1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Dayanağınız dayanak olsa!
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Dayanağınız dayanak olsa!

A+A-
Yazıyı Dinle

 

Dün bazı gazeteler “yeni bulmuş” gibi kamudaki başörtüsü yasağının dayanağını deşifre etti. 12 Eylül artığı bir yönetmenliğe dayanan yasağın kendisi de komik, bugüne kadar kimsenin el atamıyor olması da.

Yasaları çiğneyerek göreve gelenlerin “yasa” yapması ve buna uyuyor olması düşünülemeyeceğine göre, o tarihlerde yapılan her şeyin hukuksuz olduğu kabullenilmeli ve hepsi dürülüp, bükülüp, layık olduğu çukura atılmalı.

Bu nedenle de, o döneme dayanak olan hiçbir yasağın hükmü olmaz/olamaz.

Memursen’in başlattığı “Özgürlük İçin 10 Milyon İmza” kampanyasına ilgi oldukça fazla ve getirdiği ses de çok önemli.

Bu kampanyayla birlikte toplumun tüm kesimi olumlu-olumsuz görüş belirtti.

Kampanyaya destek veren özgürlük yanlısı insanlar, yasağın saçmalığına dikkat çekerken, bir kesim de “başörtülü çalışan”a alışamayacağı fikrinde ısrarlı.

Çünkü önüne konulan görüntünün dışında bir tarafa bakma şansı olmadığı gibi, farklı düşünerek kendini yormak istemeyenlerimiz de var.

Oysa bu yasak, tümden saçma sapan bir şey.

Üstelik kanuni bir yasak değil, yasal bir dayanağı yok.

Darbelerle mücadele edildiği bir dönemde, bir darbeci eskisinin kaleminde çıkan ve çok bozuk bir Türkçeyle yazılan, ne anlama geldiği anlaşılmayan, çekebildiğin yere kadar gidecek olan saçmalıklarla dolu bir yönetmenlik artığından başka bir şey değil.

Yasayla özgürlük veren bir ülkede, yönetmenlikle özgürlüklerin alınması yeni değil.

Birçok kamu kurumunda da “yasanın üzerinde” olan yönetmenlikler var.

Hatta bırakın bakanlığı, genel müdürlüğü, daire başkanlığını, bir il müdürü veya şube müdürü bile “yasayı hiçe sayan” yönetmenlik çıkarmakta mahir.

İnsanların hak ettiğini almasının önündeki engeli kaldırmakla yükümlü olanların, engellere engel ekleyerek yaşanmaz, çekilmez, tahammül edilmez bir ortam yaratmasının ne anlamı var?

Öncekileri anlıyoruz, peki bugüne ne oluyor?

Saçma sapan bir yönetmenliği kaldırmak bu kadar mı zor?

Bunun için 10 milyon imza toplamak gereksiz değil mi?

Yine kadınlarımızın “özgür” kıyafet tercihi için yeni anayasayı beklemek zorundalar mı?

Birilerinin “sivil” anayasa nazını, kaprisini, takıntısını, hatta saplantısını mı bekleyeceğiz?

Birilerinin keyfi gelecek, sonra mı insanlarımız özgür olacak?

Yazının başında, bazı gazetelerin “yeni bulduğu” yönetmenlikteki “yasağa” bakalım.

Sorsan yasak değil diyecekler zaten.

Çünkü çoktandır bizde bu tür yasaklar “düzenleme” adıyla hayata geçer.

12 Eylül darbesinin ardından Milli Güvenlik Konseyi (MGK) döneminde, 16 Temmuz 1982 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilen yönetmeliğin 5. maddesinde şu ifade “yasağa gereçke”ymiş.

Kadınlar; elbise, pantolon, etek temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; görev mahallinde baş daima açık, saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur.

Birazcık kafaları çalışsaydı, “normal”in kime göre olduğunu, “baş açık”ın her tarafa çekilebileceğini, “düzgün taranmış”tan kastın kişiye göre değişeceğini, “tırnaklar normal kesilmiş”in de kişilerin tercihine, kültürüne, beğenisine göre farklılık göstereceğini anlarlardı.

Ama darbecide akıl aramak, pek aklı başında iş olmayacağından, yazdıklarını “baskıyla” izah ediyor, uyguluyor, hatta gerekirse Kahramanmaraş’ta Sütçü İmam’ı çileden çıkaran düşman askerinin iğrenç saldırısına özeniyor, kadınların başının örtüsünü çekip alabiliyorlardı.

***

Elbette bu yasağın dayanağının sağlam olup olmaması, bir şeye benzeyip benzememesi, yasağı getirenlerde beyin olup olmaması bir şey değiştirmez.

Önemli olan bu yasağın, insan haklarına, kişisel özgürlüklere, medeniliğe, demokrasiye ve özgür yaşama aykırı olmasıdır.

Bunun dışındaki her şey “bahane”dir.

Bugüne kadar bahane olarak gösterileni kaldırmak, yerine yenisini koymak iktidarlara aittir.

40 yıllık yasağa gerekçe olan bir kâğıt parçasını yırtıp atmak, bu kadar güç olmamalı.

Bunun için “toplumsal uzlaşma”ya gerek yok.

Eğer o yasak konurken, toplumsal uzlaşma aranmışsa, kaldırırken de aranması bir nebze anlaşılabilir.

Zaten özgürlük için “uzlaşı” aramak yersizdir.

İnsanların en temel haklarını kullanabilmeleri için, “icazet” beklemek gereksizdir.

Hak ise kullanılmalı, yasaklarla insanların önü tıkanmamalıdır.

Hani dayanağınız dayanak olsa bir şeye benzeyecek ya, büzüştürüp bir kenara atın işte, çok mu zor?

Twitimden seçmeler

Giden geri gelmiyor da, gidenlerin toplamı geleceğe tutunmanızı engelliyor. Belki de acı olan bu yönü...

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar