1. YAZARLAR

  2. M.Fatih ERDOĞAN

  3. ÇANAKKALE’NİN RUHU
M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇANAKKALE’NİN RUHU

A+A-
Yazıyı Dinle

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi, 12 Mart 1921 İstiklal Marşımızın Kabulü… Bu hafta ve onu takip eden hafta içerisinde yaşayacağımız Türk’ün iki gurur günü. Dünyanın en güçlü donanmasını Çanakkale Boğazına gömen inanç ve iman abidelerini şükran, saygı ve rahmetle yâd ediyoruz.

Çanakkale'de savaşın en kızgın anlarının yaşandığı sıralarda, Pakistan'ın Lahor kentindeki en büyük alanlarda, muhteşem bir miting düzenlenir. Mitingin amacı Çanakkale'de savaşan Türklere maddi yardım ve bu savaşa katılacak gönüllü asker toplamaktır. Halkın büyük çoğunluğunun fakir olmasına rağmen, meydanlara serilen yardım sergilerine, kulaklarında ki küpelerini, parmaklarında ki alyanslarını, evdeki eşyalarını satarak elde ettikleri paralarını atarlar. Bir ara Pakistan’ın en büyük şairi Muhammed İKBAL çıkar kürsüye ve birkaç gün önce gördüğü rüyayı anlatır mahcubiyet içerisinde. Sonra şiirini okur.

Peygamberimizi, Efendimizi gördüm rüyamda.

Bana sordu (dedi) Hz. Muhammed (Sav)

Cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın,

Söyle, bana ne gibi bir hediye getirdin?

Dedim: Ya Muhammed (Sav) dünyada yok rahatlık,

Bütün özlemlerimden umudu kestim artık,

Varlık bahçesinde binlerce gül, lale var,

Ama ne renk ne koku… Hepside vefasızdır.

Yalnız bir şey getirdim kutlanmış tekbirlerle,

Bir şişe kan ki eşi yoktur cennette bile,

Bu Senin ümmetinin namusudur, vicdanıdır,

Bu, Trablusgarp ( Çanakkale ) Şehidi, Mehmetçiğin Kanıdır.
Şiir okunur. İKBAL ile birlikte meydanda ki herkes hüngür hüngür ağlamaktadır. Gönderilen maddi yardımların yanında bir de içten dualar yollarlar Çanakkale'de ki kardeşlerine. İçlerinden bazıları son kuruşlarını da verdikleri yetmezmiş gibi cephede savaşmak üzere gönüllü yazılırlar. Bütün bunların hepsi bir yana sessizce gerçekleşen bir olay daha yaşanır o gün. Yürekleri parçalayan, işte inanç bu, kardeşlik bu dedirten olay şöyledir;

BEBEĞİMİ SATMAK İSTİYORUM

Meydanda ki bu muhteşem mitinge kucağında ki yeni doğmuş bebeği ile iştirak eden bir anne, yeni dul kalmış ve Anadolu’daki kardeşlerine verecek bir şeyi de olmadığından eziklik içerisinde kıvranmaktadır. Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve efendi ile görüşmek istediğini söyler hizmetkârlara. Dilenci olduğunu düşünerek içeri almak istemezler bu kadını. Fakat ısrar eder kadın ve çıkarırlar zengin efendinin karşısına. Efendi sorar ne istiyorsun diye. Cevap verir kadın; Bebeğimi sana satmak istiyorum. ( O devir de hizmetçi olabilecek küçük yaşta çocuklar satılmaktadır.) Fakat bu yeni doğmuş bir bebektir. Hangi anne, canından çok sevdiği yavrusunu ve hangi sebeple satmak istemektedir. Zengin efendi sorar, ama cevap alamaz kadından. Merak eden efendi çocuğu alır. Parayı verir kadına ve takip etmelerini emreder hizmetkârlarına. Lahor'da ki miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydanda ki sergiye bırakır kadın. Hizmetkârlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi; “Sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale'ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın” der.
Kadın cevap verir. “ Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bu gün Muhammed İkbal dedi ki; Eğer Osmanlının son kalesi olan Çanakkale'de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir. Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkâr olsun.”der.  Efendi tekrar sorar, şimdi sen diyorsun ki; Çanakkale’ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu sattın öylemi? Öyle efendim der kadın.

Anadolu’daki Anadan hiçte farklı düşünmeyen bu Pakistanlı Anayı dinleyen zengin, hizmetkârlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar parayı tekrar miting meydanına gönderir. Çanakkale’yi geçilmez yapan ruh işte bu ruhtur.

Önceki ve Sonraki Yazılar