1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Paralel Yapının Paranoyası
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

SENTEZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Paralel Yapının Paranoyası

A+A-

Dokunuş

Aksak keçiye âşık, sürünün kör tekesi

Zifte bulananların çıkmaz kara lekesi 

Eninde ve sonunda hüsrana uğrayacak

Bozgunculukla maruf ihanet şebekesi

                                                   A.S.D

       Eğer iddia doğruysa (ki şahsen doğruluğuna inanmaktayım) korkunç bir yapılanma! Kelimenin tam manasına mutabık, dehşete düşürücü cinsten… “Hayret!” sözcüğü çok hafif kalıyor iddia edilenlerin yanında.

       Bu Paralel Yapı ve entegrasyonu konumundaki cemaat, sanıldığı gibi dinle imanla hakikat pırıltılarıyla uğraşmamış anlaşılan. Aksine, sinsi bir şekilde siyaseti dizayn etme ve devlet mekanizmasını ele geçirme planlarıyla uğraşmışlar her halükȃrda.

       Ta ki ayaklarının kök tuttuğunu zannedinceye kadar…

       Ta ki potansiyel güç ve güçlülüklerine inanıncaya kadar…

       Ta ki artık kabuklarından çıkma vaktinin geldiğine kanaat getirinceye kadar…

       Gayet tabii yaslandıkları ve “otorite” mahiyetinde değerlendirdikleri malûm adreslerin de fişteklemesiyle iyice zıvanadan çıkarak “ispat-ı vücut” histerisine kapıldılar demek ki… Veyahut da yenilmezliklerine yorumladılar galiba.

       Belki de ilk denemeleriydi gözlerine kestirdikleri Salih Mirzabeyoğlu’nu; İslami Büyük Doğu Akıncıları Cephesi (İBDA-C) örgütünün lideri olarak yaftalayıp nahak yere 15 yıl işkenceyle içeride yatırmaları…

        Zamanın başbakanı ve asrın dehası rahmetli Necmettin Erbakan’ın görevden uzaklaşmasını veya mevcut hükümetin düşmesini/düşürülmesini hoca (!) efendilerinin  “ilenme”sine bağlayıp; olayı onun şahs-ı maneviyesine ve kendilerinin “ulviyet”ine endekslemeleri…

       Çirkin yapılanmalarına muhalif ve muarız davranan hatırı sayılır nurculardan resmen 120 kişiyi, asılsız yere El-kaide örgütüyle keyfi ilişkilendirmeleri neticesinde mahpusla tanıştırmaları ve bazılarını da “Tahşiye”  diye adlandırdıkları uyduruk bir örgütle suçlamaları ve susturmaları…

        Ortam dinlemeleriyle, röntgencilikle, şantaj montaj işleriyle önce bir kısım subayları ve daha sonra havada savrulan Ergenekon ve Balyoz dava dosyalarıyla generalleri sindirme yoluna gitmeleri…

       En dehşetengiz planları ise daima otorite addettikleri adreslerin yönlendirmesiyle bir numaralı düşman gördükleri MİT’i, Ak Parti hükümetini ve “Uzun Adam” diye mimledikleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef tahtasına oturtup süfli emellerine ulaşma çabaları…

       Daha neler ve neler…

       Bilinen ve bilinmeyen iğrenç hadiselerin hepsi de Paralel Yapı’nın bütüncüllüğünde yoğunlaşıyor velhasıl.

       Ayrıca Nedim Şener ve Ahmet Şık’ta öteden beri paralel kumpasın mağdurlarından…

      Mustafa Kaplan, “Silahlı Terör Örgütü”nün yöneticisi suçlamasıyla hayatı karartılanlardan…

      Müftü Çetin Yıldırım’da öyle… Keza daha niceleri…

      Eh gayri mızrak çuvala sığmıyor. Sabıkası hat safhada söz konusu apseli yapının. İşin ilginç yanı, bir zamanlar üzerlerine yılan atsanız sesleri çıkmayan ve miskinlikte zirveye tırmanan bu ödlek adamların bir anda cesarete bürünmeleri enteresan değil mi sizce?

      Devlete ve hükümete kafa tutmaları ve diş göstermeleri…

      Haddinden fazla çizmeyi aşmaları ve şirretleşmeleri…

      Her türlü melanete, hıyanete bulaşmaları vs. akla ziyandır nitekim.

      Kirli para sirkülasyonu açısından değirmenin suyu nereden geldiği aşikâr da, evveliyatları itibariyle tavşandan daha korkak ve ürkek içi boş kemiyetin, böylesine olağanüstü cesaretle cenge cidale soyunmaları; arkalarındaki dış güçlerin varlığını tescillemiyor mu?

       Başkalarına yaşattıkları acıları, şimdilerde kendileri yaşamaya başlayınca ortalığı velveleye vererek niçin cıyaklıyorlar ki?

       Evet, niçin?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.