• ‘Suriyeli sığınmacılar çalışma  hayatına katılıp alın teri döküyorlar’
  • Eshab-ı Kehf, 2017 EMİTT fuarına giriyor
  • Kahramanmaraş’ta uyuşturucu tacirleri yakalandı
  • 2016 yılında il genelinde 40 bin aileye yardım yapıldı
  • Yılbaşını kana bulayan hain yakalandı
  • FETÖ’nün adliye imamları yakalandı
  • Dıyarbakır'da Polise hain pusu 4 şehit verdik
  • Başkan Erkoç Suk-İ Maraş çarşısında
  • Hayallerindeki "engelsiz dünyayı" resmettiler
  • ‘Nefes kredisine ilave kaynak aktarıldı’
  • Kahramanmaraş’ta  seracılık her geçen gün yaygınlaşıyor
  • Türkiye'nin işsizlik rakamları açıklandı
  • Yeni sistem için TBMM'de ilk tur bitti
  • KKTC’de 9 FETÖ’cü albay gözaltına alındı
  • Başbakan Yıldırım: "Kıbrıs konusunda kırmızı çizgilerimiz bellidir"
  • TÜGVA Kızılay'ın Kan bağışına kayıtsız kalmadı
  • Yayman, Yeni Türkiye vizyonu ve başkanlık sistemini anlattı
  • ‘Ekonomik ve sosyal gelişiminin en önemli mimarı basındır’
  • Kahramanmaraş havalimanı Aralık ayında 19.663 yolcuya hizmet verildi
  • Daha temiz bir çevre için atıksu arıtma tesisi çalışmaları devam ediyor

Kıyıdan

Jülide DEMİRTAŞ

Yaşlı adam oturduğu yerden dizlerinin üzerinde kalkarak, heybesini aldı, sırtına vurdu.kalktı ve birkaç sendeledi.ayakkabılarına baktı hala yeni sayılabilirdi.temiz ve dikkatliydi.kıyafeti üzerinde düzgün duruyordu...

lacivert bir kumaş pantolon üzerinde bir beyaz gömlek, ve siyah kaşe kabanı vardı. Kravatsız olmazdı agop, hep takardı…

akşam yaklaşıyor ve henüz o hala bir sığınak bulamamıştı. Dilenci değildi. Çok güzel akerdiyon çalar eğlendirirdi, insanları... bu toprakları bırakıp, gidememiş, yalnız da olsa yaşamaya ve dik durmaya çalışmıştı. sesi de fena değildi yani...

 

adımlarını hızlandırdı.çok uzak bir köy camisinin minaresini görüyordu, serap gibi. Hava kararmaya yüz tutmuştu, vaktinden önce."sanırım yağmur yağacak" dedi...hızlandı adımları.bir ara tökezledi, toparlandı hemen.bakınca yaşını tahmin etmek kolay değildi.ya altmış ya da altmış beş yaşında  olmalıydı. Hiç evlenmemişti. Bir zamanlar eleni diye bir rum kızını sevmişti ama sevdiği kadar, sevilmemişti...

 

uzun sakalını eliyle taradı ve omuzundan inen saçlarını geriye doğru ittirdi...hızla görünen köye doğru yol aldı.akşam olmadan varabilirim diye  düşündü…

 

Akardiyonu ve heybesi pek ağır sayılmazdı.günbatımına sırtını döndü,yoluna devam etti...uzak köye doğru yol alırken bir Allah’ın kuluna rastlamadı. Akşam serinliğinde iki yakasını bir araya topladı,hava ısırıyordu.

Artık eskisi gibi çalmıyordu coşkulu.daha oturaklı olmuştu yaşından mı, farklı ortamlara girdiğinden mi ? bunu kendi de bilmiyordu.

zaman, zamansız akları saçına düşürmüş, kırışıklıklar yerini almıştı göz çevresinde…hayatı sorguluyor ve düşüyordu da.ama ne kadar sorgularsa sorgulasın hayatın içinden çıkamıyordu.sonra “her şey olacağına varır ! “ diyordu.

Köye epey yaklaşmıştı.köpek ulumaları vardı.köpeklerden korkuyordu.bir keresin de az kalsın etinden et koparacaktı. Köpeği zor zaptetmişlerdi.

Köyün ilk evi şöyle bir süzdü.bir köy evi için oldukça bakımlı ve düzgündü.ilk kapıyı çalıp, kendini tanıtmak istedi…dış kapının mandalında tunç bir büyük halka vardı.beyaz badana ile boyanmış duvarda ise sade bir zil duruyordu.o kapıyı vurmayı yeğledi.birkaç vurdu ;

-sanırım sesimi duyuramıyorum ,dedi…

Eli zile uzandı,tam çalacakken kapı açıldı.yirmili yaşta bir delikanlı açtı kapıyı.ne istediğini sordu.o da ne yapabileceğini anlattı.şanslı günündeydi.çünkü bugün tüm tanıdıkları yemeğe onlara davettelermiş. Bu iyi bir fırsattı. o’nu içeri aldılar…

Evin bahçesi oldukça büyüktü.çam ağaçlarının iç bahçeye bakan kısmına meyve ağaçları dikilmişti.çiçekler çimlerin arasından “merhaba “der gibiydi.güzel bir evdi ve o’nu salona aldılar. Yaklaşık on iki kişi masa da oturuyordu.”afiyet olsun! “dedi.

-efendim bir isteğiniz varsa onunla başlayayım,evin beyi;

-önce karnını doyur, dedi. agop bir sehpaya hazırlanan yemeklerden nasibini aldı. fazla boğazına düşkün bir adam değildi. Yarı aç kalmayı rahatlık olarak görürdü. yemek işi bitince agop;

Efendim bir isteğiniz varsa onunla başlamak isterim dedi.

-sen çal şöyle ağırdan başla hele dedi masanın başında oturan bey…bunun üzerine agop hüzzam dı, hicaz dı, uşşak tı derken müziğin ahengi sardı salonu.el çırpıp tempo tutanlar oldu.gülümsediler,neşelendiler…

Agop sonradan öğrenmişti, evin beyi köyün ağası, misafirliğe gelenler muhtar ve iki azası imiş…

Agop çok köy gezmişti ama bu köyde ki huzuru bir yerde bulamamıştı.bu durumda anlaşılıyordu ki, bu köyde daha uzun süre kalacaktı…

Selam ve sevgilerimle

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Şehit eşinden acı feryatŞehit eşinden acı feryatBingöl’de 21 kişi FETÖ’den tutuklandıBingöl’de 21 kişi FETÖ’den tutuklandıCHP’den anaya değişiklik teklifine kırmızı kartlı protestoCHP’den anaya değişiklik teklifine kırmızı kartlı protestoOperasyonun detayları ortaya çıktıOperasyonun detayları ortaya çıktıDenizli’de ev yangını: 1 ölüDenizli’de ev yangını: 1 ölüElazığ’da FETÖ soruşturmasında 23 gözaltıElazığ’da FETÖ soruşturmasında 23 gözaltı
Trabzon şehidini sonsuzluğa uğurladıTrabzon şehidini sonsuzluğa uğurladıFatih Sultan Mehmet Köprüsünde intihar ettiFatih Sultan Mehmet Köprüsünde intihar ettiDavos’ta terör alarmı; güvenlik üst düzeydeDavos’ta terör alarmı; güvenlik üst düzeyde