1. YAZARLAR

  2. Asuman SOYDAN ATASAYAR

  3. Depremin Bıraktıkları (Anı)
Asuman SOYDAN ATASAYAR

Asuman SOYDAN ATASAYAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Depremin Bıraktıkları (Anı)

A+A-

O gün hava inanılmaz derecede sıcak ve boğucuydu. Yatak odamda yatmanın imkânı yoktu. O gece yani 17 Ağustos 1999 gecesi, büyükçe bir yer minderiyle yastığımı alarak balkonda kendime bir yer yatağı yapmıştım. Oğlum henüz dört yaşındaydı. Onu da yanıma alarak balkonda serinlemeye çalışırken, gökyüzünü de inceliyordum. Yıldızlar ne kadar da büyük görünüyorlardı. Dikkatle bakmıştım onlara. İstanbul’a geleli yıllar olmuştu da, ilk defa yıldızları bu kadar canlı ve sayıca çoğalmış görüyordum. Elbistan gecelerinde olduğu gibi parlaktılar. Erenköy’ün nemli havasından ve de ışıkların yoğunluğundan dolayı kaybolurdu yıldızlar burada… Bu gün ne olmuştu da bu kadar canlıydılar. Her zamankinden oldukça iri ve sayı bakımından yoğundular. Yeryüzüne sanki çok az mesafeleri kalmış, yolumuz az kaldı diye gülüşerek yeryüzüne el sallıyor gibiydiler. Allah’ım! Ne büyüksün. Sonsuzluğun içinde muazzam bir şekilde, sonsuz sayıda yaratılanlar, sonsuz sayıda güzellikler, ihtişam hepsi muhteşemdi.. Şu seyretme anı bile ne büyük bir lütuftu benim için… 

Oğlumun kafası ve kolları üzerimdeyken ikimiz de uykuya dalmışız. Gecenin bir vaktinde eşimin sesiyle uyanmıştım. “Kalk yerine yat! Balkonda uyunur mu?! ” diye seslenince hemen oğlumu kucaklayarak yatağına yatırmış ben de uyku sersemliğiyle  kendimi yatağa atmıştım. Sıcağın rehavetiyle yeniden uykuya dalmıştım ki-galiba iki dakika sonra- bir gürültü ve sarsıntı ile fırladım yerimden. Kızlarım gürültünün ne olduğunu anlamak için yanıma koşmalarıyla oğlumu da kucakladığım gibi hep birlikte soluğu balkonda almıştık. Öyle bir gürültü ve uğultu vardı ki anlamını çözemediğimiz; sallandığımızın farkında değildik. Deprem olduğunu idrak edemediğimiz için en tehlikeli yer olan balkonda anlamsız gözlerle gökyüzüne bakıyor, dua ediyorduk. Bitmeyecekmiş gibi gelen bu uzun sahne meğer 45 saniye sürmüş. Az sonra şehrin ışıkları kesilip zifirî karanlığın içinde kaldığımızda martı ve kargalar  gökyüzünde, kedi ve köpekler yeryüzünde kendi sesleriyle çığlık atmaya başladılar. Balkonda ki bu bekleyişin ardından büyük kızım farketmişti felaketin ne olduğunu..”Anne deprem oluyor, çabuk aşağı inelim! ” diye bağırdığında durumun vehametini kavramıştık. Meğer uyku sersemliğiyle gürültüyü  gök yarılmışda yeryüzüne bir şeyler düşüyormuş gibi algılamış, sallandığımızı fark edememişiz.. Karanlıkta elimize geçirdiğimiz kıyafetlerimizi de  alarak aşağıya fırladığımızda, İstanbul halkı sokaklara akmıştı  çoktan. Çelebi Sokak’ı insan kaynıyordu. Pijamalı, gecelikli, sabahlıklı döküm saçım insanlar meraklı gözlerle bir birlerine soruyor, bazıları telaşla koşuşturuyorlardı. Her yer ana baba gününe dönmüştü. Yol boyunca dizili duran  araçların radyolarından acı haberler gelmeye başlamıştı. Cep telefonu trafiği bazı acıları  tez ulaştırıyor, çığlık sesleri gecenin karanlığını yırtıyordu adeta. Adapazarı’ndan, Yalova’dan, İstanbul Avcılardan, Bolu’dan gelen haberlerde her dakika ölü sayısı artıyordu. Dakikalar ilerledikçe onar yirmişer, daha sonraları yüzer yüzer ölü ve yaralı sayıları sabahın  ışıklarıyla beraber katlanarak artmaya devam ediyordu.

Marmara bölgesi büyük çapta yıkılmıştı. Türkiye’nin zengin ve gelişmiş bölgesi olan Marmara kendini nasıl topalayacaktı bunca kayıp bunca yıkımdan sonra. 19 binden fazla ölü, 50 bine yaklaşan yaralı ve sayısız enkaz... Yap-boz evlermiş meğer yükselen apartmanlar. Kırk beş saniye içinde yerle bir olan coğrafyanın  çaresiz insanları, yardım için çırpınan yürekler içler acısıydı... Bizler televizyondan hazin sahneleri seyrederken, depremzedelere acımaktan başka bir şey yapamıyorduk. 

Günlerce televizyondan bu dehşet görüntülerini izlerken,konuşmalarımızı kendi imbiğinden süzen dört yaşındaki oğlumun küçücük dünyasının nasıl etkilendiğini onu kendi kendine konuştuklarına kulak kabartınca fark etmiştim. Kendi oyun masasına oturmuş, minik ellerini yüzüne dayamış, sanki birisiyle konuşur gibiydi:

 - Allah’ım! Sen bu kadar kötü olamazsın. Neden bu insanları böyle zavallı yaptın? Neden onları evsiz bıraktın. Yarabbi iyiki bize yapmadın. Şükür Allah’ım… Bir daha deprem yapma Allah’ım! Kimseyi böyle öldürme, bir daha enkaz yapma Allah’ım! ... Bizi bu dünyada koydun da sen neden gittin Allah’ım? Sen her yerde bizi görüyorsun da biz seni neden göremiyoruz Allah’ım? Yalnız başına canın sıkılmıyor mu?...Bu güneşleri, bu ayları nasıl böyle güzel yarattın da depremi de böyle çirkin yarattın? Bir daha böyle çirkin şeyler yaratma Allah’ım! Ya Rabbi şükür Allah’ım… Bir daha çirkin evler yaratma. Havuzlu evler yarat… Çocuklar ağlamasın… Onlar yiyecek bulsunlar… Hırsızları da yaratma Allah’ım! , Polisleri yarat Allah’ım… İtfaiyeyi yarat…Bismillahirrahmanirrahim...Yarabbi şükür. Böyle çirkin şeyler yaratmasaydın seni daha çok severdim. Gene de çok seviyorum. Gene de çok teşekkür ederim sana. Seni sevgi ve duygularla anıyorum… Teşekkür ederim bizi böyle yapmadın Allah! ım! ”

Takılmış plaktı sanki. Aynı sözleri ardı ardınca sayıyordu. Çevrede olanları, konuşulanları kendince yorumlayarak dua ediyordu. Herhangi bir yıkım yaşamadığımız halde, evimizde bir vazonun bile oynamamasına rağmen sırf görüntülerden dolayı  oğlum böyle etkilendiyse, depremin bizzat içinde olan yavruların ruh halini  varın tahmin edin.

Zaman ilerledikçe her acı gibi bu acıların bıraktığı izler de azalacak ve yok olacaktı doğal olarak. Depremde zarar görmeyenler, acıma duygularıyla, dualarıyla, maddi-manevi yardımlarını gönderdikten sonra normal yaşantılarına devam edeceklerdi. Bir araya geldiklerinde bu yazın ne sıcak geçtiğini, deniz sularının farklılığını, gökyüzünde yıldızların o gece ne de büyük göründüklerini, deprem sırasında yaşadıklarını tekrar edecekler; olayların yorumunu yapacaklar; depremin şok etkisini daha kaç kez konuşacaklar kim bilir? Sebebi bir doğa olayı mı yoksa insanların azgınlık ve sapkınlıklarından dolayı Allah’ın bir gazabı(!)  mıydı? Yorumlar, yorumlar uzayıp gidecek daha yıllarca.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.