
Gerçeker'den yeni Anayasa Paketi'ne tepki
2010-2011 adli yılı Yargıtay'da düzenlenen törenle açıldı. Törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, yüksek yargı ve askeri yargı organlarının üyeleri katıldı.
Törende konuşan Gerçeker, 12 Eylül'de yapılacak olan referanduma değindi. Paket içinde yer alan yargıyla ilgili bölümlerin büyük tartışma yarattığına işaret eden Gerçeker, "Biz bu değişikliklere, gerek yargı bağımsızlığına gerekse kuvvetler ayrılığı ilkesine, dolayısı ile hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu düşüncesi ile gerek kişisel gerekse kurumsal olarak karsı çıktık. Bu kadar önemli kurumsal değişikliklerin mutlaka geniş bir toplumsal uzlaşma ile gerçekleşmesi gerektiğini söyledik. Yargı bağımsızlığının bir toplum için ne kadar önemli olduğunu kamuoyuna duyurmaya çalıştık" dedi.
Adaletin bir toplumda en üstün değer olduğunu ve bu nedenle de vicdanlarda en üst düzeyde özümsenmesi gerektiğini vurgulayan Gerçeker, "Adaleti sağlayacak olan da yargı olduğuna göre, çağdaş demokratik sistemlerde olduğu gibi, özgürlükçü demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin en büyük güvencesi olan, her türlü iç ve dış etkenlerden arınmış, tam bağımsız yargı sistemini oluşturmamız gerekmektedir. Yargının asli unsuru olan tarafsızlık da ancak bu şekilde gerçekleşecektir. Bağımsız olmayan bir yargı siyasallaşır ve tarafsızlığını yitirir ki bu da bir toplum için en büyük tehlikedir" diye konuştu.
YARGI REFORMU
Gerçeker, hukuk devleti olmanın şartının, yargı erkinin diğer iki erk olan yasama ve yürütme erkinin etki alanından uzak tutulması olduğuna dikkati çekerek, referandum paketinde yer alan Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısına ilişkin düzenlemeleri eleştirdi. Gerçeker, şunları kaydetti:
"Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesi'nin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerinde ise de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı ve Parlamentonun salt çoğunluğu ile seçilmesi, Yüksek Yargı organlarının (Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay) çoğaltılan üye sayısına göre etkinliğinin azaltılması, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, bu şekilde bir düzenleme Anayasa Mahkemesi'nin tamamen yürütmenin etki alanına girmesine neden olacak ve beraberinde de büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir.
Aynı şekilde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısı ile ilgili olarak da kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme söz konusudur. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karsı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmalarında dile getirilmektedir. Hakim ve savcıları mesleğe kabul etme, atama, nakletme, geçici yetki verme, yükseltme, birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, görevden uzaklaştırma işlemleri bakımından tam yetkili olan Kurul'a Yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanının geniş yetkilerle başkanlık etmesi, her ne kadar hakim sınıfından olsa da, konumu itibariyle yürütme erkinin içinde bulunan Müsteşarının kurulun doğal üyesi olması kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul'da yer almasının "demokratik meşruiyet" ilkesi ile açıklanması da gerçeği yansıtmamaktadır.
Anayasa'nın tanıdığı yetki ile Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan Türk Yargısının "demokratik meşruiyet" sorunu bulunmamaktadır. Kurul'un yapısında, oluşumu
konusunda ilgili tüm kesimlerin hemen hemen üzerinde birleştiği temel eleştiri, siyasi irade ve yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanı ve Müsteşarının büyük yetkilerle Kurul'da yer almasıdır. Anayasa'ya göre "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir". Türk Milleti, egemenlik hakkını Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Bu yetkili organlarda Yasama, Yürütme ve Yargıdır. Egemenliği Millet adına kullanma yetkisi yalnız Yasama ve Yürütmeye verilmiş değildir. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda bulunması, referans olarak gösterilen dış belgelere de uygun düşmemektedir.
Anayasa'da yapılan değişikliklerle gerek Anayasa Mahkemesinde gerekse Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nda Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayısı göreceli olarak azaltılmış, Yüksek Mahkemelerin etkinlikleri nerede ise yok denecek dereceye kadar indirilmiştir. Bu çok üzüntü ve kaygı verici bir durumdur. Mevcut ve yasal bir üst mahkeme olgusu ve isleyişinin, hakim ve savcıların yargısal faaliyetleri üzerindeki nesnel etkisinin "vesayet izlenimi" biçiminde tanımlanması şaşırtıcı ve iyi niyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu izlenimin ne şekilde ortaya çıktığı, bu e, yargı erkinin diğer iki erk olan yasama ve yürütme eşekilde bir görev fonksiyonunun yargının isleyişinde ne gibi bir sorun oluşturduğu açıklıkla ortaya konulmuş değildir".
İHA



































