1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Danışıklı Dövüş
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

Danışıklı Dövüş

A+A-

                     Dokunuş  

Sağımdan kesilince ineklere gün doğar.

Bataklık çoğalınca sineklere gün doğar.

Sözü, namus bilenler kenara çekilince;

Ortalıkta dolaşan döneklere gün doğar.

                                                      A.S.D

       Kimseyi “kılağı”lamak niyeti taşımıyorum.

       Velâkin illa da söylemem gerekirse, anlaşılan rahmetli anacığı  “Kadir Gecesi”nde dünyaya getirmiş Recep Tayyip’ini. Baksanıza her türlü elverişsiz ortamda bile şansı yaver gidiyor. Adamı “Eyfel Kulesi”nden aşağı atsanız, iki ayağının üzerine düşüyor mutlaka. İşin daha da enteresan yanı, atılmaya matuf kendisinin değil de; bilakis atmaya yeltenenlerin kaburga kemikleri kırılıyor, beyinleri sarsılıyor, külçe gibi yığıldıkları görülüyor (!) bir şekilde.

       Nerede hayatî ve sosyolojik mȃnȃ da bir tehlikeyle karşılaşsa, beklenmedik iyimser sebeplerin ihdası neticesinde kurtulmayı başarıyor genellikle. Diğer bir ifadeyle umulmadık yönden birileri, hatta birçokları Hızır gibi imdadına yetişiyor aniden. “İşte şimdi bittiğinin resmidir!” diyenlerin aksine, bir gizli el devreye girmek suretiyle menfi planları ve beklentileri boşa çıkartıyor temelli.

       Ben bu hususta mevcut siyasi muarızlarından da iyice şüphelenmeye başladım. İhtimalî bir danışıklı dövüş üzerinde kafa yormaktayım hâsılı.  Nedir bir adamın lehine bunca çapraz gelişmeler, “düşeş”ler, bazen bir taşla iki kuş vurmalar, savrulan oklardan yara almadan sıyrılmalar vs.?

       Üç dönemdir, genel ve mahalli seçimlerde muhalefet teknesi devamlı su alırken; İktidar gemisi adeta çiftetelli oynayarak sahil-i selamete çıkıyor. Hem de daha donanımlı, daha da güçlenerek…

        Söz gelimi Bay Devlet Bahçeli’nin mecliste ve meydanlarda kendisini kaptırıp naralanması, konuşurken terminolojisindeki “püskevit” kelimesini yöresel kullanması, ufuktaki seçimlerin trendini şimdiden yakalamaya çalışması… Artı, ileriye dönük vekil kat sayılarını “cifri” hesaplarla sembollerle ilişkilendirme saadetindeyken, tekmil bunların Recep Tayyip Erdoğan’ın kȃr hanesine yazılıyor olması…

       Bay Kılıçtaroğlu’nun neredeyse sıradanlaşmış biçimde sayısız gaflarıyla ulu orta üfürmelerinin “Uzun Adam”a puan kazandırması…

       Kurumsal mahiyette CHP’nin, millet namına gerçekleştirilmesi planlanan her hayırlı hareketi engelleme aşkıyla yanıp tutuşması… Aynı dürtüyle Anayasa Mahkemesi önünde nöbet tutması… Haricen yola, köprüye, kavşağa, limana, hızlı trene; “istemezük!” çılgınlığında tepinerek, Ak Partiye gizlice destek sağlaması… Tesadüf mü yani?

       Muharrem İnce’nin, Kamer Genç’in, Hüseyin Aygün’ün ve bir kısım bağyan milletvekillerinin zehirli dil darbeleriyle “diktatör” tabir ettikleri adamın değirmenine harıl harıl su taşımaları bir görevin ifasıdır belki de…

       Ya gırtlağına kadar şaibeye gömülmüş Mustafa Sarıgül’ün, ya bazı mahfillerce CHP’ye monte edilen yan sanayi ürünü Mansur Yavaş’ın adaylığı… Ya benzer nitelikteki çölpeşik uygulamalar, enstrümanlar, argümanlar; Ak Partiye birer artı puan mesabesindir kuşkusuz.

       Malzeme sebil maşallah!

       “İmparatorluk çöküyor, daha belini doğrultamaz!” mahiyette sevinç çığlıkları atılacağı bir sırada, hemen Levent Kırca’nın, inananları küçümseyen komedileriyle Müjdat Gezen’nin soytarılıkları                  sürülüyor piyasaya. Yılmaz Özdiller, Bekir coşkun giller, Emin Çölaşanlar, Uğur Dündarlar ve bilumum kalibresi düşük takım taklavat familyası ceffelkalem giriyor devreye… Oh, ne ȃlȃ… Al sana bir iki puan daha…

       Yeterli mi? Hayır!.. Takviye birlikleri bileylenmiş duruyor az ötede… 

 

       Örneğin Sözcü gazetesi, Cumhuriyet, Hürriyet, Aydınlık derken; nice çapsız paçavralar başlık atma yerine kusmuk atınca, Kasımpaşalının ibresi yükseliyor behemehâl. Çünkü hakkaniyete ve hamiyete düşkün halk kitlesinin, asılsız yazılanlar çizilenler karşısında; “Şunlara mı itibar edeceğiz?!” şeklinde burun kıvırmasıyla takriben yarım puan daha aktarılıyor Kasımpaşalıya…

       Dedim ya anası,  “Kadir Gecesinde dünyaya getirmiş.” diye.

       Uzayda yaşayanların; “Zemine çakılmasına ramak kaldı. Tepesinin üstüne gidiyor gayri.” gözüyle bakmasının ertesinde; birden Pensilvanya şeyhi ve müridanları takıldı kurtarma kuyruğuna ve de puan artırma yarışına…

       Malûm ve mezkûr  şeyhin bedduaları eşliğinde,  Samanyolu bir taraftan, Kanal Türk bir taraftan, Bugün TV bir taraftan Ulusal kanal ile Halk TV paralelinde ortak yayına geçince; muhafazakâr kanadın ve hadiselere duyarlı kesimin şalteri tamamen atıverdi; “Hop beyler, n’oluyoruz?!” gibisinden…

        Arkasından kurma kollu cengâverlerin topluca taarruzu, Cihan Haber Ajansı’nın takla haber aktarımı, paralel babayiğitlerin tır arama macerası, ayakkabı kutucukları, ses kasetlerinin servise sunumu, keza Başbakana  “bahar hayatı” yaşatırken; oy deposundaki artışlara da neden oldu.

       Bu bir danışıklı dövüş değilse nedir peki?

       “Tayyip diktasına karşıyız!” salvosunu atanlar, yalan söylüyorlar bence. Saman altından su yürütüyorlar açıkça.  Veyahut kar da yürüyüp izlerini azdırdıklarını zannediyorlar. Biz göbeğini kaşıyanlar da (!) yutuyoruz nitekim.

       Oysa bidon kafalı höykürmenler, çemkirmenler, enkırmenler, kılkuyruk sanat(!)çılar, çapulcular, saltocular, CIA-MOSSAD eksenli paralel örgütler, baronlar, din kisveli bezirgânlar ve toy siyasetçiler tezatlarıyla “uzun Adam”ın ekmeğine yağ sürüyorlar daima.

      Yağız atlı süvarinin peşinden nal toplamaları da cabası…

Önceki ve Sonraki Yazılar