1. YAZARLAR

  2. Abdulbaki GÜNIŞIĞI

  3. Digur’ Ya Dan Gur’ Ya Ya Bir Seyahat
Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Yazarın Tüm Yazıları >

Digur’ Ya Dan Gur’ Ya Ya Bir Seyahat

A+A-

 İnşaat işleri ile uğraştığım yıllarda tanıştığım dostum merhum Seydi Geyik (Eminer) beyin oğlu sayın Alaeddin Devlet Eminer’ in daveti üzerine Gürcistana bir seyahat yapma imkanım oldu. Bu tarihi oğuz ve kıpçak yurdunu gezmek ve görmek arzusu uzun bir araba yolculuğunu göze almamı kolaylaştırdı.Kafkasyanın kuzey doğusunda dağlar içine yerleşmiş bu eski ve güzel yurt parçamızı gezmek içimde derin duyguların oluşmasına sebeb oldu.

        13 Haziran 2015 günü sabah namazını müteakip pazarcık ilçemiz üzerinden yola koyulduk. Bingöl ilimize kadar yollar gayet güzel ve tamamı çift şeritli olarak yapılmış. Bu yolları yapanlara dua ederek yolumuza devam ettik. Bingölden  Erzurum ilimize giden yol ise tam bir felaket idi. Bitmemiş ve çoğu tek şeritli bu yol yurdumuza hiç yakışmamış. Bizim niyetimiz Posofkapımızdan gürcistana gitmek idi. Bingöl Erzurum arasını beğenmez iken. Erzurum Ardahan yolunun bozukluğu bizi daha çok şaşırttı. Fakat bütün bu şaşırmalarımız Ardahan dan Posofa giden yola girmemiz ile büyük bir kızgınlığa ve infiale sebeb oldu. Posof’a bir kapı yapıyorsunuz ve o kapıyı kullananları çamurlar içinde bir yoldan Gürcistana gönderiyorsunuz. Türkiye kısmında kalan yol devletimizin büyüklüğü ile tezat oluşturuyor ve imajımızı yerlerde sürüyor. Gürcistana girdikten sonra yolun tek şeritli olmasına rağmen asfalt olması seyahatımızı biraz olsun kolaylaştırdı. Gürcistan da duble yol yok denecek kadar az. Posof tan girdiğimizde ki ilk yerleşim yerlerinden birisi de Guria idi. Türklerin ortak ismi olan Türk isminin öncesinde her Türk boyu Gur ortak isminin değişik ekleri ile ifade edilen parçalı bir isim taşıyordu. Bu boylar arasında bulunan Türk boyunun ismi daha sonra ön plana çıkarak Türkçe konuşan bütün bu boyların ortak ismi olmuştur.

             Bu Gur boylarının bir kısmının ismini hatılayalım. Gur, Uygur, Finogur, Onogur, Ulzingur, Kutrigur, Utrigur, Bitrigur, Belgur (Bulgar) Digur, Ligur, Zigur v.s Yirmidört boy olan bu gur oymakları tarih içinde isimlerini değişmiş olsalarda hala bu isimle anılan boylar yaşamakta veya bu isimler onların yaşadığı yerlerde yer ismi olarak yaşamaya devam etmektedir. Kuzey italyanın birkaç yerleşim ismini hatırlayalım. Digurya, zigurya, ligurya, Alto adıge, premier Adıge , Milano. Bu isimler oğuz ve kıpçak Türk boylarının isimleridir. Bu isimlerin manalarını tek tek açıklama yazımızın mevzuu olmadığı için Türkiyede ki karşılıklarını yazmakla iktifa edelim. Digurya denilen yer karsın şirin ilçesi digor ilçemize ismini veren boyun ismi ile aynıdır. Tarihi seyir içinde etrüksler veya Hunlar ile oralara giden bu boy mensupları oraya bu ismi vermişlerdir. Lilgurya ve digurya ise kafkasyada yer ismi olarak yaşamakta ve bu yerlerin insanları da kendilerini böyle tanımlamaktadırlar. Kafkasyadaki büyük nehirlerden birisi de İngur nehridir. Tiflisin (tiblis) içinden geçen kura nehri ise Gura ismini taşımaktadır. Bu nehir Gur isminin yaşayan larından bir misaldır. Türkçede G ile K harfi oğuz ve kıpçak lehçesine göre kelimenin başına geçer.  Kıpçaklar K ile söylemeyi tercih etmişlerdir. Adıge ismi ise hala Türkçemizde yaşayan Edik(ayakkabı-çizme) isminden türemiş bir kelimedir. Büyük Astarhan devletinin en muşhur hanı Edige hanın ismini taşımaktadır. Edige destanı ise bu hanın hayatını anlatır. Şimdi orada yaşayan ve on iki boydan müteşekkil Adıge isimli devletin bayrağında üç ok ve oniki yıldız vardır ve bizim sahipsizliğimizde kendilerini Türkten gayrı bir millet saymaktadırlar ve bizlerde onları çerkes ismi ile tanımaktayız.

          İşte Karsımızın güzel ilçesi digur dan geçerek vasıl olduğumuz Guriya özbeöz bizim akrabalarımızın yaşadığı, fakat hayatlarını islamın değil Hristiyanlığın şekillendirmesi neticesinde büyük Türk Ulusundan ayrılanlardan olduğu coğrafyamızdır. Tıpkı akrabaları Bulgar lar ve kısmen Türklüğünü hatırlayan macarlar (onogur) gibi.  Tiflise gider iken İstanbulda tanıştığımız arkadaşlara nerede ise on yıl Gürcistanı yöneten ve hakikaten gelişmesine katkısı olan Mihail Şahkaşiwili beyin şeceresinide götürdüm. Gürcülerin bizden bir parça olduğunu onlara anlatmak öyle kolay bir mesele değil. Ortak hususlarımızın bize yardımcı olmasına rağmen Hristiyanlığın verdiği ayrılık öyle kolay kolay aramızın düzelmesine fırsat vermemektedir. Kiliselerde gördüğüm ve sürekli Türklerin itham edildiği resimler yeni bir tarih olarak aramıza set çekmektedir. Fakat usanmak ve vazgeçmek yok. Sayın Mihail beyin şeceresi merhum büyük tarihçi Yılmaz Öztunanın 52 yılda hazırladığı eseri devletler ve hanedanlar isimli jeneoloji eserinde bulunmaktadır. Oradan aldığım küçük bir bölümü bir kağıda yazarak Gürcistana götürdüm. İran şahı tahmapsın 5. Hanımı Otar isimli bir kıpçak beyinin kızıdır. Şecerede aynen şöyle yazmaktadır. Sultanzade bin otar.( Gürcistan Şahkaşwili ailesinden aslen kıpçak Türkü ( Hayder mirzanın annesi) kardeşleri gürci zal bey ve gürci Ali han bey. Dikkat eder iseniz gürci ismi özellikle zikr edilmektedir. Türkler bu yıllardan önce kuzey kafkasyanın kuzeyindeki kıpçak düzlüğünde( deşt-i kıpcak) yaşamakta ve Katolik Hristiyan olan bu kardeşlerimizi daha sonra güneye inerek bir kısmı Gürcistan ordusunun paralı askeri olmuşlardır. Bilahare bir kısmı daha sonra gürcü gregoryen olarak gürcüleşmiş, büyük bir kısmı ise Müslüman olarak Acar ismini almışlardır. Bu gün özerk Adjara (Acara) denilen Batum merkezli yurt parçası işte bu Müslüman kıpçak kardeşlerimizin yurdudur. Bu ayrılık yıllarımızda bir çok Müslüman gürcünün ve Türkün hristiyanlaştırıldığını hatırlamakta fayda var. Bizim bu yurt üstündeki haklarımız ise saklı durmaktadır. Şahkaşivili isminin manasını açar ise ailenin Türklüğü daha iyi anlaşılır. İran coğrafyasında han ismi şah ismi ile değişmiştir. Aka ismi ise islam ile birlikte Arapçanın etkisi ile yumuşayarak aga olmuş ve zaman içinde ise ağa ismide dönüşmüştür. Şah Aga oğlu olan isim ise kıpçak söylemini muhafaza etmekle şivili(oğlu) ekini alarak aile bu isimle soylu gürcü ailelerinden birisi haline gelmiştir. Gürcüler asimile etmek istedikleri bu insanlara soylu gürcü isimleri vererek kazanmışlardır. Tabii kendilerinin Türk olduğunu unutmuş olduklarını söylemekte fayda var. Dede korkut ve oğuznamelerde ismi geçen ve İslam ordusunun karşısına aynı düzen, kır tümen olarak dizilen bu insanlar işte orada kafir geldi karşımızı kırk tümen dizildi diyerek söylenen Hristiyan kıpçaklardır. İslam ile müşerref olmalarına rağmen yüzyıllar içinde dillerine giren gürcüce kelimeler onları kafasını karıştırmış ve bizde her farklı dil veya lehçe konuşanı ötekileştiren zihniyet ile de bu kesinlik kazanmıştır.

                  Ligur lar ve ingurlar ise daha kuzeyde yaşayan ve diğer Kafkas cumhuriyetlerinde isimleri yer ismi olarak yaşayan boyların hatıralarıdır. İşte bu duygular ile Gürcistanı gezer iken rastladığım bütün yerleşim yerlerinin isimlerinin büyük çoğunluğunun Türkçe olduğunu söylemek isterim. Ürekli yerleşim yerini gördüğüm zaman içim titremişti. Türkiye yakın ve uzak coğrafyasını ihmal eden veya daha doğru bir ifade ile içimizdeki Türk düşmanlarının bize unutturduğu bu yerleri görmek ve okumak ve işitmek tarif edilemez duygular yaşamamıza sebeb oldu. Ne kadar unutturmaya çalışsalar da bizde bu yer ismi zenginliği olduğu sürece biz unutsak coğrafya bize kendisini unutturmaz.  Batuma, batumi, Sarp’a Sarpi, Gur’a Guria, v.s demekle bizden çıkmaz. Yeter ki biz kendimizi bilelim. Coğrafyasını ve geçmiş atalarımızın dillerini ve lehçelerini bilmeyen bir nesil çok şey kaybetmeye mahkumdur. Rabbim bizi bu halimizden kurtulmayı nasip etsin. Dindaşlarımıza ve soydaşlarımıza sahip çıkacak güç ve iman nasip etsin. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar