1. YAZARLAR

  2. REŞİT GÜRBÜZ

  3. DOĞRUSU NE? -2
REŞİT GÜRBÜZ

REŞİT GÜRBÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

DOĞRUSU NE? -2

Bugünkü yazımı, Cumhurbaşkanının sorumluluk/sorumsuzluk hallerine ayırdım.

Önceki düzenlemede, Cumhurbaşkanının siyasal sorumluluğu yoktu. Şöyle ki, Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dâhil, yargı mercilerine başvurulamazdı. Tek başına yapacağı işlemler dışındakiler ise Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanmakta ve bunlardan da Başbakan ve ilgili bakan sorumluydu (Buna hukukta “karşı imza kuralı” denilir).

Aynı şekilde, önceki düzenlemede Cumhurbaşkanının yalnızca vatana ihanetten dolayı cezai sorumluluğu vardı; bunun dışında sorumluluğu yoktu. Buna göre Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin (184 milletvekili) teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün (413 milletvekili) vereceği kararla suçlandırılabilmekteydi.

Gel gelelim ki, mevzuatımızda vatana ihanetin bir tanımı bulunmadığı gibi, ceza kanunları da bir vatana ihanet suçu tiplemesi yapmamaktadır. Aynı şekilde, hangi suçların vatana ihanet sayılacağını belirleyen bir kural da bulunmamaktadır. Dolayısıyla, hangi eylem vatana ihanet sayılacak ve kim sayacak? Diyelim ki, herhangi bir eylem TBMM’ce “vatana ihanet” olarak kabul edilip Yüce Divan’a sevk edildi. Soruyorum:  1982 Anayasasının, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.” hükmü karşısında, Anayasa Mahkemesi hangi kanunun hangi maddesine göre hüküm tesis edecek?

Bu konuyu çeşitli kitaplarımda ayrıntılı olarak ele aldım. Yazımın kapsamını aşmaması için burada daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Velhasıl, önceki düzenleme böyleydi.

Gelelim yeni düzenlemeye.

Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun (301 milletvekili) kararı ile soruşturma açılabilecek. Soruşturma sonunda TBMM üye tamsayısının üçte ikisinin (400 milletvekili) oyu ile Yüce Divana sevk kararı alınabilecektir. Yüce Divanda, seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erecektir. Aynı durum, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Bakanları için de geçerlidir.

Şimdi sormak istiyorum: Yeni düzenleme, Cumhurbaşkanını ve Yürütme ekibini “dokunulamaz ve hesap sorulamaz” bir statüye mi koyuyor?

* * *

Değerli dostlar, yeni düzenlemenin daha iyi anlaşılabilmesi için sizi 12 Eylül Rejiminin Kurucu İktidar zihniyetine götürmek istiyorum:

12 Eylül Rejiminin hazırlayıp kabul ettirdiği Anayasanın Geçici 1. maddesi aynen şöyledir: “Anayasanın halkoylaması sonucu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin usulünce ilanı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı (yani Kenan Evren), Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

Düşünebiliyor musunuz; bir kişi bu şekilde kendisini Cumhurbaşkanı seçtiriyor, dokuz yıl (iki yılı Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı) Cumhurbaşkanlığı yapıyor, kendisini ve ekibini korumak adına Anayasaya yukarıda sıraladığım kalkanları koyduruyor.

Günümüzde ise Cumhur, Başkanını seçiyor. Seçilen Cumhurbaşkanı, kalkanları kaldırıyor ve kendisini milli iradenin tecelli ettiği TBMM’nin kararına ve Hukuk Devletinin teminatı Anayasa Yargısına emanet ediyor.

Şimdi siz karar verin: Milli iradeye, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne pranga vuran, önceki düzenleme mi yeni düzenleme mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar