1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Şekil Tamamsa Asayiş Berkemal
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Şekil Tamamsa Asayiş Berkemal

A+A-

 

Cnn türk'te “aykırı sorular”a konuk olan usta tiyatrocu zihni göktay, darbe dönemlerinde askerlerin tiyatroya nasıl müdahale ettiklerini anlatıyordu.

Askerlerin çok ilginç yaklaşımları, yasakları ve anılık değişen kararları olduğundan bahsetti.

Mesela, bir gün önce okuyup onay verdikleri bir oyunu, bir gün sonra geri yasaklayabiliyorlarmış.

Oyunda kullanılan her kelime, verilmek istenen her mesaj kuşa çevriliyormuş.

Sonra diyelim oyunda silah var, nasıl tutulacağını yönetmen değil askerler öğretirmiş.

Aslında bütün bunlar tahmin edilen şeyler.

Sanattan anlamayan, özgürlüğü hissedemeyen ve nasıl bir şey olduğunu anlamaktan uzak olan, baskıyla yönetmeyi başarı sanan her dikta rejiminde doğal bir korunma yöntemidir.

Doğal olmayansa şekilciliğe verilen önemin için doldurulamıyor olmasıdır.

Zihni göktay, konuyla alakası olmasa da, bir oyunda parmağının yaralanmasını anlattığı zaman, şekilciliğe güzel bir örnek de vermiş oldu.

Göktay, kılıç kullanılan bir sahnede işaret parmağından yara alır.

Kuliste bulunan ecza dolabına giderler.

Normali, ecza dolabinda acil müdahale ilaç ve malzemelerinin bulunmasıdır. Bunlar tentirdiyot, sargı bezi, oksijenli su, merhem ve yara bandı ile sargı bezidir.

Ancak, “ecza dolabı bulundurulacak” emriyle “alın size ecza dolabı” diye gözümüzün içine sokanların kutusunun kapağı açılır, içinden çıkan çekiç, çivi ve tornavida tepelerine düşer.

İçinin dolu olması gerekmiyor, kutunun mevcut olması yeterlidir.

***

Çocukluğumda okul ve resmi kurumlarda standart hale gelen atatürk köşesi, yangın bölümü ve kontrol çizelgelerinin önemli bir şey olduğunu sanırdım.

Canımız güvendeydi anlayacağınız.

Büyüdüğümde bunun tam bir fiyasko olduğunu anladığımı düşünüyorum da, acı acı gülmekten kendimi alamıyorum.

Peşinen bazı kemalistlerin, atatürk'le yangın bölümünü yan yana getirmemi eleştireceklerini bildiğim için açıklama yapayım.

Atatürk köşesi de, yangın bölümü de şekilden ibaretti; içi boş, desinler diye ve kanunlar emrediyor diye.

Veyahutta bir yerlere mesaj vermekten başka bir amaçla yapılmış değildi.

Yangın bölümünda 6 adet kırmızı renkli kova vardı, her kovada “yangın” kelimesinin bir harfi beyaz şekilde yazılıydı.

Kovalar bir kaide üzerine yerleştirilmişti. 6 basamaklı olan bu kaideye 6 kova yerleştirilmişti. Yangına daha uzun bir isim bulunsaydı, o kadar kova olacaktı belki de.

Kovaların üçünde kum, üçünde ise su vardı.

Temizlikçiler her sabah yerleri paspaslarken, pis paspası su dolu kovalarda temizlerlerdi. Bazen o suyu koridor boyunca serpiştirir, pis suyla koridoru paspas ederlerdi. Bu şekilde o kovaların çoğunlukla boş olduğunu iyi bilirim. Dolu olansa paspasın kumlarıyla dolup, katılaşmış olurdu.

Duvarda ise balta ve kürek bulunurdu.

Bunların da sapı kırmızıydı.

Hani ateş de kırmızı ya...

Sonra onlarca yıldır kalmaktan içi taş gibi olan ve asla çalışmayacak yangın tüpü vardı.

Bir de suyu akıp akmadığı bilinmeyen yangın hortumu...

Bu alet ve edavatlar tamamsa, yangın yönetmenliğine uyulmuş demekti.

Unutmadan, bir de çalışıp çalışmadığı bilinmeyen “tehlike anında camı kırınız” yazan alarm cihazı vardı.

O güne dek ne camı kırılmıştı, ne zile basan olmuştu. Denemeye kalkansa cezalandırılacaktı.

Bir de oda kontrol çizelgesi olurdu, odayı son terk eden saatini yazarak imzalayacaktı.

Memur bir şey unutsa veya gece mesai yapsa bir sütun daha yok!

Zaten bu imzalar da aylık toptan atılır, güvenlik sağlanırdı(!)

Sonra masanın gözünde “hizmete özel”den yüksek evrak bulunmazdı, malzeme ise istemediğin kadardı.

Hem bu hizmete özelden yüksek olan neydi, kimse bilmezdi.

İşte darbecilerin vatanseverliğinin de, kemalistlerin atatürkçülüğü de böyle bir şeydi.

Ya kötülüklerin örtülmesi için maske, ya her şeyi kontrol altına aldıklarını gösteren içi boş talimatlar...

Vatanseverlik, milleti zapturapt altına alarak, korku salarak, vergimizle alınan silahı bize doğrultarak olmaz.

Olduğunu sandığınız şey, tiyatro oyununda tüfeğin nasıl tutulacağını öğretmek kadar gereksizdir, seviyesizdir, çocukçadır.

Oyun bu, silahın nasıl tutulacağı, hikaye ve karektere göre değişir ve sanatın askeri kuralları olmaz.

Elbette onlar “olur” diyorsa olur ama içi boş kovayla yangına müdahale edecek kadar asayiş berkemaldır.

Önemli bir not: tarihin tozlu yapraklarından anılar aktardığımı sanmayın, halen bu uygulamaları “şeklen” yapan kurumlar var. Şekle çok meraklı olduğumuzdandır ki, yıllardır bu ülkede “örtü” her şeyin önündeki engel olarakl kabul edilir. Başörtüsünü çıkartanlar, insanların beynini de çıkarttığını sanır.

Twitimden seçmeler

Şöhretin en büyük düşmanı zaafiyetlerdir. Zayıf olduğunuz yönünüz sonunuzu getirebilir.

www.twitter.com/naifkarabatak

Önceki ve Sonraki Yazılar