1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Politik Yaklaşım
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

Politik Yaklaşım

A+A-

Dokunuş 

Şu bizim yeknesak aç kabadayı,

Takibe yeltenir günlük modayı,

Şimdiyse partide yatıp kalkıyor;

Adam, besbelli ki aday(!) adayı.

 A.S.D

Görüp geçirdiğim seçim dönemlerinde, özellikle dikkatimi çeken bir hareket, zihnimi çokça meşgul ede gelmiştir.

       Bu atmosfere girildiğinde insanlar, genellikle yakın markaja alınarak; şimdiye kadar sorulmayan hâl ve hatırları sorulur, çalınmayan kapıları çalınır, daha önce esirgenen selamlar yaygınlaşır ve de suni bir ünsiyet peydahlanır.

       Oylar, “Reşat altını” nispetinde değer kazanır ve kişiliğin, bir süreliğine önüne geçer. Artık her oy sahibi, bulunmayan “Hint kumaşı” demektir. Gayri Allah bilir, kucaklayıp öpmek için günlük kaç sefer elense çekilir ve kaç okka yağ çekilir.

       Köyünden kasabasından ayrılıp şehrin varoşlarında mekân tutan İbiş emmi, İrbehem dayı da kostaklanarak sevinirler, hatırları sorulduğuna ve saygın adam yerine konulduklarına… “Oy” uğruna gelen zatlar; ne de olsa etiketli, unvanlı böyük zatlardır… Fakat maşallah, “böyüklenme” diye bir kaygı yok adamlarda! Yer minderlerine bağdaş kurup otururlar, çömelip ayran içerler, dulda da pinekleyen Haççe bibi ile yârenlik ederler, vs.

       Sefilim garibanlar; insan olduklarının ilk kez varırlar ayırdına, tadına, doyumsuzluğuna…

       Sunduğum “kesit”ler, biraz eskileri ve çocukluk yıllarımızı çağrıştırdı sanırım. Bugünün de, dünden pek farklı yanı yoktur aslında! Bir değişik versiyon, biraz değişik klip ve biraz da nüans ayrıcalığı… Ve tamamen suni ve de tamamen politik bir yaklaşım…

       “Suni ve politik” diyorum, çünkü seçimler yapılıp evli evine, köylü köyüne döndüğünde; adeta çöp kırılır, delik kapanır. Kesinlikle ne selamın-sabahın bir kıymeti harbiyesi olur ne de kurulan dostluğun… Ne lütufkâr bakışlardan bir iz kalır geride, ne de tebessümlerden…

       O, “tekrar görüşürüz” temennisiyle centilmence çıkartıp verilen kartvizitler; “mutlaka beklerim” şeklindeki temennâlar, çok fazla samimiyet içermediğinden, unutulur gider kısa zamanda… Gelecek döneme kadar;  “kim öle, kim kala!” Ya da kim kaybede, kim kazana!..

       Zamanaşımı bakımından koskoca bir dört yıl!.. Hataların üstüne şal çekmeye de yeter, sünger çekmeye de… Zaten sosyal yapı itibariyle unutkan bir milletiz! Artı, bitirim derecede hoşgörülüyüz...

       Ama olmuyor işte!

       Daimîlik ve tabîilik arzetmesi gereken güzel hasletlerimiz, yapmacık bir edâya dönüştürülerek; politik çıkarlara tahvil ediliyor. Kutsal bayramlar da bile, (İlahî hüküm bulunmasına rağmen) hatırlanmayan ziyaret ortamı; sadece seçimlerde hatırlanıyor ve seçim takvimiyle sınırlı kalıyor.

       Oysa sevgi, saygı, muhabbet; kadim dostlukların gerektirdiği manevî rabıtalardır. Çıkar ilişkisine dayanmayan ve tamamen hâlisâne duygularla perçinleşen dostlukların; öyle kolay kolay kopmayacak mukavemette zincirden halkalarıdır.

       Dolayısıyla sosyal aktiviteyi sağlamlaştıran bu olguyu, belli bir zamana taalluk ettirmek; ilânihaye geçerliliğini koruyan ilahî bir mesajı akim kılmaktır

       Örneğin, “Batı toplumu” dediğimiz Avrupa toplumunda; bizdeki haliyle bir seçim “paradigma”sı kesinlikle yaşanmaz. Ortalığı velveleye vermek, “evlere şenlik” kulis yapmak, kişileri yakın markaja alarak; karşı oy kullananları kırmızı kalemle işaretlemek, ambargo uygulamak gibi çirkin “kumpas”lara ve “komplikasyon”lara dönüp bakmazlar bile…

       Adaylar çıkar senato veya halk kürsüsüne, yapacaklarını medenice anlatır ve kamuoyunu bilgilendirir. Kabul görüp görmemesi, kazanması ya da kaybetmesi adayların ve tarafların; ne fazla üzüntüsünü ne de fazla sevincini etkiler. Sadece seçim sürecinde, adaylar arası rekabetten doğan birkaç espri türünden düello yaşanır o kadar. Bir de nadiren bir fanatik megalo manyak çıkar da protesto ettiği adayın üzerine çürük yumurta atarsa, atar. Hepsi bu!

       Bize gelince; yediden yetmişe “politik” ve aynı ölçekte “seçim kolik” bir toplumuz. “En akıllısı Deli Yahya, o da değirmende yoğurt öğütür!” diye, yöresel bir deyimimiz var ya!.. Onun gibi, un yerine yoğurt öğütmekle maruf delilerimiz bile; günde kırk kez anket düzenler ve dışarıdan “bakan” atayarak, hayali kabine kurar

       Ben yine de, seçimlerde suni ve politik yaklaşımın seçim sonrasında da sürmesini arzuluyorum.

      Niye mi?

       Belki bir gün ‘tabîi’ haline döner umuduyla…

 

                                                                                                                        

 

Önceki ve Sonraki Yazılar