1. YAZARLAR

  2. Veli KARALAR

  3. Basınımızın Seçimle İmtihanı
Veli KARALAR

Veli KARALAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Basınımızın Seçimle İmtihanı

A+A-
Yazıyı Dinle

Gazeteciliğin çok şerefli, kutsal, önemli ve her insanın yapmaması gereken ayrıcalıklı bir meslek olduğunu düşüyorum.

Peki her “gazeteciyim” diyen gazeteci midir?

Bu sorunun cevabının “hayır” olduğunu bilmek için müneccim olamaya gerek yok.

***

Gerek müspet; gerekse menfi anlamda, bütün basın camiasını aynı kefeye koymak doğru olmaz. Şehrimizde bu işi hakkı ile yapan üstatlarımız, büyüklerimiz, kardeşlerimiz yok değil.

Ama gazetecilikle uzaktan yakından alakası olmadığı halde, belden aşağı haberler yaparak, bu mesleği şantaj aracı olarak bile kullanmaktan çekinmeyen, haksız menfaat sağlayıp hayatlarını sürdüren sürüngenlerin varlığı aşikar!

Reklam gazeteleri yayınlayarak, aralara Türkçenin katledildiği “kopyala-yapıştır” metinler serpiştirip “haber gazetesi” diye vatandaşı kandırdığını zanneden sülüklerin varlığını da unutmamak gerek.

Fakat son zamanlarda Kahramanmaraş’ta görev yapan gazetecilerdeki toparlanma dikkatlerden kaçmıyor. Gazetecilerimizin, adını “Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti” olarak değiştiren ve yeni kurulan “Kahramanmaraş Gazeteciler Cemiyeti” çatıları altında toplandığını görüyoruz. Bu, basınımızın iş dünyası, siyaset ve devlet katında daha ciddi anlamda muhatap alınmasına olanak sağlayacaktır. (Nitekim bunu görüyoruz!)

Önüne gelenin “gazeteciyim” dediği şehrimizde, gerçekleri ile “curuf”larının ayıklanmasına vesile olacaktır. Türkçenin düzgün kullanılması ve kalite açısından olumlu sonuçlar getirecektir/getirmelidir.

***

Peki, yerel seçim çalışmalarının hız kazandığı bu günlerde, basınımız “halkı doğru bilgilendirme” noktasında görevini tam anlamıyla yerine getiriyor mu?

Bu sorunun cevabını ne yazık ki(!!) net olarak vermek mümkün değil.

Ayrıca bu, ne kadar mümkün ona da baklam lazım!

Bir gazete ya da internet sitesini düşünelim. Çok takip edildiği ve okunduğu için reklam alıyorsa sıkıntı yok. Ancak kıt kanaat imkanlarla, borçlanarak kurulup ümidini reklama bağlamışsa yandı külün keten helva.

“Reklam kültürü”nün emekleme döneminde olduğu, reklam vermenin adeta sadaka vermek gibi değerlendirildiği bir memlekette, reklam verenin kapısında bekleyen gazeteciden “tarafsız” ve “cesur” haber yapmasını nasıl bekleyebiliriz?

Ya da ne kadar bekleyebiliriz?

***

Seçimlere ümit bağlayıp bu sektöre yatırım yapan, proje geliştiren gazetecilerin olduğunu unutmamalıyız. Fakat unutmamamız gereken daha önemli nokta, böylesi “kritik dönem”lerde, halkın tercihlerinin yönlenmesinde önemli bir işlevi olan basının daha tarafsız ve daha objektif olması gerektiğidir. Aksi halde bunun vebali ağır olur.

***

Belki bir genelleme yapmak doğru olmayacak! Ama bu konuda maalesef  bazı gazetecilerimizin, yorumcularımızın, başarısız olduğunu üzülerek takip ediyoruz.

Adaylar değerlendirilirken kaliteye, vizyona, karektere göre değil de, verdiği reklama göre değerlendiriliyor. Reklam verdiği zaman hiçbir artısı olmayan, sadece et ve kemik yığını bir aday bile göklere çıkarılırken, reklam vermeyen en donanımlı bir aday bile (sırf reklam vermediği için) “tu-kaka” ilan edilebiliyor.

Bazı(!!) gazetecilerin, yorumcuların aday hakkındaki görüşlerini, aldıkları reklamlar ve yemek masaları şekillendiriyor.

Oysa bir aday tanıtılırken reklama göre değil, (hatta reklam verse bile!) liyakata, karektere, adamlığa göre değerlendirilmeli; gerekirse geçmişi bile didik didik edilerek, seçmene doğru anlatılmalıdır. Adamın dünkü yüzü ile bu günkü yüzü, gerçek niyeti, gizli ajandası deşifre edilmelidir.

Evet, aday da en azından bir “bedel” olarak kesenin ağzını açmalı, köy köy, mahalle mahalle, ev ev gezilerek yapılan propaganda yönteminin nerdeyse ortadan kalktığı günümüzde kendini tanıtması için basından istifade etmeli; gazeteci de kasasını doldurmalıdır.

Fakat gazetecinin de bir kıstası, bir duruşu, bir “namus noktası” olmalıdır. Ne gazeteci, adayı “sağmal inek” gibi görmeli; ne de aday, gazeteciyi parayla istediğini yazdıracak biri olarak görmelidir.

(Şehrimizde bunun ne kadar başarıldığı tartışılır!)

***

Vatandaşı “proje manyağı” yapana da ihtiyatlı yaklaşmalı, projelerin uygulanabilirliği sorgulanmalı; proje olarak “proje benim”, “proje insan” diyerek seçmeni laf kalabalığı ile kandırmaya çalışana da “hop arkadaş hele bir dur” denmelidir.

Gazetecinin görevi “sapla-saman”ı seçmene doğru sunmak olmalıdır. “Sapı” saman, “samanı” sap diye sunmak ahlaki bir yöntem değildir. Yukarıda da söylediğim gibi aksi takdirde “öbür taraf”ta vebalini ödemek zor olur.

Kul hakkına girer!

“Son dem”lerde bir hac kurtarır mı bilemem.

Kurtarsa bile fırsat olur mu onu da bilemem!

***

Yazı uzadı gitti. Gelecek günlerde bu konuları daha çok yazarız kısmetse. Ama bitirmeden önce seçim gezilerinden bir replik sunmak istiyorum:

Bir aday adayı kendi bölgesindeki köyleri geziyor. Konuşuyor kendince. Birlikten beraberlikten, başbakandan, zincirin halkalarından bahsediyor.

“Bana ‘proje hani?’ diyorlar! Yav proje insan, proje sizsiniz.” diyor. Ahali gaza gelip coşuyor.

“Şak şak şak şak…”

O an aklıma Kemal Sunal’ın “Zübük” filmi geldi!

***

Sevgiyle kalın.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar