1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Tabloyu doğru okuyamamak
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Tabloyu doğru okuyamamak

A+A-

 

İki seçenekli bir soruyla karşılaşsanız, ya (a) şıkkını, ya (b) şıkkını tercih etmeniz gerekir. Üçüncü bir seçeneğin olmaması, doğru değerlendirme yapmanıza da engel olur. Mesela (c) seçeneği olmalı, karşısında da “hepsi” veya “hiçbiri” demeli. “Diğer” bir seçenek olmalı, oraya istediğinizi yazma şansınız bulunmalı. Belki de soruyu hazırlayanların aklına gelmeyen bir cevaba sahipsinizdir.

Bugüne dek “mahalle baskısı var” lafını diline dolayanlar, “Müslümanların baskısı var” şeklinde yorumlamamızı istediler. Sanki başka tür baskılar gelmiyormuş, sanki sadece muhafazakâr bir baskı söz konusuymuş gibi.

Oysa baskının her türlüsü kötüdür; kimden gelirse gelsin, hangi inançtan, hangi, kültürden ve hangi memleketten gelirse gelsin kötüdür.

İnsanlar inandığı gibi yaşamalı ama inandığını yaşayanlara da engel olunmamalı.Aslında burada ince bir çizgi var.Siz inancınızı yaşamak istiyorsanız, başkasının da sizden farklı bir inancı yaşayacağını bilmeniz, kabullenmeniz ve en önemlisi tahammül göstermeniz gerekir.

Balçiçek İlter’in Habertürk televizyonunda yayınlanan ‘Söz Sizde’ programına konuk olan çok değerli yazar Ayşe Kulin, mahalle baskısından bahsederken, bildik laflardan öteye cümleleri bir biri ardına dizmemesi doğrusu beni şaşırttı.

Sakarya’ya gittiğinde içkili meyhane bulamamış.İçki iyi bir şey değilmiş ama içmek isteyen kolay ulaşmalıymış.Bu da toplumun muhafazakârlaştığını gösteriyormuş.Ve bu durum kendisini korkutuyormuş…

Neden böyle olduğunu da yorumluyor Sayın Kulin.

Biz başını kapayan kadınlara uzun yıllar saygı göstermedik, belki de bunları hak ettik. Şimdi onlar rövanşlarını alıyorlar.” diyerek, muhafazakârların rövanşının karşılığında bir mahalle baskısının olduğunu söylüyor.

Bu aslında bir düşünce insanının değerlendirmesinden çok, sıradan bir değerlendirmedir.Yapılan baskıların ikrar edilmesi hoş, bunun karşılığının olduğunu söylenmesi ise o hoşluğu alıp götürüyor.

Doğrusu bunu Ayşe Kulin’in ağzından duymak, meslektaşı olarak üzülmeme sebep oldu.

Peki durum nedir bakalım…

İnanan insanlara karşı bu ülkede haksızlık yapıldığı çok doğru ve bunun rövanşının alındığı ise koca bir yanılgı. Çünkü bu ülkede farklı görüşten herkese karşı haksızlık yapıldı, “devletin görüşü” diye yutturulmaya çalışılan saçma sapan katı kuralları,  “din” gibi görenler, dayatmayla halkı zapturapt altına almaya çabaladılar.Farklı dile tahammül gösteremedi, farklı kıyafeti içlerine sindiremediler.Tek tip insan istediler, onların istediği gibi bir tarzı seçenlerin ne halt yediğine bile bakmadılar.Diğer hepsini aşağıladılar, horladılar, ittiler, küçümsediler…

Şimdi değişen bir şey varsa katı laiklerin yaşam tarzı değil, muhafazakârların ve farklı düşünenlerin yaşam tarzında değişiklik var.İyiye doğru giden ivmeyi çok görenlerse “mahalle baskısı” yalanıyla bunu dizginlemeye çalışıyor.

Kulin’in içki merakı ne kadardır bilemem ama ülkeyi tanısaydı, “meyhane” lafından haz etmeyen büyük bir kesimin olduğunu bilirdi. Hem bu, bugünün değil, tarihten beri böyle olduğunu da anlardı.

Sanki AK Parti gelmeden önce tüm köşe başları meyhaneyle doluymuş gibi yansıtmaya çalışmak, en azından insafla bağdaşmaz ve bu “içkiyle arası iyi olmayan” yerleşim yerlerinde yaşayan insanımızı da incitir.

Kaldı ki, daha farklısı var…

Sigaraya savaş açan hükümet, 50 yıl önce çekilmiş filmlerde bile sigarayı buzlama komikliğini yaparken, içkinin su gibi tüketilmesine en ufak bir önlem getiremedi.Sigaranın reklamı yasaklanırken, içkinin boy boy reklamları artmaya başladı.Sigara tarlardan indirilirken, içkiler tarlardaki yerini süslemeye devam ediyor.

Aslında ne istediğinizle alakalı bir şey bu; sarhoş bir nesil mi istiyorsunuz, ayık bir nesil mi?

Sarhoş olacak benim, içerim” diyenler rahatça içebilmeli ama “içmiyorum kardeşim” dememiz de gerekmemeli.

Daha ilgincini söyleyeyim, bizler de özellikle tatil beldesine veya büyükşehirlere gittiğimizde “içkisiz mekân” arayışında bitap düşüyoruz.Kimi meyhane bulamıyor, kimi meyhaneyi andırır işletmelerden geçemiyor.

Türkiye’de içkinin su gibi tüketilen yerleri, hiç içilmeyen yerleriyle kıyaslandığında oranın ne olacağını doğrusu bilmiyorum ama hepimizi şaşırtacak rakamın çıkacağından da eminim.

Üstelik içki içmek için meyhane aramaya çalışmak da bir başka çelişki. İçki, sadece meyhanede içiliyorsa, içkili lokantaların bu ülkede ne işi var, her köşe başında içki satan dükkânlar neye yarıyor, alışveriş merkezlerindeki içkiler neyi nesi diye sorsak, mahalle baskısı mı yapmış oluruz?

***

İşte eksik şıklı sorunun cevabı bu nedenle zor oluyor.

Ya “mahalle baskısı var” diyeceksiniz, safınızı belirleyeceksiniz ya “yok” deyip, bir başka safa geçeceksiniz.Oysa en kolayı, “kimse kimsenin yaşam tarzına karışmamalı”dır.

Ayşe Kulin, dilediği yerde birasını yudumlarken, bizim gibi içki içmeyenler de, “lütfen zorlamayın, içmiyorum” demek zorunda kalmamalıyız.

Tabloyu doğru okuma adına yazımın başındaki soruyu bana sorsalardı, ben (c) seçeneğini seçer, “her ikisi de var” derdim, hem de her iki taraftan.

Çünkü Türkiye’nin asıl sorunu “benim gibi yaşayacaksın” dayatmasını seven yığınların olmasındandır. Bu da “Cumhuriyetgeleneğinden/tek parti zihniyetinden” geliyor olsa gerek. Muhafazakârlığın artmasıyla ilgili değil, toplumun ezberiyle ilgili bir konudur bu.

Twitimden seçmeler

Doğalgaza zam açıklamasından sonra kontörlü gaz kullananlar kuyruğa girmiş; “Ağa şuradan üç beş kilo gaz sar, zamsız, gamsız ve taze olsun!”

www.twitter.com/naifkarabatak

Önceki ve Sonraki Yazılar