M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

Milli Vicdan
Yazarın Tüm Yazıları >

Dersim Dersi

A+A-

Daha önce Ermenilerden ve PKK’lılardan özür dilemeye teşebbüs eden Sayın Başbakan bu kez Dersim de isyan eden bölücüler için özür diledi. Özürcüleri dinleyince, sanıyorsunuz ki; Türk ordusu durduk yere Dersim’e girdi, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmadı, ahaliyi kılıçtan geçirdi! Dersimde canlı bir mahlûkat bırakmadı!
İnsan ALLAHTAN korkar, kuldan utanır. Oysa hakikat hiçte öyle değil. Hakikat, Türkiye Cumhuriyetinin egemenliğini tanımayan, Türk askerlerini acımasızca katleden Dersim aşiretlerine/eşkıyalarına karşı hükümetin bir askeri hareket gerçekleştirmesidir. Bu tür askeri harekât yapılırken elbette istenmedik olaylarda yaşanabilmektedir. Bu şekilde yaşanan birkaç münferit olaydan dolayı Türk Devletini katliam yapmakla suçlamak bizce ahlaki ve vicdani değildir.
5 bin kişilik bir aşiret ordusunun egemen olduğu ve Cumhuriyet Hükümetinin tanınmadığı Dersim’e askeri harekât yapılmasından daha doğal ne olabilir ki. Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş ancak kurumlarıyla Anadolu topraklarına tam egemen olamamıştır. 1923’te Cumhuriyet’in ilanından yaklaşık bir yıl sonra çeşitli neden ve amaçlarla başlayan isyanlar 15 yıl devam ederek 1938’e kadar sürmüştür. Bölgede yaşayan Kürt Aşiretlerinin niyeti gayet açıktır. Egemenliklerinin devam edebilmesi için buralarda Türk Devletinin Hâkimiyetini istememişlerdir.  Genç Cumhuriyet’in yöneticileri ise Türkiye Cumhuriyeti devletini tüm Anadolu’da egemen kılmayı, devlet ve ulus birliği kurmayı hedeflemişlerdir. İsyancılar ise bu egemenliğe karşı kendi aşiret egemenliklerini, bazen özerkliklerini, bazen de bağımsızlıklarını kurmak ve korumak istemişlerdir. Kısacası, bölge halkı Türkiye Cumhuriyeti Devletine baş kaldırmış ve isyan harekâtına kalkışanlar gereken cevabı almıştır.
Başkaldırılar sadece Dersim ile sınırlı kalmamıştır. 1924’te Nasturi, 1925’te Şeyh Sait, 1926’da 1. Ağrı, 1927’de Mutki ve 2. Ağrı, 1929’da Tendürek, 1930’da Savur,  Oramar,

3. Ağrı, Pülümür ve 1937‘de Dersim isyanlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Devleti idare eden o günkü kahramanlar gözlerini dahi kırpmadan isyancıların üzerine yürümüş ve kararlılıkla gereken yapılmıştır. Bölücü eşkıyaya son olarak Dersim de bir ders verilmiştir. Allah o dersi verenlerden razı olsun.

 ZAVALLI SURİYE
Güzel komşumuz zavallı Suriye. Şimdiye kadar rahat yüzü görmeyen bu kardeşlerimizin başlarına gelenler yetmiyormuş gibi, şimdide kurtlar sofrasının tam ortasına düşürüldüler. Ne yazık ki oynanan oyun aynı tezgâh aynı pazarcı aynı. Üstelik Irak’ta, Mısır’da, Libya’da olduğu gibi başlarına gelecek her şey onlar adına yapılacak, onları ‘diktatörlükten kurtarma’ adına yapılacak. Iraklılar, bu oyunun faturasını ödeye ödeye bitiremiyorlar, bir milyondan fazla insan ölmesine rağmen çile hala bitmiyor. Libya elli yıldan beri kazandığı her şeyi kaybetti. Türkiye’nin de içinde bulunduğu dış güçler ülkeyi acımasızca bombaladı. Bir yandan da kardeş kardeşi boğazladı.  
Zaman Gazetesi yazarlarından İhsan Dağı Suriye Politikamız; ‘ya hep ya hiç’ başlıklı yazısında: “… Her halükarda şu anda ok yaydan çıkmış durumda. Suriye ve Türkiye ilişkilerinin Esed gitmeden 'normalleşmesi' artık imkânsız. Daha da ötesi, Türkiye'nin son zamanlarda pek gurur duyduğu Ortadoğu'daki 'yükselen gücü', Suriye 'düşmeden' restore edilemeyecek. Esed'in Şam'da oturmaya devam ettiği bir senaryo Türkiye'yi bölgesel politikada 'kâğıttan kaplan'a dönüştürecek, 'düzen kurucu' rol oynadığı iddiasını gülünç hale getirecek.

Kısaca, Suriye politikasında Türkiye, 'kazan kazan' politikasından 'ya hep ya hiç' politikasına savrulmuş görülüyor. Ya siyasal hedefi olan Suriye'de rejim değişikliğini gerçekleştirerek 'dönüştürücü güç'ünü sergileyecek ya da geri çekilecek ve bölgesel politikasının dilini, araçlarını ve hedeflerini gözden geçirecektir. Bu, başka ülkelerde 'rejim değişikliği' politikası izleyen her ülkenin başına gelir; hedef gerçekleşirse bölgesel ve küresel profilleri yükselir, hedef ülkedeki 'nüfuz'ları tavan yapar, ancak rejim değişikliği hedefini gerçekleştiremezlerse de 'rezil' olurlar. Suriye örneğinde Türkiye'nin yaşadığı açmaz bu…

Bazıları 'bir taşla iki kuş' vurmak da isteyebilir. Türkiye, Esed'in gönderilmesinde fiili bir kaldıraç rolü oynamaya başladığında kendini birden yapayalnız bulabilir. Esed rejimiyle birlikte Türkiye'nin de batması üzerine kurulan bir senaryoya ne dersiniz? Suriye'de rejimi değişime zorlayabilen bir Türkiye'nin edineceği prestij ve gücü bölgesel ve küresel aktörler almaya hazır mı sizce?” diye soruyor.

— Ne bilelim biz. Türk Hükümeti tarafından tamda Suriye ye müdahale aşamasında ‘Dersimdeki ayrılıkçı isyankâr ve bölücülerden’ niçin özür dilendiğini şimdi daha iyi anlıyoruz; “Suriye’deki bölücü asilerin yanında yer alabilmek için…” Allah akıl ve fikir versin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.