82.531 %0.32
590,51 %-1.14
2,1085 %-0.57
2,8385 %-1.01
  • Kmaraş22 °C
Kamil Abacıoğlu:Ellik gavurları, (Ermeniler)  Maraş’ta çok katliam yaptı

Kamil Abacıoğlu:Ellik gavurları, (Ermeniler) Maraş’ta çok katliam yaptı

Birkaç yıl önce yapılan bu röportajın ilk bölümü büyük yankı uyandırdı, ilgi topladı.. Maraş eski müftü yardımcısı Kamil Abacıoğlu ile yaptığımız geçmişi, bilinmeyeni anlatan ifadeler, kamuoyu nezdinde büyük kabul gördü.
04 Ekim 2010 Pazartesi 16:24
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt

Aşağıda, bu röportajın geri kalan, yani ikinci bölümünü okuyacaksınız. Okuduğunuz her cümlede “Vay be, biz bunu bilmiyorduk!” diyecek, hayretler içinde kalacaksınız.

Yaşayan canlı tarih Kamil Abacıoğlu, bildiklerini, düşüncelerini, eserlerini kapsamlı olarak yazma fırsatı bulamadı belki ama, biz sizlerin bilmesini istediğimiz konuları onun dilinden nakledelim istedik. Geçmişe ve tarihe ışık tutması bakımından…

 

 

Ellik gavurları, (Ermeniler)

Maraş’ta çok katliam yaptı

 

Bugün evinde dinlenen, bir anlamda inzivaya çekilen Kamil Abacıoğlu, bilindiği üzere eski il müftü yardımcılarımızdan, bir büyüğümüz, ağabeyimiz. O’nun gazetecilik yıllarını da bildiğimiz için, anlattıklarına şaşırmadık, hayret etmedik. Beyni kadar kitapları da evi dolduran adam Abacıoğlu, öyle ilginç konulara değindi ki, tarihe, geçmişe ışık tutması bakımından bu bilgileri sizinle paylaşalım istedik, hepsi o…

 

Fiskeci: Kamil abi, yıllardır yazdınız, dergi, kitap biriktirdiniz. Yazdıklarınız örneğin, kaç cilt tuttu? Maraş olayları da var mı içinde, siz o günleri yaşadınız. Neler yaşandı…

 

Abacıoğlu: 40 cildi aşıyor, istersen listesini vereyim. Maraş olaylarında ben emekliydim. Bir duyduk ki Suriye’den Ermeniler gelmiş dediler. Entrikacılar veya militanlar birleşmişler Maraş’ta büyük bir hadise çıkaracaklar dediler. Paşa geldi, korgeneral Yusuf Haznedaroğlu sıkıyönetim ilan edildi. Ona da sağ ise teşekkür ederim, Sütçü İmam’ın türbesini yaptırdı. Meftun bulunduğu Nakip Camiindeki bahçedeki mezarının üzerine türbe yaptırdı. O zamanki hadise bilemiyoruz Maraş’ta vali Tahsin Soylu zamanında 11 tane Ermeni olduğu söyleniyordu. Tahrik eden, kışkırtan büyük bir olay çıkarıp memleketi karmaşaya sürüklemek niyetinde olduklarını Allah niyetlerine yetirmedi. Amma bu arada bin kadar insanın vefat ettiği ve 7–8 kişinin tevkif edildiği, Adana mahkemelerinde yargılandıkları resmi olarak 100 küsür deniliyor amma Allah-u âlem daha fazla tam bilemiyoruz. Allah rahmet eylesin diyelim ölenlere. Fakat durup dururken yaşın yanında kuruların da yandığı söyleniyor.

 kamil-abacioglu-ic1.20101004162654.jpg

Fiskeci: Kahramanmaraş’ta misyonerlik faaliyetleri nasıldı o zamanlar. Maraş’ta çünkü çok Yahudi vardı, Yahudi Mahallesi vardı. Ermeniler, Hıristiyanlar vardı, misyonerler neler yaptı Maraş’ta… En çok nerde bulunurlardı?

 

Abacıoğlu: Maraş’taki Yahudiler 1948’e kadar çarşı esnafıydılar. İş adamlarıydılar. Ticarette, alış-verişte erbaptılar. Aşırı yardım yataklık yapmadılar. Bunların aslında Kanuni Sultan Süleyman zamanında İspanya’dan büyük iltifat görmüşler, o zamanki Hıristiyanlar tarafından yapılan zulüm neticesinde bunlara çok yardım edilmiş. Bunları kaldırmış Türkiye’ye getirmiş padişah, o günden dolayı belki bir teşekkür etmeleri lazım amma bu arada gizli hafiyelik yapan Lavrence’ler de vardır. Lavrence’lerle de işbirliği yaptıkları söyleniyor zamanında. 1948’de bunlar bütün taşınmaz mallarını ucuz pahalı sattılar ve Filistin’e hicret ettiler. Gittikleri zaman zalim oldular oradaki mazlumlara zulüm ettiler. Hâlâ da 1948’den beri Filistin Müslüman ahaliye gece gündüz darp ediyorlar evlerini yıkıyorlar masumlara kadınlara çocuklara acımıyorlar katlediyorlar. Allah ıslah eylesin deri. O zamanın misyonerleri ve şimdide bile seyyah, turist olarak gelen misyonerler kendileri tarafından hizipçileri arayıp buluyorlarmış. Bazı entrikacıları, tefrikacıları kandırıp bazı maddi-manevi destek gördükleri söyleniyor. Ama bilemiyoruz tabi kimlerdir değildir. Meçhuldür. Bizim zamanımızda da duyardık böyle şeyleri…

 

Fiskeci: Neler yaparlarmış Müslüman gençleri Hıristiyanlaştırmak için? Biliyorsunuz, şimdi onlara misyonerler deniliyor da…

 

Abacıoğlu: Müslüman gençleri Hıristiyanlaştırmak için kendi mezheplerine kiliselerine davet ederlermiş. Davet ettiklerinde büyük ziyafetler çekerlermiş. Hatta Avrupa’ya göndermek isterlermiş rivayetlere göre bilemiyoruz tabi.

 

Fiskeci: Kamil abi, siz Sakal-ı Şerif’in Kahramanmaraş’a gelişinin öyküsünü yazdınız. Sakal-ı Şerif nedir? Sakal-ı Şerifi Kahramanmaraş’a kim getirdi ve nerelerde var?

 

Abacıoğlu: Sakal-ı Şerif kutsal emanetlerdir. Peygamber efendimizin bizzat saçı ve sakal telleridir. Tıraş oldukları zaman ashabına arkadaşlarına hediye etmiş yadigâr etmiştir. Onlar da saklamışlar. Sakladıkları sakalı şerifleri Yavuz Selim 1516–17 tarihlerinde Mısır’ı Hicaz’ı Arap İslam âlemini fetih ettiği zaman, Kahire’de büyük bir camide Cuma namazı kılıyor, o Cuma namazı kıldığı sırada caminin imam hatibi hutbede Yavuz Sultan Selim Han’a iltifatta bulunuyor. “Aramızda büyük bir fatih var” diyor ona “Hakim-ül Haremeynli Şerif”in vecizesiyle unvan iltifatında bulunuyor. Türkçesi bütün Arap âlemine İslam âlemine hâkim şerefli bir hâkim demek istiyor. Yavuz Sultan bundan duygulanıyor ve hemen diz çöküyor. Ve hatibe hitaben diyor ki “Hatip efendi sözünü tashih eyle (düzelt), ben Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ancak İslam âlemine Hakim-ül Haremeynli Şerifin değil, Hadim-ül Haremeynli şerifim” diyor. Yani “İslam âleminin hizmetkârıyım” buyuruyor. Hatip de minberde hutbesini düzeltiyor, Yavuz da sırtından cübbesini çıkartıyor ve hatibe hediye ediyor. Padişahın cübbesini hatip giyiyor, namazdan sonra büyük bir coşku ile Kahire Hicaz’da o diyarda ne kadar sakal-ı şerif var ise Hırka-ı Şerif var ise kılıçları, yani asar-ı atika Peygamber Efendimize ait neler var ise hediye olarak getirip Yavuz’a teslim ediyorlar. Yavuz, mahiyetindeki ilim adamları ve din adamları ile tetkik ediyor, tespit ediyor, bohçalıyor ipekli mendiller ile kadifelerle sandukalıyor ve sandukaları mühürletip deniz yoluyla gözetim altında İstanbul’a Topkapı Sarayı’na gönderiyor. Topkapı Sarayında yerleştiriliyor, onlar Topkapı Sarayında makamında Sakal-ı Şerif özel odalarında teşhir ediliyor, mübarek günlerde ziyaretçilere çıkarılıyor. Onlar öyle duradursun; Osmanlı döneminde özel olarak Hac’ca giden zengin eşrafımız Mekke ve Medine’de Sakal-ı Şerifleri arıyorlar, tarıyorlar, buldukları zaman da hediye şeklinde bahşiş vererek, o Sakal-ı Şerifleri alıyorlar ve Maraş’a getiriyorlar. Maraş’ta da evlerine yerleştiriyorlar, ölecekleri zaman da Sakal-ı Şerif’leri camilere hediye ediyorlar. Maraş’ta 14 camide kutsal emanetler mevcuttur. Ben bunların 14’ünü de bir cilt halinde çıkarttım. En son gelen Sakal-ı Şerif Şekerli Camii’ne hediye edilmiştir.1959’da başbakan Adnan Menderes Maraş’a geldiğinde gazeteciler de beraber geldiler. Hür Adam Gazetesi sahibi Sinan Ömür bey Maraş halkını Sütçü İmam hadiselerini çok özler ve merasime katılmak isterlermiş. Ve Maraş’a gelmek üzereyken “Maraş’a ne getireyim?”  demiş. Dedesinden kalma bir dergâh varmış, dergâh kapandığı zaman, dergâhta bulunan kutsal emanetleri evlerine kaldırmışlar, orada iki tel bir Sakal-ı Şerif varmış, onu da Maraş’a layık görmüş. Sinan Ömür’ün gazetesini okuyanlar, o zaman hatırımda kaldığı kadarıyla, milletvekili olan Paksu, Mağduroğlu Mustafa Şenel, Mağduroğlu Hacı Ahmet, Hasan Gemci, Alâeddin Gemci, Mustafa Kulaklı, bu arkadaşlar Sinan Ömür’ü karşılamışlar, Fındıklıoğlu’nun otelinde misafir etmişler, ben de gittim. Misafiri ağırladıktan sonra “Ben eli boş gelmedim, Maraş’a bir yadigâr getirdim. Ceddimden dedemden kalma bir sakalı şerif telini size hediye ettim” dedi. Bu sakalı şerifi çıkarttı çantasından, ayağa kalktık salâtı selamladık. Paketlendi tekrar ve Mustafa Fındıklıoğlu’na teslim etti. Mustafa Fındıklıoğlu eve götürdü. Maraş kurtuluş merasimi bittikten sonra bu sakalı şerifleri Şekerli Camiine Hacı Şakir efendiye teslim ediyorlar. Şekerli Camiinde Şakir Efendi bu Sakal-ı Şerifi alıyor ve kontrol ediyor. Kontrolüne göre Mağduroğlu Hacı Ahmet Şenel, orada bulunduğu toplantıda bunu naklediyor. Ve Şakir Efendi sakalı şerifi güneşe tutuyor ve güneşte gölgesinin olmadığını seziyor. salatu selam getirirken hareket ettiğine şahit oluyor. Üçüncüsü de ateş tutulduğunda yanmadığına şahit oluyorlar. Böylece Şekerli Camiinin minberindeki taç bölümüne yerleştiriyorlar Sakal-ı Şerifi. Maraş Sakal-ı Şerifi kazanmış oluyor

 malik-ejder-turbesi-ic.20101004162711.jpg

Fiskeci: Kâmil abi biraz da Zeytin Ilıca’sından, Ellik Gâvurundan, Müslümanları nasıl katlettiklerinden bahsedelim. Gerçekten Maraş’ta Ermeni katliamı yaşandı mı? Katliamı Ermeniler mi yaptı, Müslümanlar mı?

 

Abacıoğlu: Bu gerçekten çok ağır bir konu 3–5 kelimeyle çıkılamaz. Ben de bütün teferruatları notları var. Maraş’tan orada asker bulunan hatta Süleyman bey de dahil orada şehit ediliyorlar. Kışla Köyünün mezarlığının önünde şimdiki valimiz şehitlik yaptırmış, güzel bir hizmet yapmış teşekkür ediyorum ben ona da… Orada meftun bulunan şehitlerimizin ruhları şad olsun, daha önceleri 1919’dan beri Maraş’ta 35 defa isyan çıkartmış Ermeniler. Bertiz köylerinden Süleymanlı denilen yerden geçemezmiş, Bertizli köylüleri. O kadar vahşet,  o kadar katliam yaparlarmış ki, gelen geçenleri, Müslüman gençleri yakaladıkları zaman  orada, yüksek bir dağ var, o dağın tepesine çıkartırlar elleri kolları bağlı o dağdan aşağı atarlarmış, aşağı attıkları zaman “Tacikler uçtu!” diye hakaret ederlermiş. Hıristiyan karşıtı demek Tacikler. Tenkit ediyorlar, hakaret ediyorlar. Süleymanlı’daki köyün içerisinde elli metre derinliğinde bir köprü, tarihi bir köprü var, o köprüden de atarlarmış Müslümanları, o kadar işkence yaparlarmış ki, Kanlı Köprü denirdi. O zaman ki belediye başkanı Nazarit Çavuş Allah-u alem bizim paşalardan biri adı aklıma gelmedi, onları oradan toparlıyor ve Maraş’a getiriyor. Nazarit Çavuşun Maraş’a getirildiğinde bir katıra bindiriyorlar, ayaklarını bağlayıp buraya getiriyorlar ve burada ölüyor. Gavurlar mezarlığı denirdi Tedaş’ın olduğu yer, Ermeni mezarlığı idi, oraya gömüyorlar. Nazari Çavuş, Ermeni ve belediye başkanıydı zeytin ılıcasının. Oranın esas adı, orada bir papaz varmış papazın kızının adı Zeytune idi,  kızın adını oraya veriyorlar. Bu papaz Kıbrıs’a naklediliyor daha sonra.

 

Fiskeci: Biraz da Ellik Gâvuru’ndan bahsedelim. Maraş’ta çok konuşulur, birine kızıldığı zaman “Ellik gavuru musun?” denilirdi de...

 

Abacıoğlu: Bu Ellik Gavurları, maalesef nankör, o zaman saf Maraş Müslümanları bunları kazanmak için iltifatta bulunmuşlar, onlar da taviz vermişler, bunlara “milleti sadıka” denmiş önceleri, yani sadık dost demek. Zamanla Fransızlar Maraş’ı işgal ettikleri zaman Hakinoğlu Hırlakyan Maraş milletvekilliği de yapmış, o Abdal Halil Ağa’yı davet ediyorlar, Abdal Halil Ağa’ya altınlar, bahşişler vermek istiyorlar. Halil Ağa bunlara karşı ret çekiyor ve “Müslüman gardaşlarımın bağrına bir çomak vuramam, davulumun kasnağını altınla da doldursan!” diyor. Serkis denilen Ermeni ileri geleni, “Yarın bir gün geleceksin, elimi ayağımı öpeceksin, o zaman görüşürüz!” diyor. Davulcubaşı da “Allah’tan gelene razıyız”  diyor ve evi terk ediyor. Bu Ellik Gavuru, fırsat buldukları zaman Maraş’ta büyük katliam yapıyorlar, mesela biri hatırıma geldi. Sütçü İmam’ın yeğeni Abdülkadir, 18 yaşında, Sütçü İmam olayı 31 Aralık 1919’da hadise vuku buluyor, ertesi günü 1 Kasım’da Antep yolunda Pakdil’lerin petrollerinin yanına geldiği zaman, oraya eskiden “düve çınarı” denirdi. Hacıları eskiden uğurlarken, oradan uğurlar karşılarmış. Oraya geldikleri zaman 18 yaşındaki Abdülkadir’i yakalıyorlar ve ellerini ayaklarını bağlıyorlar, ağzını burnu dudaklarını kulakların kesiyorlar, gözlerini oyuyorlar, Kadirin ve iki gün sonra haber alıyor Maraşlılar tabi o iki gün zarfında Maraş’ı delik deşik ediyor ellik gâvurları sütçü imamın intikamını almak için vuruyorlar kırıyorlar, her türlü men aleti, hakareti yapıyorlar. Bu arada Tiyeklioğlu Kadir’i alıyorlar Nakip Camiinin dış sokak kısmındaki bodrumda Zulkadiroğlu Alaadevle bey’in eşi Şemsime Hatunun bulunduğu türbeye yanına defnediyorlar. Hâlâ orada ziyaret edilir türbesi Abdulkadir Tiyeklioğlu’nun. Yani Ermenilere önceleri sadık dost denilirdi, sonra kazıp oldular, yani yalancı sahtekâr oldukları ortaya çıktı. Fransızlarla işbirliği yaptılar. Fransızlara Hırlakyan’a Goverlöre bizzat elçilik yaptılar. Nerede Maraş’ın ileri geleni varsa ihbar ettiler.

 

Fiskeci: Yavuz Sultan’ın İran’ı fethettikten sonra bazı İranlıların Yavuz Sultanın adaletine hayran kalmalarından ötürü bu günkü Acemli Camii civarına geldikleri söylenir, doğru mu. Bir de Acemli Mahallesi var camisi var. Yani bu mahalleye gelenler İranlılar mı? Yoksa Türkler miydi…

 

Abacıoğlu: Yavuz Sultan Selim 1071’de malum Çaldıran Savaşını yaptı. Ondan önce Şah İsmail’in Dulkadiroğlu ile araları açıldı. Sebebi Dulkadiroğlu Alaaüdevle Beyin kızı Benlü Hatuna talip oldu. Alaudevle Bey “ben sünniyim, sen şiisin” dedi, Şah İsmail’e kızını vermedi. Şah İsmail orduyu çekti Sivas’a geldi. Sivas’ı vurdu talan etti, Elbistan’a geldi Elbistan’ı vurdu, Elbistan’da bir oğluyla iki torununu katletti. Alauddevle bey Andırın Turna Dağına saklandı. Ve Maraş’a geldi Maraş’ı da talan etti. Diyarbakır’a gitti Şah İsmail. Bunu duyan Yavuz Selim Trabzon kaymakamıydı. Yavuz Selim Alauddevle Beyin torunu olur. İkinci Beyazıt’ın eşi Ayşe Mah Sultan’ın oğlu olan Yavuz Sultan Selim, Alaattin devletlinin torunu olur. Bunu duyan Yavuz Selim, Çaldıran Savaşına karar verdi, 1514’de tarihinde orduyu çekti Erzincan mıntıkasına yürüdü ve o civarlarda İran Safavi devletine girdi. Doğu Beyazıt’a vardı, buradakilerle el ele verdiler, Şah İsmail’in karşı cephedeki ordusunu yendiler Şah İsmail yaralı kaçtı. Doğu Beyazıtlı Türkmen aşiretlerinden, bizim şimdiki Beyazıtoğulları ceddi Abdullah Beyin babası, birlikte Yavuz Sultan Selim himayesi altına aldı, bunlara iltifatta, ikramda bulundu ve kafileyi topluca Maraş’a getirdi. Göksun ve Maraş mıntıkasında taşınmaz araziler hediye etti. Maraş’ta Bayazıtoğlu Beyliği teşekkül etti. Zulkadiroğlu Beyliğiyle birlikte iki beylik, birbirleriyle bazı tartışmalar yaşadı ama zamanla anlaşmalar oldu. İki tarafta Sünni-Müslüman - Türk olması münasebetiyle alışveriş yaptılar uzlaştılar zamanla. Bayazıtoğullarından Abdullah Efendi Beyazıtlı Camiini yaptırdı ve kendisi de vefat etti. Camiinin kıble duvarını mihrabının arkasında mezarı var. Oğullarından Hacı Veli bey, Hacı Veli Bey Camiini yaptırdı, tekrar geldi Acemli Aladan’ın eteğinde bir cami inşa ettirdi. Bunlar Acemistan’dan, Doğubeyazıt’tan geldikleri için kim yaptırdı burayı denildiğinde, Acemliler yaptırdı denildi. Aslında Doğubeyazıt’lı Hacı Veli Bey yaptırdı bu camiyi. Tam bir asır sonra Şehit Evliya Bayındırlık Nazırı olunca, yetkili idi, Maraş’a tahsisat çıkardı, 1904’lerde bu Acemli Camisini yeniden yıktı, yeniden inşa ettirdi, yeniden minare yaptırdı ve tarihini de oraya yazdırdı ve şimdiki oldu Şehit Evliya. Aslı Acemli Beyazıtoğulların’dan Hacı Veli Bey’dir, diğer oğlunun adı Salih idi. Salih efendi 18 yaşında nişanlandı düğün yapıldı, düğün bizim zamanımızda gelin atlarla götürülüp getirilirdi. Gelin alayına binen Salih Efendi, atlar koşuya çıkıyor, at tepetaklak yuvarlanıyor, Salih Efendi düşüp boynu kırılıp, şehit oluyor. Onun hatırasına babası Salihiye Camiini inşa ettiriyor. Adını Salihiye vuruyor. Diğer bir oğlu da Süleyman bey, Diyarbakır Valisi oluyor,  Diyarbakır’a giderken Malatya’da vefat ediyor. O da iki evliymiş.

 

Fiskeci: Peki, Arasa Camii’nin adı nerden geliyor?

 

Abacıoğlu: Eski adıyla Cığcığ Cami, Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ile savaşmak üzere   giderken, Alaaüddevle, erzak kervanının yolunu kestiriyor. Yolunu kestirince Yavuz dedesine güceniyor ve artık bu akrabalık olayını rafa kaldırılıyor ve Maraş’a sahip olmaya karar veriyor. 40 bin kişi ile Arifi Paşa’yı, Sinan Paşayı Maraş’a gönderiyor. Maraş’a gelen Sinan Paşa, Arasa Camiinin olduğu yerde, onun yanı başında Kıbrıs Meydanında buğday pazarı vardı, oraya arasa derlerdi. Biz çocukken onun adına da Arasa Camii derlerdi. Aslında mahallenin adı Cığcığı Mahallesi. Sebebi de Maraş’ta çevre vilayetlere karşı dokumacılık işi çok azalmış, nakil yaparlarmış, burada halı - kilim - damalı alacalı astar dokuması yapılır,  komşu vilayetlere satarlarmış. Onları dokumak için de her evde çıkrık bulunurmuş. Çıkrıklar bildiğimiz elle çevrilir, hanımlar yapar bu işi. Tezgâhların ipliğini çıkrıkta eğirir, çevirilermiş. Caminin olduğu yer büyük bir dereydi. Maraş’ın akarsuları oradan geçerdi. Mahallenin adı da her taraf çıkrıkla dolu olduğu için çıkrığın adına “cığcığ” derlermiş, ondan dolayı camiinin adı da Cığcığ kalmıştır, ki aslı çıkrıktır, Sinan Paşa da camiyi yaptırıyor. Biraz aşağıda da Arifi Paşa’nın mescidi var, oraya ben iki katlı kız Kur’an Kursu yaptırmıştım.

 

Fiskeci: Kamil abi, Saçaklızade ismi nerden gelmiştir?

 

Abacıoğlu: Eski âlimlerimizden, büyük imamlardan olan ve İslam’a büyük hizmetleri bulunan Saçaklızade’lerin 3 kardeş oldukları tarihte sabittir. Birisi Mehmet Efendi Gaziantep’te vefat ediyor. Osman Efendi Maraş’ta Boğazkesen Camiinde müderrislik yapıyor. Diğeri de Trabzon’un Paçan köyüne gidiyor, manevi görevli olarak. Oradaki Rumları İslam’a davet ediyor. Bir kilisede papazla müşerref oluyor, konuşmasından çok etkileniyorlar ve İslam’a giriyorlar. Paçan’da büyük hizmetleri oluyor.

Saçaklızade Osman Efendi, Boğazkesen Camiinde talebe okuturken, bir gün talebelerden biri ayağa kalkıyor, oturuyor. Başka bir gün yine ayağa kalkıyor, “Niye ayağa kalkıyorsun?” diye soruyor. Bir daha kalkıyor, hocanın dikkatini çekiyor. Bu sefer talebe mecburen söylemek zorunda kalıyor. “Efendim…” diyor “Hızır Aleyhisselam’la müşerref oluyorum, o geldiği zaman ayağa kalkıyorum” Osman Efendi de; “Yavrum, ben niye göremiyorum Hızır Aleyhisselam’ı?  Gelince bir sor!” diyor. Az sonra Hızır Aleyhisselam geliyor, yine ayağa kalkıyor ve soruyor “Hoca efendi de sizinle müşerref olmak istiyor, neden bana görünmüyor?” deyince, Hızır Aleyhisselam söyle buyuruyor; “Hocanız çok fantezi, çok lüks, çok kendini beğenmiş bir enaniyet’le çok güzel giyiniyor, her gün yeni giyiniyor başındaki sarığa el değdirmiyor, yani o kadar süslü giyim kuşamlıdır ki bakanlar aynaya bakmış gibi bu kadar lükse düşkün olduğundan dolayı ben de normal bir giysiyle olmasını arzu ederdim, o nedenle görünmek istemiyorum!”

Bunun üzerine Saçaklızade merhum Osman Efendi, başındaki sarığı çıkarıyor, sarığın bezlerini yırtıyor, salkım saçak başına doluyor, başına - boynuna - omuzlarına sarkıtıyor, dağınıklığından ötürü “saçaklı” deniliyor. Saçaklızade’ler buradan geliyor yani… Başındaki sarığın salkım saçak sarıldığından dolayı Saçaklızade ile namı devam ediyor.

 

Fiskeci: En büyük Saçaklızade Mehmet Efendi, Antep’te mi, Kilis’te mi vefat etti?

 

Abacıoğlu: Saçaklızade Mehmet Efendi, büyük müderrislerdendir. Kilis’e ve komşu vilayetlere vaaz-ı nasihatlere gidiyor, irşatlarda bulunuyor. Kilis’te vaaz ettikten sonra Antep’te kaldığı için Antep’e gelirken Antep-Kilis arasında kalp yetmezliğinden vefat ediyor. Bu sefer Kilisli’lerle Antepli’ler naaşını bölüşemiyor, cenazesini biz alırız - siz alırsın diye tartışıyorlar. Kadılık oluyorlar. Kadılar, müftüler toplanıyorlar ve fetvaya gerek görüyorlar. Fetvanın neticesi şu; öldüğü yer kimin hududuna yakınsa, onlar alacaktır. Sınırları ölçüyorlar;  Antep sınırlarına dâhil olduğundan dolayı Mehmet Efendi’yi Antepli’ler alıyorlar ve Antep’e getiriyorlar ve Antep’te lazım gelen hizmetleri yapıyorlar. Naaşını bir mezarlığa gömüyorlar mezarlığın ve mahallenin adına Saçaklızade ismini veriyorlar. Müteakiben caddenin, sokağın bazılarına Saçaklızade adını veriyorlar. Antep’e gittim, ziyarette bulundum, bir evin önünde mağara gibi türbesi mevcut.

 

Fiskeci: Merhum gazeteci Ali Kiper, o zamanlar Maraş Postası gazetesini çıkartırdı. Ben de, mesleğin ilk yıllarında, o gazetede yazılar yazdım, haberler yapmıştım. Sizin bir ödül hatıranız vardı onu bize nakleder misiniz?

 

Abacıoğlu: Maraş’ta yerel gazetelere ben 1949’dan beri gücümün yettiği kadar, karınca kararınca kültürel, dini, ahlaki makaleler yazardım. Onlar da bana karşı çok sevgi ve sempati gösterirlerdi bir makalemde nasılsa bilemiyorum, bir kurumdan bize ödül tahsis etmişler. Para olarak büyük bir parayı bize bahşiş olarak vermişler, resmi bir kurumdu, o da Ali Kiper rahmetli parayı aldı getirdi bana, ben de bu bir manevi hizmetle beraber topluma hizmet olsun dedim, kabul etmedim, gazetenin biraz daha genişletilmesi için kendine hibe ettim.

 

Fiskeci: Gurra Efendi kimdir? Evliya mı, ermiş mi, âlim miydi?

 

Abacıoğlu: Gurra Efendi, aslında bizim halk diliyle bildiğimiz Nadir Baba. Eski Beyazıtlı Mahallesinde 1948’lerden sonra inşa edilen devlet hastanesinden yukarı doğru büyük bir mezarlıkta, o mezarlık daha sonra planlama gereği şehir imar planında kamu hizmetlerine hastaneye devredildi. Ancak hastaneye devredildikten sonra bazı mezarlar kaldırıldı. Gurra Efendinin mezarı orada kaldı. Halen orada, hastanenin üst tarafındaki ebe okulunun bahçesinde ve yukarıya doğru çıkarken asfalt kenarın sağ tarafındaki duvarın iç kısmındadır. Gurra Efendi bundan yaklaşık 115 sene önce yaşamış, büyük bir şair, hem de yazardır. Bu şair o zamanın âlimleri arasında büyük bir şöhrete sahiptir. Manevi hizmetleri vardır. Hatta bir şeyi hatırımda okuduğu methiyelerinden;

 

Sıfatın ayet’el Kübra

Saçın velleyli iza yağşa

Gözün vennecmi’dir amma

Kaşın gabe gavseyni ev edna!

 

Dehanıg hokka-i kudret

Kelamın cevheri hikmet

Leb’indir yakut’a nisbet

Diş’indir lü’lü-ül ala!

 

Cebinig levh’ı mahfuz,

Dehanıg kalem tahkik

Alel arş’üst-tüva sadırg

Mübarek kamet’in tuba

 

Zuhuru bade-i âlem,

Ki, taa hilkati âdem.

Çünkü namı cümlelerden azam

Habib-i hazreti Mevla

 

Cemalı bağımız bülbülüdür

Aşkınla hazreti kur’an

Anı tezkir eder subhu meag

Yasin-i şerif ve sure-i taha

 

Nice medheylesin ey cana

Seni, Nadir gibi edna

Meğer meddah-ın olmuştur

Cenab-ı Mevla-halık’ı yekta

 

Diyor ki; Yani seni peygamber övmüştür. Asıl adı Nadir’dir. Gurra Efendi şu demek oluyor;  yani kari’lerin (okur) yazarların sultanı demek. Yani büyük muharrir (yazar) anlamına geldiği için Gurra Efendi deniyor, ünvandır bu. Asıl adı Nadir Baba’dır. Mezarı orada. Hatırıma gelmişken şunu da arz edeyim; Şimdi tarihi aklıma gelmiyor ama Maraş milli eğitim müdürü Hamit Kavuncu hoca, onun babası Maraş’ta metfun Kavuncu hoca, Maraş Şeyhadil Mezarlığında metfundur. Babası, benim de hocamdır. Hamit Kavuncu bey, üç kişiyle beraber müftülüğe geldiler. Ben o zaman müftü şefiydim. Müftü efendi bana göndermiş, geldiler, “buyurun!” dedim. Hamit Efendi “Ebe okulunun bahçesinde kalan mezarın kaldırılması için geldik müftülükten fetva istiyoruz! Senin haberin varmış, bu tarihi hadiseden, müftü efendi sana gönderdi bizi” dedi ve ekledi; “Nadir Babanın mezarını kaldıracağız”  

“Niçin kaldıracaksınız?” dedim. “Talebe çocuklar orada mezarı görünce ürküyorlarmış” cevabını verdiler. Sohbete başladık ben ona bir - iki hikâye naklettim, bu hikâyelerden sonra etkilendi “öyleyse kaldırmayalım” dedi. Ben de,  “Madem öyle, üzerini kapatın” dedim. “Tepelensin zararı yok, onlar buna rahatsız olmazlar ama kaldırırsanız makam onların makamıdır, belki o zaman manevi yönden etkilenme olabilir.

Arz ettiğim misal şu idi; bir gün Hac’ca gidiyordum, ben Halep’te bir hafta kaldım. Halep’te sohbet ediyordum, İskenderun’lu otel sahibi Necmettin Aktar beydi. O bizi terminale götürüyordu, Kıbrıs Meydanı gibi bir yere geldik. Oraya gelince “durun!” dedi, durduk. Altı kişiydik. “Maraşlı şu yola bakın, asfalta!” dedi,  baktık “ne var!” dedik, fark etmedik. “Kıbrıs Meydanı gibi bir yerde, bir tümsek var işte burada, Maraş’ta Divanlı Mahallesinden Gözügüççüklü bir şehidiniz yatıyor, Maraşlılar ziyaret edin burayı, fatiha okuyun!” dedi. “Kimmiş bu?” dedim. “Divanlı Mahallesinden Gözügüççüklü ailesinden biri” dedi. Osmanlı döneminde oraya gelmiş, Halep’te evlenmiş askerliği terhis olunca da orada kalmış, çocuk sahibi olmuş. “Peki, eşi, ailesi yok mu?” dedim.  “var” dedi. Eşi ailesi geldi bana. Necmettin Aktar bey anlatıyor bunu: “ne anlattı ailesi” dedim. Adı Gözüküççüklü Ahmet’miş, burası yola gitmiş ve herkese mezarlarını kaldırsın dediler, mezarlarını kaldıracakları zaman bana geldi, “Ben yalnızım, bana yardımcı olun, bu mezarı kaldıralım” dedi. “Olur” dedik, amma nasılsa bizde bir gecikme oldu, belediye dozeri çekti mezarları yıktı. Bu mezara gelince bu mezarın taşlarını kırdı mezara gelince kepçeyi vurdu, dozerin kepçesini kırıldı. Dozer gitti, başka bir dozer getirdiler, onun makası kırıldı. Başka bir dozer geldi onun bilmem nesi kırıldı. Üçüncü dozer geldi, şoförün elleri felç oldu. Mezarı yıkamadılar işte burası Maraşlı bir şehidin mezarı dedi. Mezarın Halep, Hama, Humus, Şam müftüleri toplandılar, fetva verdiler bu mezarın sahibi burası benim 7. katın zeminine kadar semaya kadar mülküm diyor mülküme tasallut ettirmem ben buranın sahibiyim diyor, fetva verdiler ve mezarın iki tarafını toprak örtün burası tümsek olsun üzerini tepeleyin ona müsaade eder dediler. İşte bu tümsek ondan dolayıdır. Hemşerinizi ziyaret edin dedi. Bunu anlattım. Hamit Kavuncu Efendi “eyvah!” dedi, “Biz de vazgeçtik!” dedi. “Kaldırıp nereye gömecektiniz?” dedi. Dedim ki; “Nadir Babanın Aladan’daki Alaüdevle başının türbesinin olduğu yere gömmek istiyorduk. Ama, manen rahatsız eder, onun için anlattım bu hadiseyi”  Ondan sonra vazgeçtiler, türbe orada üstü kapalı orada kaldı. Türbe hâlâ da orada durur.

Bize bu röportaj fırsatını verdiği için sayın Kamil Abacıoğlu’na teşekkür ediyor, kendisine uzun ömürler, sağlıklı günler diliyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

faruk bilgili
05 Ekim 2010 Salı 09:15
syn fiskeci bahçeli karstsan size martaşta ermni meselesisine değinmeniz hakkaten çok harika olmuş ermeni lobisinin spordaki baskısını judo ferderasyonununda milli takımın yurt dışı müsabakalarında nasıl çalıştığını ve türk sporcularını musabakalırı hakemlerle nasıl eletip ismimizin duyulmasını engel olduklarını bire bir yaşayan kişiyim böyle güzel bir röportajdan dolayı sizler canı gönulden kutluyorum hocamın ellerinden öperim hiç bir şey gizli kalmmalı gün işiğiına çıklamlı sevgi ve slmlarımla
1 . KÜRŞAT KAYNAR1
2 . YAŞAR OKUR1
POLİTİKA
Tek Maddelik Olağanüstü ToplantıDulkadiroğlu Belediye Meclisi’nin Olağanüstü toplantısı Büyükşehir Belediye Meclis Salonu’nda yapıldı.
ASAYİŞ
Yabancı Plakalı Araçlar Mercek AltındaKahramanmaraş’a yaz tatilini geçirmek için gelen gurbetçiler ile Suriyeli sığınmacıların kullandıkları yabancı plakalı araçlar sıkı denetime tabi tutulacak.

GÜNDEM
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Afşinlilerle İftar Sofrasında BuluştuKahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Mobil Mutfak TIRI Afşin halkına iftar yemeği sundu.
GÜNDEM
Dedeoğlu, Hükümet Milletin Gündeminden Uzaklaştı…Milliyetçi Hareket Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, toplumun hemen hemen bütün kesimlerinin sorunlarının arttığını belirterek, hükümetin çözüm bulmak yerine milletin gündeminden uzaklaştığını söyledi.

POLİTİKA
Başbakan’a Kahramanmaraş’tan Maddi DestekCumhurbaşkanı adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a Kahramanmaraş’tan seçim harcamalarına katkı için vatandaşlar ve partililer bağışta bulundu.
GÜNDEM
Zulme Sessiz Kalmıyoruz…Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç, İsrail ürünlerini boykot kararı aldıklarını söyledi.

GÜNDEM
Mahçiçek Tüm İslam Aleminin Kadir Gecesini KutladıOnikişubat Belediye Başkanı Hanefi Mahçiçek, yarın gece idrak edeceğimiz mübarek Kadir Gecesi öncesinde mesaj yayımladı.
GÜNDEM
Otomobille Özel Halk Otobüsü ÇarpıştıKahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde bir halk otobüsüne çarptıktan sonra orta refüje çıkan otomobilde bulunan 16 yaşındaki genç yaralandı.

22 Temmuz 2014 Salı 14:14
22 Temmuz 2014 Salı 11:34
22 Temmuz 2014 Salı 11:28
22 Temmuz 2014 Salı 11:25
21 Temmuz 2014 Pazartesi 17:36
21 Temmuz 2014 Pazartesi 17:34
21 Temmuz 2014 Pazartesi 17:30
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
CUMHURBAŞKANI OLARAK KİMİ GÖRMEK İSTERSİNİZ?
  • ÇOK OKUNANLAR
  • YORUMLANANLAR
Google+