1. YAZARLAR

  2. Ahmet Doğan İLBEY

  3. Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” Dediler
Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

KONUK YAZAR
Yazarın Tüm Yazıları >

Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” Dediler

A+A-

Şehr-i Maraş’ta, Hicrî 1435. yılının 10 Muharrem gününde (13 Kasım 2013) “Ehl-i Beyt Aşkına” adıyla yapılan program gönüllere Ehl-i beyt sevgisini, Hz. Peygamberimizin (s.a.v) Ehl-i Beyt’le ilgili Sünnet’ini ve hadislerini nakşetti.

Program, “Genç Fikir-Kültür ve Medeniyet Eğitim Derneği’nin misafirlere ve talebelere aşûre ikramıyla başladı. 

     Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi ile KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun ortaklaşa düzenlediği programın açılış konuşmasını Yazarlar Birliği Şube Başkanı öğretim görevlisi İsmail Göktürk yaptı.

     Programı sunan Semerkand-Mostar Grubu temsilcilerinden Mehmet Yaşar şiirli hitabetiyle Alvarlı Efe Hazretlerinden başlayarak, insan-ı kâmillerin ve ediplerin yazdıkları Muharremiyelerden ve Kerbela Mersiyeleri’nden seçmeler okudu. Ardından, ziraat mühendisi ve türküdar (ozan) Tolga Tolun’un bağlama ile icra ettiği Ehl-i Beyt Nefesleri ve hüzün türküleri yüreğimizi yaktı geçti.

     Programın esas maksadı olan Ehl-i Beyt’i nasıl anlamalı, Ehl-i Beyt sevgisi nasıl yerine getirilmeli hakkında Semerkand Dergisi yazarı Ali Yurtgezen hocanın yaptığı konuşma, âyetlerle, hadislerle, âlim ve mürşidlerin görüşlerinden terkib edilmiş değerli bilgilerle doluydu. Ehl-i Beyt sevgisinin Kur’ân’ı Kerim’in emri olduğunu, “Allahümme Salli ve Barik duasında Ehl-i Beyt’in şeceresinin övüldüğüne işaret buyrulduğunu” belirterek başladı konuşmasına. Dimağımızı aydınlatan, gönlümüzü ferahlatan bu konuşmanın hülâsasını paylaşmayı vazife addediyorum: 

      “BUNLAR BENİM EVLÂTLARIMDIR

      “Hz. Peygamberimiz, Ehl-i Beyt’in sevgisinin, kendisini sevmekten ileri geldiğini belirtmiştir: ‘Beni Allah’ı sevdiğiniz için seviniz. Ehl-i Beyt’imi de beni sevdiğiniz için seviniz. Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) için ‘Bunlar benim evladımdır; evladımın çocuklarıdır. ‘Allah’ım, ben onları seviyorum, sen de sev. Allah’ım, onları sevenleri de sev’ diye dua etmiştir. Allah Teala’nın emriyle bizden, yakınlarına muhabbet etmemizi buyuruyor. Ehli Sünnet İslâm büyükleri Ehl-i Beyt’i sevmenin her mümine farz olduğunu bildirmişlerdir. Bunlarda Resûlullah’ın zerreleri vardır. Onlara kıymet vermek, saygı göstermek her Müslümanın vazifesidir. Hz. Peygamberimiz: ‘Ehl-i Beyt’im, yâni evlâdlarım, Nuh Aleyhisselâm’ın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen helâk olur. Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Bunlara yapışırsanız, yoldan çıkmazsınız. Birisi, ikincisinden daha büyüktür. Biri Allahü teâlânın kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’dir ki, gökten yere kadar uzanmış, sağlam bir iptir. İkincisi, Ehl-i Beyt’imdir. Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz. Bunlara uymayan benim yolumdan ayrılır’ buyurmuştur.”                                                                      

     “BÜTÜN MÜ’MİNLER EHL-İ BEYT’TİR” 

     “Istılahî mânada Ehl-i Beyt, Hz. Peygamberimizin ev ahalisi veya ona kan bağıyla bağlı olanlar demektir. Ehl-i Beyt’i Kur’an’ı Kerim’den ve hadislerden öğrenmek en doğru yoldur.  Ehl-i Beyt sadece Hz. Peygamberimize kan bağıyla bağlı olanları kapsamaz. O’nun (s.a.v)’ın sülbünden gelmeyen bütün mü’minlerin Ehl-i Beyt’inden sayıldığını bilmek gerek. Hz. Peygamberimize kan bağıyla müşriklerin de bağlı olabileceğini düşünmek lazım.”

        “MÂNEVÎ EHL-İ BEYT” 
      “Hz. Peygamberimiz, ‘Ali’yi seven beni sevmiş olur. Ali’ye buğz eden bana buğz etmiş olur. Ali’ye eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden de Allah’a eziyet etmiş olur’ buyuruyor. Sahabe-i kiramdan Selman-ı Farisi İranlıdır, Fakat İslâm’a girişi ve hizmetleriyle ashabın gönlüne girmiştir. Muhacirler ‘Selman bizdendir’, Ensar ise ‘Hayır, aslında Selman bizdendir’ diyerek ona sahip çıkarlar. Hz. Peygamberimiz araya girerek ‘Selman bizdendir, Ehl-i Beyt’imizdendir’ buyurur. Sadakati ve sevgisinden dolayı İran asıllı Selman-ı Farisi Hazretlerini Ehl-i Beyt’in içine katmıştır. İman ve takvasıyla her mümin Ehl-i Beyt’den sayılır.”
    “BENİM İÇİN İNSANLARIN EN EVLÂSI MUTTAKİ OLANLARDIR”
   “Bu kapı herkese açıktır. Hz. Peygamberimiz ‘Benim dostlarım ancak muttakilerdir’ buyurarak, Ehl-i Beyt’den olmanın esasının iman ve takva olduğunu belirtmiştir. Hz. Peygamberimiz Muaz bin Cebel’i Yemen’e uğurlarken ‘Belki bu seneden sonra bir daha görüşemeyebiliriz” buyurur. Muaz bin Cebel ağlar. Hz. Peygamberimiz: ‘Benim için insanların en evlâsı her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, muttaki olanlardır’ buyurur.”
    “EHL-İ BEYT İÇİNDE SEYYİD VE ŞERİFLER”

    “Hz. Peygamberimizin soyu, kızı Hz. Fatıma (r.a), çocukları Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin'in (ra) neslinden devam etmiştir. Hz. Hasan'ın (ra) soyundan gelenlere ‘Şerif’, Hz. Hüseyin'in (ra) soyundan gelenlere ise ‘Seyyid’ denmiştir. Seyyid, sadatın çoğuludur.”

     “Osmanlı padişahları, Hz. Peygamberimizin soyundan gelenlerin hepsine ‘Seyyid’ olarak hürmet etmiştir. Hz. Peygamberimizin hadîsleri gereğince zekât ve sadaka kabul etmiyorlardı. Ehl-i Beyt'e zekât ve sadaka haram olduğu için Osmanlı onlara zaruri ihtiyaçları için ödenek ayırmıştır. Ehl-i Beyt için vakıflar kurmuş, vergi muafiyetleri getirmiştir. Bu uygulamaların maksadı Ehl-i Beyt'in nesepleriyle uyuşmayacak hâl ve davranışlara girmelerine mâni olmak, izzet ve şereflerine uygun işlerde bulunmalarını sağlamak içindir. Bunu için Osmanlı, Bakanlık seviyesinde Nakîbü'l-eşraflık teşkilatı kurmuş, onların ihtiyaçlarını karşılamış, bazı vergilerden muaf tutmuş, ulûfeler vermişlerdir.  Sâdat defterleri tutulmuş, Seyyidlerin isimleri, silsileleri, ikametgâhları "Şecere-i Tayyibe" denen defterlere kaydedilmiş. Bu kayıtlar sayesinde Seyyidlerin nesebi muhafaza edilmiş, Seyyid olmayanların asılsız iddialarının da önüne geçilmiştir. Ehl-i Beyt'e hürmet ve muhabbet, Osmanlı’da en üst seviyeye ulaşmıştır. Bu hürmet ve muhabbetin sebebi, sadece onların mücerret şahsiyetleri değil, Kur'ân'a yaptıkları hizmetler, İslâm dininin neşrinde gösterdikleri büyük fedakârlıklar ile ilim ve irfan sahasında gösterdikleri gayretlerdir.”
     Ehl-i beyt sevgisini en güzel ve mânalı tarafıyla sunan bu programın gönüllere Hüseynî hüznü ve Muharrem’in mânasını damıtan bir diğer bölümü ise “Tasavvuf Mûsikîsi Dinletisi” ydi. Tasavvuf Mûsikîsi mütehassısı olan KSÜ öğretim görevlileri Ahmet Gürüzoğlu, Arif Yücel, Cemal Ergün ve neyzen Mustafa Çam, şairlerin büyük atası Fuzûlî’den başlayarak seçme mersiyeleri ud ve ney ile icra ettiler ve ardından Kerbelâ şehitleri için dinleyenlerin kalplerini huşû ile duaya yönelttiler.

      Şehr-i Maraş’ın kıdemli ilahiyatçı hocalarından fikir erbabı Fâzıl Tiyekli hoca “Ehl-i Beyt Aşkına” gelenler arasında şeref misafiriydi. KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun yönetiminde iken mezun olup İstanbul’a dönen Oflu nâmıyla maruf gönül dostumuz Süleyman Kılıçbay da Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” demek için erinmeden Şehr-i Maraş’a gelenler arasındaydı.

     Yazarlar Birliği Şube Başkan Yardımcısı ve KSÜ’nün Kütüphane Müdürü şair Hasan Ejderha, bir yayınevi bürosunu andıran odasında misafirlere, dostlarına ve talebelere çay ikramında bulundu.

     Derûnumuzun Ehl-i Beyt sevgisiyle dolduğu bu programa destek veren KSÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yıldırım hocaya, Kültür ve Medeniyet Topluluğu Heyeti H. Ahmet Eralp, Mehmet Can Tezekici, Yasin Keskin ve arkadaşlarına ne kadar teşekkür etsek azdır.

     Hâsıl-ı kelâm; Şehr-i Maraş’ta Ehl-i Beyt Aşkına “Hû” denildi ve gönüller inşirah buldu.

(Alıntı: Habervaktim.com)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.