1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Çözümsüzlükse komisyona havale!
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Çözümsüzlükse komisyona havale!

A+A-

 

Adını vermeyeyim, bir arkadaşıma sıklıkla takılırım, “Bir işin olmasını istemediğimde sana havale ediyorum” diye. Nasılsa “bu sorunu çöz” dediğimde, asla çözülmüyor. Hâlbuki kendi haline bıraksam kesinlikle çözülecek, o kadar çetrefilli değil yani.

Bazı komisyonlar da tıpkı arkadaşım gibi…

TBMM’deki komisyonlar da, il genel meclisleri de, STK’ların oluşturduğu komisyonlarda da arkadaşıma benzer karakteristik özellikler var.

Eğer bir konu, komisyonlara havale ediliyorsa, “bunu kısa yoldan çözün” diye değildir, “kısa yoldan çözülmediğini gösterin” de değildir. Daha açığı, “öyle bir çözün ki, hiç kimse bir şey anlamasın”dır.

Komisyonları oluşturanların, komisyonlardan beklentisi bundan başka bir şey değildir. Darbeleri Araştırma Komisyonu, şimdilik en iyi çalışan komisyon olarak farklılığını koruyor. Eğer bunun akıbeti de Uludere’nin akıbetine benzerse vay halimize.

Çünkü son Uludere olayında da gördük.

Asgari Ücret Tespit Komisyonunda da…

Uludere’de her kim emir vermişse vermiş veya hiç kimse emir vermemiş ama birileri 34 insanı bombalarla paramparça etmiş. Konuşmalar var, emri veren belli, emri alıp uygulayan hayatta. “Tek soruyla” çözüme ulaşacak bir konu, komisyona havale edildi ve bir şey çıkmadı.

Çıkmayacak da…

Ve biz, bu komisyondan çıkana bakarak, Uludere olayının çözüleceğini sanıyoruz. Tıpkı diğer komisyonlar gibi…

***

Hadi bunu geçtik, bunda 34 can vardı ve sorumluluğu birine veya birilerine atmak yürek isterdi.

Peki, Asgari Ücret Tespit Komisyonu, her yıl, milletle dalga geçercesine neyin tespitini yapıyor?

Oysa çok basit bir hesabı var bu işin.

Zira asgari ücretin hesaplanmasında besin harcamaları baz alınıyor. Dengeli bir beslenme için gereken harcama tutarları, piyasa fiyatıyla, yani perakende satış fiyatları kullanılarak hesaplanıyor. Bunun yanında da ev (kira), ulaşım, sağlık gibi harcamalar da dâhil edilerek, aylık “harcama” tutarı belirleniyor. Bu oran “en az tutar” olduğundan, “asgari yaşama düzeyi”ni de belirlemiş oluyor.

Bu rakamları elde etmek çok zor değil, komisyonu oluşturan üyelerin çarşı pazar dolaşmasına gerek yok. Devletin resmi rakamları da, sendikaların belirlediği rakamlar da her ay yayınlanır. Yani elde veri var, çarp, böl, topla ve çıkar…

Tabi bunun için dört işlemi bilmenin yanında, birazcık da vicdan sahibi olmak gerekiyor. İşte sorun vicdani kısımda başlıyor.

Eğer komisyon üyeleri, “eldeki verileri” baz alarak sonuca gitme çabası olsa, hiç kimsenin eleştireceği bir mesele kalmayacak. Belki yine az bir maaş tahakkuk edecek ama sonuçta “eldeki malzeme bu” diyebileceğiz.

Ama komisyon üyeleri bunu yapmıyor. Bu hesabı nasıl çıkardıkları konusunda ipucu bile vermiyorlar. Hani bu besinleri, bu kadar ucuz alacağımız yer varsa, neden bize de söylemiyorlar?

Komisyon, keyfi şekilde de belirlenmemiş. Toplumun tüm kesimini değilse de, büyük bir kesimini temsil edenler arasından seçiliyor. Hani içinde fakir fukara yok ama olsun, cebi şişkin, sırtı kalın, ensesi kuvvetli insanlarımız var. (Sırtımız sağlam anlayacağınız.)

İşte bu komisyon şöyle belirleniyor…

Hükümet ve dolayısıyla da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, “kardeşim, ben bu ücreti belirleyemem” deyip, bir komisyon kuruyor. Komisyonda hem işçi, hem işveren temsilcilerinden üye kattığı gibi, bir de devletin adamları kurula giriyor.

5’i işçi, 5’i işveren, 5’i de devlet temsilcisi olmak üzere 15 kişiden oluşan komisyonda, işçi tarafını nedense sadece Türk-İş temsil ediyor. Hâlbuki Türk-İş’ten başka sendikalar da var.

İşveren tarafını ise TİSK temsil ediyor.

Ve beş devletin görevlendirdikleri…

Bunlar da genellikle “alanında uzman” olan akademisyenlerden oluşuyor.

İşe bakın, oluşturulduğu ilk günden bu yana işveren ve devlet temsilcilerinin oyuyla asgari ücret geçiyor ve her seferinde işçi temsilcileri “reddediyor” veya “öyle yansıtılıyor” neticede kabul görüyor…

Ve bu insanlar, eldeki verilere bakarak, dört kişilik bir ailenin (fazlası yasak hemşerim) aylık asgari giderini belirliyor. Bu yıl, 774 lira uygun görüldü. Bunun içinde ev kirası da var, ulaşım da.

Sadece ikisi değil elbet, beslenme de var, eğitim de…

Hatta o kadar ince düşünüyorlar ki, içinde tatil bile var, tatil!

Üstelik “çok sıkı” pazarlıklar sonucu bu rakam belirleniyor. Bir oturumla karar veremediklerinden aylar süren bir emek ve çaba harcıyorlar.

Ve sonunda “enflasyon”a endeksli bir karar çıkıyor. Yani eldeki verilere göre değil, enflasyona göre. O zaman bu komisyon neden toplanıyor, neden onlara “oturum parası” ödeniyor?

Çünkü, o komisyonun görevi soruna çözüm bulmak değil, açıklandığı andan itibaren alacağı tepkilerle, hükümetin hedef alınmasını önlemek.

Yani Asgari Ücret tespit Komisyonları, bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da hükümetlerin kalkanıdır, cansiperane görev yapmaktadırlar ve bunun için hepsine “Devlet Ödünç Madalyası” vermek gerekir ama milletin övünç madalyasını rüyalarında bile göremezler!

Twitimden seçmeler

Sendikaların maaş zammı taleplerini anlayamıyorum. Nasılsa verilen zam, her şeye yapılan zamlarla geri alınacak.

www.twitter.com/naifkarabatak

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.