1. YAZARLAR

  2. Abdulbaki GÜNIŞIĞI

  3. Dış Politikada Ufuksuzluk Ve Neticeleri
Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Yazarın Tüm Yazıları >

Dış Politikada Ufuksuzluk Ve Neticeleri

A+A-

Ahmet Davutoğlu veya bir başkası olsun dış politikamızda rahmetli Nejmeddin Erbakanın tek taraflı hayranlık ilkesine dayalı eğitiminden geçmiş, tıpkı tek kanatla uçmaya çalışan bir kuş misali dış politika anlayışının gerçeklerin duvarına toslayarak geri tepmesini yaşamaktayız.Bu anlayışın, Humeynicilik diyecek kadar iran aşkı ve Arapların şimdi hallerinin tahlilini yapamaması en büyük çıkmazımızı oluşturmaktadır. Tarih boyunca iranın bize düşmanlığının sebebini anlayamayanlar Suriye de Sünni Müslümanları katledenler ile yan yana gelmelerini de tahlil edemezler. Son mısır hadisesi Sünni arap kardeşlerimiz dediklerimizin, İslam düşmanlarının nasıl yanında yer aldığının sebeblerinin anlaşılması için yeterli olmalıdır.

  Akp hükümeti iş başına geldiği günden itibaren hizmet ve teknolojik meselelerde ülkenin ihtiyacı olan atılımları gelmiş, geçmiş bütün hükümetlerden daha iyi ele almış ve bu  hizmetlerinin takdir edilmemesi eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Bütün bu hizmet ve kalkınma hamlelerinin bedeli ise aziz Türk milletinin binlerce yıldır sahibi olduğu devletinin hükümranlık haklarının paylaşılması olmamalı idi.  Herhangi bir manda hükümeti sayesinde de bu imkanların daha çoğuna sahip olabilirdik. Hükümranlık haklarının bedeli çok ağırdır. Hiçbir millet hükümranlık haklarının bedelini, akıtılan kanları dışında  kabul etmez, etmemiştir.  Hükümranlık hakkı akıtılan kan ile elde edilir. Sadece Anadolu coğrafyasından misal verir ise Selçuklu devletinin kurucusu oğuz-kınık boyu Türkmenlerdir. Bu devlet bu günkü Türkiye cumhuriyeti devletinin de temelini teşkil eder. Bu şu demek oluyor ki bu devlet herhangi bir başka unsur ile değil bizzat Türkler tarafından kurulmuş bir devlettir.  Şimdilerde demokratik paketler v.s ayakları altında devletin kurucu unsuru olan aziz Türk milletine bir ortak getirme çalışmalarını esefle seyretmekteyiz. Dünyada hiç bir devlet başkanı her konuşmasında tek devlet, tek bayrak, tek vatan v.s gibi sözler kullanmaz ve bunun ihtiyacı içinde olmaz. Bu kendi varlığını ve hükümranlık haklarını bizzat kendi eli ile sulandırması demektir ve vatana ihanetten idamı an meselesidir. Bizde ise hükümet olduğundan beri akp nin bütün temsilcileri önce tek dil gibi tartışılması bütün dünyada abesle iştigal olan ve hükümranlık haklarının ilki olan devletin tek dilli olması ilkesinden çoktan vazgeçmişler ve bu yanlış politikalarının sonucu aziz vatan coğrafyamız ve devletimizin hükümranlık hakları tartışılır olmuştur. Dış ve iç teki  bütün Türk düşmanları, bizzat kendi elimiz ile tartışmaya açtığımız hükümranlık haklarımızın sulandırılması için ellerinden geleni yapmakta ve maalesef bizzat kendi hükümetimiz kargaları klavuz edinerek bu işin hızlanması için elinden geleni yapmaktadır. Bizim bu elim vaziyetimizin bir Avrupa hükümetinden sadır olması ihtimali sıfır bile değildir, düşünmek bile bu düşünce sahibinin vatan hainliği ile yargılanmadan idamını getirir.

  Sözde Kürtlerin ( bu Kürtler dedikleri öz be öz Türkmen kardeşlerimizdirler) temsilcileri olduğunu ifade eden, fakat duvarlara astıkları ermeni isimlerinden asıl kimlikleri deşifre olan bölücüler, aziz Türk milletinin kurduğu ve son ismi Türkiye Cumhuriyeti olan devletine güya kurucu unsur olarak ortak edilmek istenmektedir. Tarihte olmayan bir milletin, devlet kurduğu görülmüşmüdür?  Önce ayrı bir millet olacaksın ve kendi gücün ile devlet kuracaksın. Bakınız ermeni milleti toplama bir millet olduğundan kendi kurduğu bir tane devleti olmamış, tarih boyunca küçük beylikler olarak ona buna yapışarak yaşamışlar ve şimdiki devletlerini de Ruslara ve İngilizler borçludurlar ve ondan dolayı da bir türlü devlet gibi davranamıyorlar. Kürtler diyerek aziz Türk milletinin bu parçasını kendisinden zorla ayırarak ayrı bir millet yapılmasına bizzat kendi hükümet ve devlet adamlarımızın destek olması ve güya bu iki unsur aziz Türk devletini kurmuş gibi  tavırlar, aziz Türk milleti tarafından ibretle seyredilmektedir. Üstelik Türkiye cumhuriyeti yeni bir devlet değil,  Türkistandan gelen atalarımızın Anadolu da kurduğu Selçuklu Türk devletinin devamı olup sadece Türk kültüründe devlet-i ebed müddet kelimesinde manasını bulan bir isim değişikliğinden ibarettir. Avusturya Macaristan iki ayrı milletin kurduğu devlet olmasına ragmen bu devletin kuruculuğunu ve erkini Avusturyalılar,  Macarlar ile asla paylaşmamışlardır. Üstelik iki ayrı milletin zoraki ittifakı ile kurulmuş olmasına rağmen. Dünyada iki ayrı milletin ortak olarak kurduğu tek devlet yoktur. Amerika  anglo sakson kültürlü ve İngilizce konuşan Avrupalılar tarafından kurulmuştur. Bu kuruluş felsefesi sonradan gelenleri de kendi kültürü içinde öğütmeye de devam etmektedir.

   Büyük bir coğrafyadan bu günkü en küçük şeklimizin olmasında dehli bulunan binlerce yıllık düşmanlarımız, şimdide bu küçük coğrafyamızı parçalamak, parçalayamaz ise yeni ortaklar ile küçültmek için elinden geleni yapmaktadırlar. Bizim kırgınlığımız ve hayal kırıklığımız ise bizzat kendi hükümetimizin buna payanda olacak tavır ve açıklamalarıdır. Kuzey Suriye yalanı ile aziz Türk milleti ifsad edilmekte ve tarihta arab-ı etrak(Araplaşmış Türk) deyiminin geçerli olduğu tek yer olan suriye topraklarında yaşayan kardeşlerimizi arap ve ya kürt olarak bize yutturmağa çalışanlara kendi bilgisizlikleri veya ğafletleri ile yardım etmekte olmaları bizleri ayrıca yaralamaktadır. Suriye de yaşayan hemen hemen bütün Sünni kesimin en az yarısı oğuz boyu Türkmenler olmakla geriye kalan ve kendini arap zan eden diğer kesim ise yavuz Sultan selimden sonraki şuursuz baskılar sonucu kendilerini gizlemek için Arapça konuşarak dillerini unutan Kıpçak Türklerinin ahfadıdırlar. Dikkat ediniz Suriyeli arap dediklerimiz insanlar kimlere benziyorlar. Mısırdan sudana kaçmaya zorlanan ve maraştan mısıra kadar takip ve tedip edilen bu Kıpçak ve Kafkas kökenli kardeşlerimizi kendi elimiz ile arap nüfusuna katanlar bu yaptıklarının hesabını hem millet ve hem de Allah önünde hesabını vereceklerdir. Tarihte  Hanefi mezhebinden bir tane arap yaşamamıştır. Bu Kıpçak kardeşlerimizin yaşadıkları yerlerin ve Osmanlı tahrir ve nüfus kayıtlarının incelenmesi bu insanların öz be öz Türk olduklarını gösterecektir. Türk olmasalar dahi Müslüman olmaları bizim onlara yardım etmemiz için yeterli sebebtir. Fakat kuzey sınırımızda pkk teröristlerinin her türlü silah ile dolaşması Türk devletinin büyüklük iddiasına  ardır. Büyük devlet laf ile olmaz. Türkiye bu silahlı teröristlerin karşısına, bu coğrafyada yaşayan ve kuzu misali silahsız olan Türkmenleri silahlandırarak karşılık vermelidir. Bundan yetmiş sene önce kendi vatan toprağımız olan bu yerlerde yaşayanların kimlikler hakkında bilgimizin olmaması ne acıdır. Bu kürt denilen insanlar aziz Türk milletinin tarihte en çok ihmal edilen kesimidir. Bu insanların kendini ayrı bir millet zan etmesi kendi suçları değilken, bunlara ayrı millet olmaları için yardım edenler ise hainlik yaptıklarını bilmelidirler. Birkaç tane bölücü kişinin etkileri ile ve bizim ihmalimiz ve bize ihanet eden hükümetlerimiz sayesinde bu insanlar silahlanmışlar ve bizi bu coğrafyalarda karşılıksız savunacak Türkmenler ise bizzat kendi hükümetlerimiz eli ile silahsızlandırılarak bu katillerin insafına terk edilmişlerdir. Kuzey ırakta nüfusün yarısından fazlasının Türk olduğu herkesçe bilinmesine rağmen bizzat kendi devlet adamlarımız tarafından bilinmemekte ve silah edinme hakkı  ise, sadece Türkler hariç, herkesin hakkı gibi görülmektedir. Türkler bu coğrafyanın en kalabalık nüfusünu teşkil etse bile silahsız gücün hiçbir etkisinin olması mümkün değildir. Bunu Suriye de nüfus olarak azınlık olmalarına rağmen Nusayrilerin silah gücünün etkilerinde görmekteyiz. Türkiyenin Suriye sınırında ki bu densizlikleri bertaraf etmesi için artık kendini karşılıksız seven kendi kanından olanları görmesinin zamanı gelip geçmektedir.

   Türkiye Ortadoğu coğrafyasında yer edinmek, sınırlarını güvence altına almak ve terör belasından kurtulmak istiyor ise demokratik paketler adı altında kendi altını oymaktan vazgeçmeli ve hem yurt içinde değişik lehçeler konuşan ve hem de  yurt dışında mahzun bıraktığımız Türkmen kardeşlerimize sahip çıkmalıdır. Türkmenler derhal iyi donanımlı ordular ile desteklenmeli ve Türk devletinin bekasının teminatı olmaları sağlanmalıdır. Hem oldukları coğrafyada kendi ayakları üstünde durmaları sağlanmış ve hem de bizim sınırlarımız teminat altına alınmış olur. Aksi halde l959 katliamını kat kat geçecek yeni katliamlar bu kardeşlerimizin kaderi olacak ve bizlerde bunun vebali altında kendi canımızın derdine düşeceğiz. Türkiyenin sınırlarını gayet güzel şekilde koruyacak Türkmen nüfus Suriye de ve ırakta fazlası ile var, sadece bizim kör gözlerimizin görmesini beklemektedirler.

Önceki ve Sonraki Yazılar