1. YAZARLAR

  2. Ahmet Doğan İLBEY

  3. Türkülerini Özleyen Şehir: Maraş
Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkülerini Özleyen Şehir: Maraş

A+A-

 Türküler dolaşmalı Maraş’ın semalarında. Maraşlılar, türkülerine yaslanmalı bir daha. Dil gücünü türkülerden almalı. Her yer türkü, her yer Maraş demeli. Maraşlı ecdâdımız türkülerle dile getirmişlerdi her duygusunu. Karacaoğlan’ın türküleri, Telli Senem’in, Kerem ile Aslı’nın, Tahir ile Zühre’nin aşkına yakılan türküler dilinden hiç düşmemişti Türküler söyleyerek yaylara göçerlerdi Maraşlı Türkmen atalarımız. 

 Maraş türkülerinin bazıları uyarlamadır. Gavurdağı, Haruniye ve Andırın yaylalarında konaklayan göçebe aşiretlerin bozlak, yani uzun hava türküleri farklı sözler uyarlanarak Maraş türküsü olarak söylenegelmiştir. Karacaoğlan türkülerinin birçok yörede dolaştığı mâlum. Maraş’ta da Karacaoğlan türkülerinden üslûp ve söz uyarlamalarının çokça olması, aynı kaynaktan beslenen insanların gönül demlerinin ortaklığını gösterir. “Türküler sınır tanımaz”; yeter ki demleneceği bir gönül ve ezgili bir dil bulsun; orası türkünün vatanıdır. Türküler, sınırları, dağları, ovaları aşarak her yeri dolaşır. O yörenin insanları da gönüllerine cemre gibi düşen bu türküleri dillerinde demlendirerek yeni türküler meydana getirirler. 

Her memleketin insan hikâyelerini öğrenmenin kaynağı türkülerdir. Gönüllerin ve Türkçe’nin imbiğinden süzülüp meydana gelen türkü, yaşayan en güçlü moral değerlerimizden biridir. 14. Asra kadar yır, ır, makam, hava, ezgi olarak ifade edilen ilk millî mûsikimiz, 15. asrın başından itibaren millete mal’olarak “türkü” nâmıyla gönüllerde tahtını kurmuştur. Türkü, yaygınlık kazanmış yanlış bir bakışla “halk mûsikisi” değil, millet mûsikisidir, yani millî mûsikisinin atası ve zeminidir.

Maraş’ta Türkü Niye Söylenir?

Milletine aidiyet hisseden biri için “Türkü niye söylenir?” sorusu abesle iştigaldir ve felsefeyle mantıkla anlaşılmaz. Ana sütü gibi helâldir türkülerimiz. Bunun içindir ki türkü söyleye söyleye büyüdü ecdadımız, türkü söyleye söyleye inceldi gönülleri. Bir göçten bir göçe türküler yakarak gitti. İskân olduğu her yere önce türkülerini taşıdı. “Yüreğinde ne var?” dediklerinde, “türkülerim var” dedi. Türkü ile başladı her hikâyesine. Acısını, sevincini, sevdasını, gurbetini türkülerle anlatabilirdi ancak. Söz yavan kalırdı. Atalarımız türkü söyledikçe yürekleri büyüdü, kalplerindeki perdeler açıldı. Kondukları her mekâna türkülerle girdiler, yeni yurtlarında yeni türküler yaktılar. Türkü, hayatlarının aynasıydı. Türkülerde aşkları, acıları, gazâları, cümle yaşadıkları vardı. Böylece türkülerimizin söylendiği her yer vatan olmuştu.

 “Türküler Asırlara Meydan Okur Ve Aslâ Yalan Söylemezler”

 “Bir memleketin türkülerini yapanlar, o memleketin kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür” diyor bir ozan. “Türküler, asırlara meydan okur ve asla yalan söylemezler.” Topluma ve ferde ait olsun, her vakayı ve gönüllerdekini olduğu gibi saklar ve asırların ötesine taşır. Hangi felsefe türküler kadar Anadolu insanının duygularını dipten derinden alıp ifade edebilir? Hangi sanat, türkülerin sıcak ve içten dili kadar yalansız ve samimidir. Gönlümüzün sırrı türkülerdedir. Şairin dediği gibi: “Türkülerle yunmuş yıkanmış dilimiz.”

Bezm-i elest’ten beri gönül milletidir bu millet. Gönlünde daima kahramanını, yiğidini, âlimini, şairini ve sevdiğini barındırır. Tarihten bugüne gazâlarla, gurbetlerle imtihan olmuş milletimizin yüreğinde memleket aşkı ve hasret yarası vardır hep. Bu özelliklere sahip milletimiz, sevdalarını, intizarlarını, sevinçlerini neyle anlatabilecekti? Bu yüklü meziyetlere ifadenin hangi biçimi karşılık verecekti? Türkü işte bunun için söylenir. Cahit Öztelli’nin ifadesiyle, “halkın iç âlemini yaşatan, beşikten mezara kadar bütün yaşayışını içine alan en dikkate değer edebî mahsuller türkülerdir.”

Türküyü “ağyarını mâni, efradını cami” bir şekilde târif eden türkü dostu Ahmet Hamdi Tanpınar’ı dinleyelim: “Anadolu türküleri korkunç şeylerdir. Birden bire kulağınızın dibinde bir daha içinden çıkamayacağınız bir uçurum açılıverir. Artık ondan sonra sizden hayır gelmez. Her şey etrafınızda alt üst olmuştur. Çünkü sıcak ekmek gibi insan ıstırabıyla, azmiyle, hasretle, ölümle baş başa kalırsınız. Türküler, hayatın sürekliliği içinde bir yığın değişmeye rağmen daimi kalan aslî yanımızı ifade ederler. Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona mutlaka türkülerden gitmelidir. Anadolu’nun iç romanını türküler yapar. Türk insanının yazılmayan romanı türkülerde saklıdır.”  

Maraş’ta Türkü Olmak

Maraş’ta bir türkü olmak duygusu, kültürel köklerimize aidiyetin kuvvetle devam ettiğini gösterir. Her Maraşlı, bir Maraş türküsünü gönlünde demlendirerek köklerine bağlılığını yaşatmakla mükelleftir. Çünkü Fransız’ı kovan Maraşlı ecdâdımızın moral gücünün kaynaklarından biri de türkülerdi.

Fransız Harbi’nde Maraş’taki kopan figandan ve direnişten yüreği kabaran ecdâdımız bir Maraş türküsü tutturup “Maraş Maraş derler de uy amman amman...” diyerek Uzunoluk’ta şehit olmuştur. Bunun içindir ki Maraşlılar ecdâdının ve geleneğinin ruhunu şimdiki zamana türkülerle de taşımalı ve yâd etmelidir.

 “Maraş Maraş Derler de Uy Amman Amman”

Birçok türkünün birinci mısraı “Maraş Maraş derler de...” mısraıyla başlar: “Maraş Maraş derler de anam...”, Maraş Maraş derler bir büyük şehir”, “Maraş Maraş derler bu nasıl Maraş”, “Maraş Maraş derler uy amman amman” gibi farklı ifadeler kullanılmıştır. Ayrıca “Al kanlar içinde can veren kardaş” mısraı da birçok Maraş türküsünde tekrarlanır.

Bu türküyü dinlerken şu duygulara kapılmayız?: Bir asır öncesinde yaşayanlar için Maraş bir “Büyük Maraş”, bir “Koca Maraş” tır. Göçerler ve köyde yaşayanlar hastalarına doktor bulmak için Maraş’a yetişeceklerdir.  Çâresi Maraş’tadır derdinin. Atın semerinde yorganlara sarılı hasta güç belâ getirilmiştir. Sonrasını kalp kulağımızı vererek türküden öğrenelim: “Maraş Maraş derler de yâr aman aman / Bu nasıl Maraş bu nasıl da Maraş / Al kanlar içinde can veren kardaş / Kardaş kalk gidelim yoldaş kalk gidelim of of / Kalk da kardaş hanemize gidelim / Evimize gidelim yurdumuza gidelim of of.”      

Farkında olmasak da bir Maraş türküsü söylenirken, derûnumuz, duygularımız ve hafızamız Maraşlı atalarımızın yürek diliyle buluşur: “Maraş’ın içinde bir çeşme akar / İçerim içerim ciğerim yakar / Şimdi garip anam yollara bakar / Öldü diye haber edin sılama.”

Türkülerin, geçmişe ve geleneğe aidiyet duygusu kazandırdığı kesindir. Maraşlı köklerimizle gönül ve dil bağı kurmak istediğimizde ilk akla gelen, türküler olmalıdır. Ecdâdın yüreğindeki sayhaları anlamaya şu yanık Maraş türküsüyle başlamalıyız: “Ufak taşınan da uy amman amman bina yapılmaz / Valla bir ben ölmeyinen gardaş Maraş yıkılmaz / Gardaş kalk gidelim yoldaş kalk gidelim / Yollar çamurlu kurusunda gidelim.”

Birkaç uyarlaması olan meşhur uzun hava türkülerimizden “Atımı Bağladım delikli Taşa” türküsünü her Maraşlı ara sıra söyleyip cedlerine olan aidiyetini güçlendirmeli, sohbet meclislerine ve düğünlerine misafir etmelidirler: “Atımı bağladım delikli taşa / Yönümü çevirdim şanlı Maraş’a / Yavrumu kaptırdım alıcı kuşa / Bir yanımı boşa getirdi felek / Aman n’olduysa bana Mevlâdan oldu / Aktı gözüm yaşı didelerim doldu / Ben bana acımazdım yâr öksüz kaldı / Bir yanımı da boşa getirdi felek.”

Yemen Türküleri’nin Maraş’ın kalbine düşüşünü dinlemeden Maraş türkülerinin gurbet ve hasret temasını yeterince anlayamayız. “Tabur tabur karşıları / Talim eder binbaşıları / Yağup yağmur gün değince /   ıslar yatan şehitleri  / Üç oğlum var üç taburda / Silahlar dolu kuburda / Aman sabır eyle oğlum / Çok keramet var sabırda / Bir kurt dadandı desteme / Bir oğlan düştü hisseme / Kağat yazar tel çekerem / Sadırazam Şüyhülislâm’a.”

Maraşlı ana, Yemen’e gönderilecek askerlerden “bir oğlan da benim hisseme düştü” diyor. İşte türkünün gücü ve yüreğimize düşürdüğü anlam budur. Ana, oğlunun Yemen’e gidişini de nağmelere döküyor: “Küçük Maraş büyük Maraş / Ulaş mavi donlum ulaş / Ağzı başa davul mu tutar / Yemen’de tutuldu güreş.” 

Allı Turnam türküsünün Maraş uyarlaması gönlümüzü geçmiş zaman Maraşlı âşıkların duygularıyla buluşturabiliyor: “Deli gönül bizim ele gidersen / Selâm söyle eller bana küsmesin / Yol ırak viran bağa varırsan / Gülü solmuş dallar bana küsmesin / Aman aman aman yâreliyem aman.”

Hâsıl-ı kelâm; Maraşlı geçmişimizden bugüne gönül dünyamızda olup bitenleri Maraş türkülerinden öğrenebiliriz ancak. 

(Alıntı: Habervaktim.com)   

Önceki ve Sonraki Yazılar