1. YAZARLAR

  2. Abdulbaki GÜNIŞIĞI

  3. Araplar Ve Diğer Kaynaklarda Kimekler
Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Abdulbaki GÜNIŞIĞI

Yazarın Tüm Yazıları >

Araplar Ve Diğer Kaynaklarda Kimekler

A+A-
Yazıyı Dinle

Kimekler ( Kumukh, Kuman, Kumgi (nohçolar içerisinde aile ismi) , Kimak, Kemah (erzincanın bir ilçesi) Gamuh (gamuhluoğlu aile ismi) Kemaki, Kumuhi, Kumek ve Kumekov v.s şeklinde söylenen ve yazılan,onlarca aileye ve yüzlerce yer ismine isim olan Kıpçak boylu Türklerin en eski ismidir. Bu Kıpçak boylu kimekler Türk tarihinde çok önemli hadiselerde başrolü oynamış ve tarihe yön vermiş bir boydur.

Kimek ler hakkında ilk yazıları Arap coğrafyacılarında ve tarihçilerinde rastlamamız, bu akrabalarımızın kurduğu büyük Türk devleti vesilesi iledir. Osmanlının ve tabii yanlış olarak cumhuriyet tarihçilerimizin ısrar ile kölemenler, memluklar diye isimlendirdiği fakat kendilerinin verdiği isim Devlet-i Türk olan ve  Mısırda ki Kıpçak devletini kuran Türk boyları işte Bu Kimek’lerdir. O zamanın bir çok tarihçisinin isminin kimeki olması da bu akrabalarımızın tarih yazanlar içinde bulunduğunu göstermektedir. Yavuz Sultan selim zamanına kadar, Sudan dan ile Maraş arasındaki Akdeniz kıyısındaki bölgeye hükmeden bu Türkler tarihte çok büyük izler bırakmış bir Türk boyudurlar. Bu memluk isminin koyulmasında asırlarca yönettiği Arapların büyük etkisi vardır. 700’ lü yıllardan itibaren Kafkasya dan ve Kıpçak düzlüğünden ( deşt-i Kıpçak) çeşitli askeri faaliyetler için mısıra götürülen ve giden paralı askerlerin zaman içinde devletin yönetimini ellerine geçirmeleri ile kurdukları devlete işte bu yüzden kölemenler manasında memluklar denmiştir.

      Kimeklerin mısırda devlet kurmalarından önceleri zaten Türkler tarafından kurulan iki devletin varlığı biliniyordu ve devlet-i Türk işte bu devletlerin üstüne kurulmuştu. İlk olarak Ihşidoğulları ismi ile ve sonra Tolunoğulları ismi ile kurulan küçük devletleri kuranlarda Kıpçak-kuman asıllı (sarışın ve açık renk gözlü ) Türkler idi. Fakat bu iki devleti kuranlar kendi aile isimlerini kullanmışlar iken, bu devletlerin yıkılmasından sonra kurulan  yeni devlete,  bu Kıpçak boylu Türkler,  devlet ismi olarak Türk ismini vermiş ve  tarihteki ikinci Türk devleti olarak yerini almıştır. Bu devleti kuranlar ve yaşatanlar daima resmi dil olarak Türkçeyi kullanmış ve ısrarla Türk isimlerini korumuşlardır. Bu akrabalarımızın  yönetiminde iken hiç bir Türk Araplaşmamış ve daima Türkçeyi kullanmış ve Türk kültürü Araplara örnek olmuş ve bir çok Arap beyleri evlatlarına isim olarak Türk ismini vermiş ve onları taklit etmişlerdir. Fakat Yavuz sultan selimin ve onun bürokrasinin yanlış tutumu sayesinde bu gün milyonlarca Türk Araplaşmış ve gene Anadolu da milyonlarca Türkmen de Kürtleşmiştir . Bu süreç yüzünden  Akdeniz sahili boyunca sarışın mavi gözlü Araplar türemiştir. Filistindeki hamas teşkilatını kuran aydoğmuş aşireti de işte bu kuman kıpçak soylu akrabalarımızdır. Tıpkı Suriye den gelen Arapların aslen kuman olduğu gibi.

 Kumanlar ve Kıpçaklar ayrı ayrı boy oldukları zan edilse dahi aslında aynı boydur ve bütün özellikleri ile tamamen aynı boyların değişik isim almış halleridirler. Kuman ve Kıpçaklar birbirinden ayrılmadan önce Kimek kağanlığına bağlı ve bu kağanlığı meydana getiren boylar idi.Bu gün Kırgız ve Kazak devletleri olarak tarihte yerini alan boylar da eski kimek boylarıdırlar.japonya dan, Finlandiya ya , Sibirya dan Mısıra kadar olan coğrafyada çeşitli zamanlarda devletler  kurmuşlar ve yeni bir çok milletin tarih sahnesine çıkmasına vesile olmuşlardır. Hala bir çok coğrafi ismin, isim menşeide olmuşlardır. Avrupa da  Kumanova, kuman yurt, ( macaristanın orta kısmına beş asır önce yerleşmişler ve bu yer onların adı ile anılmakta ve boğaç şehride Turan kurultayına ev sahipliği yapmaktadır.), kuzey kafkasyanın daha kuzeyindeki büyük düzlükler Deşt-i Kıpçak olarak anılır. ( Kıpçak çukuru ve ya düzlüğü) Yurdumuzda da bir çok yerleşim yerinde ve aile isimlerinde yaşamaktadırlar.

Kuman isminin etimolojik açıklamasına gelir isek. Kuman ismi diğer Türk boyları tarafından verilmiş yerli bir isimdir. Anlamı Sarışın demektir. Ku eski Türkçede sarı demektir. Kuman da sarı adem anlamını verir. Zaten dilimizde Türkmen, Baçman ( bac alan), Akman, Karaman, Dürmen, Kaman, Şömen  gibi etnik, uzman, gökmen, sökmen gibi cins isimlerde mevcuttur. Kumral kelimesi ile anlatılanda kuman gibi sarışın olan, sarışına yakın  anlamında hala kullanılan bir kelimedir. Ruslar ve diğer Avrupalı kavimlerde Kumanlara daima sarışın manasını taşıyan isimler vermişlerdir.

 Taa eski çağlardan bu yana kiev Rusyası doğu ve kuzey komşuları olan Kumanlara Polovest ( sarışın) , yurtlarınada polovest bozkırı diyorlardı. İslam tarihi başladığından itibaren de Arap ve fars kaynaklarında isimlerine sıkça rastlamaktayız. Mısırda aniden yükselerek kendi hanedanlarını kurmaları ile beraber Kumanlara olan ilgi artmıştır. Yakın doğuda mogollara ve haçlılara karşı durabilecek tek güç onların olmuş, mogollar ve haçlıları yendiği için memluklar ve onlarla birlikte kimek-kıpçak boyları hakkında bilgiler (yakın doğuda) arap tarih eserlerinde önemli yer almıştır. Suriye ve mısırdaki Kıpçak varlığı dikkat çekmiştir. Bu arada araya eklemek istediğim bir hususta , bu gün iç savaş dolayısı ile yurdumuza göçen ve Arapça konuşan bu insanların Anadolu Türkünden daha açık göz renkli , sarışın insanlar olmaları halkın dikkatini çekmektedir. Arapların tiponomileri hakkında bilgi sahibi olanlar bunların sarışınlığını anlayamamaktadırlar. Oysa bu insanların yüzde sekseni eski akrabalarımız olan kuman ve Kıpçakların ahfadı olup, Yavuz Sultan selimin buraları fethinden sonra yapılan baskı ve yıldırmalardan korunmak için Arapça konuşup, Arap olduklarını söyleyerek kendilerini gizlemişler ve sonunda da Arap olduklarına inanmışlardır.Bu insanlar için gerçek Araplar da Arab-ı  müsta’ribe ismini vermişlerdir. Manası Araplaşmış Arap demektir.  Bunların bazıları hala Kıpçak boy isimlerini bilmekte fakat o ismin Türk ismi olduğunu bilmemektedirler. İçlerinde bulunan şafi mezhebi mensuplarının bir kısmı gerçekten Arap olsa da, büyük ağırlığını da çeşitli Kafkas  boyları meydana getirmektedir. Özellikle çeçenlerin ve Dağıstan ahalisi Avarların Şafii olmaları dolayısı ile bunlardan Arapça konuşanlarda mevcuttur. Kuman (kimek)-kıpçak ve gene aslında Kıpçak boylu olup çerkes olarak bilinen boylarda Hanefi mezhebi mensubu olup bu guruba dahil olarak Araplaşmışlardır. Bu Araplaşmadan Anadolu dan göçürülüp oralara yerleştirilen Türkmenlerde büyük ölçüde nasiplerini almışlardır.

Kumuklar dan ilk söz eden Arap kaynaklarıdır. ( el idrisi, el mesudi, ibni el verdi ( bunlar da Türk asıllıdır) v.s. Çin kaynaklarında Kumohilerden söz edildiğini tespit etmişlerdir. Kuzey kazakistandaki kimek yurdu ve doğu Türkistan ilk yurtları olarak tespit edilmiştir. Türkler ile ilgili araştırmalar Arap kaynaklarını tenkit ile başlamıştır. Yakut sözlüğü “ Arap coğrafyacılarının kütüphanesi” ciltleri, hükümdar ve Resuller tarihi, Taberi, El- belezuri, el Yakubi, el mesudi, ibnül esir’in tarihi eserleri ilim alanına girdikten sonra orta Asya Türk halkları araştırılmaya başlanmıştır. Bu konuda ilk çalışmaları v.v Barthold ve J. Marquart  yapmıştır. İbnül Esirin Mısır memlukları ile ilgili olarak yazdığı Devlet-i Türk eseri Arap kaynakları arasında ki en önemli çalışmadır.

Devlet-i Türk ten bahsedince bir konu aklıma geldi. Birinci yanlış çokça söylenen memluk devleti ismidir. Kimekler kendi kurdukları devlete Türk ismini vermiş olmalarına ve bütün resmi yazışmalarda Devlet-i Türk ismini kullanmalarına rağmen bizim hala memluk ismini kullanmamızdır. İkinci mevzuu da, tarihte  Türklerin kurduğu ve ismi Türk olan devletlerin birincisi Göktürk ve ikincisi ise Türkiye Cumhuriyetidir sıralamasınadır. Oysa devleti Türk meselesi ortaya çıkınca sıralama da Türkiye , batı Trakya Türk cumhuriyetinden sonra kurulduğundan dördüncü sıraya oturmaktadır. Doğru sıralama, 1. Göktürk devleti, 2. Devlet-i Türk, 3. Batı Trakya Türk cumhuriyeti, 4. Türkiye cumhuriyeti,5. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, 6. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve 7. Türkmenistan Cumhuriyeti olmalıdır.

 Mevzuumuza döner isek, Çin kaynaklarında kuman(kimek)-kıpçak boylarından bahsedilse de, asıl kaynaklar Arap ve fars kaynakları olmuştur. Gassanid (gassan) kabilesinden tarihçi Ebul-Velid Muhammed azreki, kitabı ahbar el-makka (Mekke) isimli eserinde, beni kabul Şahın tacının kenarında, otrar yakınlarında el fadl ibn sahl’ın Karluk yabgusunu bozguna uğrattığı ve onu kimek ülkesine kovduğu yazılıdır. Türklerden bahseden ve onları çok seven bir diğer Arap tarihçisi de el Cahiz dir. El Cahiz menakib el etrak isimli eserinde şehirli Araplara Türklerin garip gelen taraflarını, savaşçılığını, örf ve adetlerini yazmıştır. 8. Yüzyıldan itibaren Arap kaynaklarında kimek (kuman-kıpçak) boylarının ismi geçmeye başlamıştır. Fakat çeşitli lehçeler konuşan bu insanlar için el istahri, onlar aslında aynı dili konuşuyorlar diyerek, lehçe farklarına rağmen bu insanların tamamının Türkçe konuştuğunu yazmıştır. Arapların ilk tanıdığı Türkler işte bu Kıpçaklar (kimek) olmuştur.

Gene aynı zamanlarda dil ile ilgili olarak, Türkçe-Arapça ilk sözlüklerde Mısırda 1245 yılında yazılmıştır. Kitab-ı mecmua-ı tercüman-ı Türki ve Acemi (farsça) ve mugali(Moğolca) ve Farisi. Bu sözlüğün esasını Kıpçak dili oluştururken içinde Türkmence kelimeler vardır. 1256 da ebu hayan, Kitab’ül-idrak li lisani’il-etrak (Türklerin dilini anlama kitabı), 1313’ te Cemaladdin At Türki “ Balgat’ül Müştak fi lügat-it- Türk ve’l kıfçak” (Türk ve Kıpçak dillerini öğrenmek isteyenlere yeterli bilgi) adlı eseri  yayınlamıştır. Bu ve buna benzer bir çok kitabın yayınlanması o yüz yıllar da  ki en büyük İslam devletini kuran Kuman-Kıpçakların gücünü göstermektedir.

Yukarıda kısaca bahsettiğimiz eserlerden olan  El idrisinin bir eserinde lalan (lolan) dağından bahsedilmektedir. Bu isim bu gün doğu anadoluda lolanlı aşiretinin ismidir. Bu isim bu aşiretin menşeini göstermesi bakımından mühimdir.  Bu kimekler ve Kıpçaklar hakkında yazılan Arapça eserlerin incelenmesi bu gün bölücü fitnenin elindeki kozlardan bir çoğunun elinden alınmasına vesile olacaktır.

Kaşgarlı Mahmud’ta divan-ı lügat’ül-Türk isimli eserinde Kıpçak boylarından ve bunların lehçe yakınlığından bahseder. Kimek(yemek-yimek), Kıpçak, oğuz, bozkır, yağma, Çiğil boylarının dillerinin birbirine yakın olduğunu yazmıştır. Bu lehçeler bu gün Türkçemizde unuttuğumuz bazı kelimeleri hatırlamamıza vesile olabilir.

Kimekler ile ilgilil bir diğer eser olan Gerdizi’nin Zayn el ahbar’ da anlatılan bir efsanede kimek boy birliğinin içinde, imi, imak, tatar, bayındır, Kıpçak, lanikaz, adjla isimleri geçiyor. Buradaki imek isminin kimek, Kumuk ismi olduğu aşikardır. Ayrıca imi ismi bugün oğuzlarda yaşayan, imir, eymür isminin de aynısıdır. Bu da bize gösteriyor ki Türk lehçeleri çok keskin hatlar ile birbirinden ayrılmamış, coğrafik şartlar ile ufak tefek farklar bazı an fazlalaşmış ve bazı an azalmıştır. Fakat dilin kökünün aynı olduğu her halinden bellidir.

 Moğol istilasından önce kimeklerin (Kıpçak)  Dinyeper’e kadar uzanan güney Rusya dahil büyük bir bölgeye sahip oldukları bilinmektedir. Bu dönem Kıpçaklar beş guruptu. Orta asya (Kazakistan) grubu, Volga (itil ve yayık bölgeleri) “saksınlar” ismi ile adlandırılmıştır. ( bu saksın ismi hep dikkatimi çekmiştir ve araştırılmaya değer bir isimdir.), Güney Rusya grubu (iki grub don ve dinyeper), Dunay grubu.

Moğol döneminden sonra Kıpçak-polovestlerin boy, oymak yapısı istilalar sonucu bozulmuştur, gelenek ve görenekleri de önemli ölçüde zayıflamıştır. Fakat onlar kazak, Özbek, Karakalpak, Kırgız, başkurt, Nogay ve Volga tatarlarının, Macarların, Tuna Bulgarlarının, Boşnakların v.s  etnik oluşumunda çekirdek yapıyı oluşturmuşlardır.

 Bu gün itibarı ile kazan, kırım, balkanlardaki Türk nüfusun bir kısmı, Kafkasya ve acara ile Maraşımız dan başlayarak Akdeniz kıyısını takiben mısıra kadar uzanan bölgedeki etnik oluşumda büyük katkıları olduğunu biliyoruz. Maraşımızın ulu camii ( taş kitabesinde ulu hakan Kansu Guuri zamanında  Dulkadırlı beyliğince yapıldığı yazılıdır.) bu Kıpçak hakimiyeti zamanında yapılmıştır. Bu gün Akdeniz sahilinde yaşayıp Arapça konuşan büyük nüfusun açık renk  ten ve göz yapısına sahip olması, bu insanların buralarda sadece dilini değiştirdiğini ve etnik yapının korunduğunu bize göstermektedir. Bize düşen iş ise bu insanlara asıllarının hatırlatılması ve Anadolu Türklüğü ile yakınlaşmasının temindir. Bunun için çok büyük oranda elimizde imkan ve kaynak mevcuttur.Her şey Rabbimin rızasını kazanmak içindir. Vesselam.  

Önceki ve Sonraki Yazılar