Piknik ehli bilinçsiz talancıların çoğu, illa da yemyeşil çayırın üzerinde ateş tutuştururlar nedense?. Oylum oylum yanmış yeşilliği görüp de rahatsızlık duymamak, vicdanların nasırlaşmasıdır bence.

       Geçen hafta inatlaştım kendi kendime. Mutlaka göz zevkimi taciz etmeyecek bakir bir yer bulmalıyım dedim. Güya kimselerin uğrayamayacağını düşündüğüm istikametlere açıldım da; Allah için poşetsiz, plastik mamulsüz, şişesiz ve atık maddesiz bir uç nokta bulamadım. İnsanımızın ayak bastığı en kuytu yerler bile nasiplenmiş benzer kirlilikten.

       Öğünmek gibi sayılmasın da galiba ervah-ı âlemden beri benim alın yazımdır, iki ayaklı hayvanların arkasından atıklarını toplamak… O şekilde, orada öylece oturmayı içime sindiremiyorum aksi takdirde. Sonrada erinmeden topladıklarımı getirip mahallenin çöp bidonuna aktarıyorum.

       Çobanlardan ve kasaplardan çok duymuş ve dinlemişimdir, hayvanların işkembesinden poşet çıktığını ve ölüm nedenini… Bazı kasaba belediyelerinin gelişigüzel döktükleri atıklardan dolayı, hayvanlarının telef olması neticesinde mahkeme salonlarında hak arayanlara da yine bizzat şahidim.

       Peki çare ne, çözüm ne?

       Mezkûr ve aynı zaman da mesul Bakanlığın acilen alması gereken, (eğer yetkisi dışındaysa hükümetine sunması gereken) makul tedbirleri bir vatandaş hüviyetiyle sıralıyorum.    

       a) Evvelemirde, Avrupa’da ki doğa katliamcılarına, çevre kirleticilerine uygulanan cezalar ne ise aynısı uygulanmalıdır.

       b) Poşet veya sair plastik maddelerin yerine, toprağın hazmedeceği türden yasal zorunlulukla başka imalat türüne geçilmelidir. (Örneğin: eskiden kullandığımız pazar filesi, kese kâğıdı, taşıma bez torbası muadilinde vs.)

       c) Toplum sürekli basın yayın yoluyla, eğitici görsel animasyonlarla, televizyon programlarında ve haberlerde ara spotlarla ve de çeşitli özendirici reklamlarla yönlendirilmelidir.

       ç) Tıpkı gönüllü trafik denetmenleri gibi, icabında ispatı hususunda gizli çekim yapabilen, ceza yazma ehliyetine sahip kişiler yetiştirilmelidir.

       d) İlkokuldan itibaren ilgili ders kitaplarına müfredat programı şeklinde konulmalıdır.

       e) Bilhassa alkoliklerin kırdıkları ya da kırılmasına zemin hazırladıkları içki şişelerinin üzerinde kanunen çok durulmalıdır.

       Ezcümle: Tabiatın dokusu, sorumsuz kişilerin keyfiliğine bırakılarak bozulmamalıdır.

       Tez elden müdahale esastır.

Önceki ve Sonraki Yazılar