1. YAZARLAR

  2. Zeynel KIYMAZ

  3. Mardin’de Cinayet Ve Seyirci Kalmak
Zeynel KIYMAZ

Zeynel KIYMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Mardin’de Cinayet Ve Seyirci Kalmak

A+A-

Mardin cezaevinde içeride kan davası nedeni ile mahpus yatan eş ve babalarının eksikliği ile her şeyden ve herkesten mahrum bir hayatın içinde yaşıyorlarken geçen hafta gündeme damga vuran bir cinayet fotoğrafıyla yürekleri parçaladılar. Ve bu zavallıları kara toprağın bağrına düşürmek için eli tetikte bekleşen adamlar, ilk fırsatta ölüm makinasını konuşturup “bu anne, bu evlat, bu daha masum bir sabi” demeden peş peşe mermi nasıl bir hırsla mermi yağdırıyorlar. Biri ölüyor, bir diğeri düşüyor ve son olarak yerde kanı içinde kıvranan bir çocuğun ölmediğini fark edip yeniden kafasına sıkıyorlar. Bu olay birkaç dakika sürüyorken cezaevi kapısında ve kulübelerde eli silahlı askerlerin gözü önünde bu olay cereyan ediyor.  Bilanço: iki anne, üç çocuk vahşice katlediliyorlar. Hiçbir dinde, felsefe ya da öğretide bunun bir izahı yok. Geçtim dini, en ilkel kabilelerin, puta tapanların, Müslümanları yakan Budistlerin bile bu denli barbar olduğunu tarihin hiçbir dönemi kaydetmiş değil.

Mardin cezaevinin güvenlikli duvarları üstündeki kulübesinde elinde silahla bekleyen adamlar, kapıda elinde silah olan askerler çarpıyor gözüme. “Bunlar kim, ne işe yararlar, silahları da var” diyorum gayri ihtiyari. Düşünebiliyor musunuz, en korunaklı olması gereken bir noktada beş masum insan, çocuk, uzun namlulu silahlarla taranıyor, bir şarjör boşaltıp ikincisini de takarak boşaltanlar gönüllerince katliam yapıyorlar ve o kulübelerdeki kapıdaki askerlerden müdahale olmuyor! Aklım almıyor, biz bu saçma sapan ortama nasıl geldik, insanlığımızdan bu denli nasıl sıyrıldık?  Kulübedeki Jandarma hangi gün için elinde silah taşıyor?,

   Mardin gibi Türkiye’nin gözde kentlerinden birinde, tarihin, dinlerin, farklılıkların harmanlandığı bir yerde peş peşe gelen ve insanın kanını donduran bu cinayetler serisinin üzerinde durmalı, sokakları, yolları, evleri onarırken bu olup bitenlerin ne anlama geldiğini ciddiyetle sorgulamalıyız.

 “Hoşgörü kenti” gibi cilalanmış sözlerle ve ilgilenmemiz gereken hastalıkları halı altına süpürerek Mardin’i ya da bir başka kenti markalaştıramayız. Bazı şeyleri izah etmemiz güçleşir. Taş yapılı evleri, eğri büğrü sokakları resmedip katalog basarak olmuyor bu işler. Çocuk, kadın demeden insan katleden ve bunu yaşam tarzı haline getirmiş cellatlar sürüsü ile iç içe yaşıyoruz. Bu kirli potansiyel umulmadık anlarda karşımıza çıkıp bizi gerçeğimizle yüzleşmeye çağırıyor.

Beş masum insanı gözünü kırpmadan katledenler hangi hoşgörü ikliminin altında büyüdüler acaba, hangi dine iman etmişlerdi?

 Elinde silahla cezaevinde sözüm ona koruma yapan görevliler seyirci kaldıkları bu cinayet sonrası hiçbir şey olmamış gibi gündelik hayatlarına devam edibiliyorlarmı?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar