1. YAZARLAR

  2. M.Fatih ERDOĞAN

  3. Kanıma Dokunanlar
M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kanıma Dokunanlar

A+A-
Yazıyı Dinle

Bu topraklarda bin yıldan beri Kürt kardeşlerimizle birlikte yaşamaktayız. Birçoğumuz kız alıp kız vererek akraba olmuşuz. Çok mutlu çok onurlu günlerimiz olduğu gibi elbette çok hüzünlü ve utanılacak günlerimizde olmuştur. Her ailede olduğu gibi büyük Türkiye Cumhuriyeti Ailesinin çatısı altında da zaman zaman anlaşmazlıklar ve kavgalar yaşamışızdır. Elbette aramızdaki her şey tozpembe değildir. Ayrılıklarımız, faklılıklarımız tabii ki vardır.

Her şeye rağmen 1923 de kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türkleri nasıl koruyup kolladı ise Kürtleri de aynı şekilde koruyup kollamıştır. Bunun en bariz göstergesi nüfusumuzun inanılmaz bir şekilde artmış olmasıdır. 1920’de ki 7, 8 milyonluk Türk ve Kürt nüfusu bu gün 75 milyona ulaşmıştır.

Türkiye’nin hiçbir şehrinde ne tek başına Türkler ne de tek başına Kürtler yaşamamaktadır. İsteyen her Türk nasıl istediği yerde yaşayabiliyorsa, isteyen her Kürt de istediği yerde yaşayabilmektedir. Türkler hangi işlerle uğraşıyorlarsa Kürtlerde o işlerle uğraşabilmektedir. Var olan hukuksuzluklar hem Türklere hem de Kürtlere uygulanmaktadır. Bana göre aramızda bin yıllık bir kardeşlik vardır. Kürtlerin başına bir musibet gelse yanlarına ilk koşan mutlaka Türklerdir. Sarılacak bir yaraları varsa bu yaraları ilk saran yine Türklerdir.

Kanıma dokunan, büyütüp beslediğin, milletvekili, belediye başkanı yaptığın bir takım utanmazların bu sıfatlarının arkasına sığınıp buldukları her fırsatta Türk Askerine ve Türk Polisine hakaretler yağdırmasıdır. Bu densizlerden birisi 23. Dönem Diyarbakır ve 24. Dönem Siirt Milletvekili, şuan ise Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı olan Gültan Kışanak’tır. Suriyelilerin sınırdan geçiş yaptığı Suruç’a giden Kışanak burada görev yapan askerlere hakaretler yağdırmıştır. Askeri taş yağmuruna tutanlara yapılan müdahaleye tepki gösteren Kışanak askerlerin komutanına; “Senin devletin bana söz verdi” müdahaleyi durdur hemen” diyerek ağza alınmayacak küfürler savurmuştur.

Bir başka edepsiz ise HDP Milletvekili Aysel Tuğluk dur. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendisine verdiği dokunulmazlık zırhına bürünen bu densiz de her fırsatta Türk Askerine ve polisine hakaretler yağdırmaya devam etmektedir. Son edepsizliğini elbette bilmeyen yoktur. Sınırı geçmeye çalışan Kürt gruba yardım etmeye çalışan Mehmetçiğe attığı taşlar ve savurduğu küfürler kanımıza dokunmaktadır.

Açılıma elbette evet, ama bu haince davranışlara sonuna kadar hayır dememiz gerekiyor. Devletin milletvekili devletin askerine taş atıyor. Devletin belediye başkanı devletin polisini ve askerini linç etmeye çalışıyor. PKK yandaşları ise sokakları cehenneme çevirerek ortalığı yakıp yıkıyor. Yakılan yerlerin içerisinde mutlaka birde okul bulunuyor. Bu durum inanın kanıma dokunuyor. Eminim ki benim olduğu gibi vatandaşlarımızın çoğunun da kanına dokunuyordur.

“Ateş elbette düştüğü yeri yakar. Komşunuzda yangın varsa bu yangın mutlaka size de sıçrar.” Libya, Tunus, Cezayir, Mısır, Filistin, Irak ve Suriye yanarken, Musul, Kerkük, Telafer yanarken bu atasözlerimizi barbar bağırmıştık. “Yapmayın, etmeyin el âlemin iç işlerine karışmayın” diye uyarılarda bulunmuştuk. Ama hükümetimizdeki yetkililere dinletememiştik. Yangın kapımıza geldi dayandı. Yangın bizi de yakar mı? Temennimiz; yakmasın... Ne yazık ki bu bir temenni! Yakabilirde…

HAC VE KURBAN

İslam’ın beş şartından birisi Hac’a gitmektir. Sağlığı ve maddi imkânları yerinde olan Müslümanlar Hac’ca giderler. Hac zamanı dünyanın her köşesinden gelen Müslümanlar Kâbe de toplanırlar. Yapılması gereken görevleri yaparak Hacı olan Müslümanlar ardından Kurban keserler. Hacca gidemeyen, bu kutsal zamana yaşadığı beldelerde şahadet eden Müslümanlar ise kurbanlarını bulundukları beldelerde keserler. Sonrasında ise göklerden sağanak sağanak rahmet ve bereketin yağdığı “Kurban Bayramını” idrak ederler. Bilindiği gibi büyükler ziyaret edilir, elleri öpülür, hayır duaları alınır. Küçüklere hediyeler, harçlıklar verilir. Herkes güler, eğlenir ve mutlu olur.

Bu bayram böyle olabilir mi? Bence olmamalı… Tüm İslam âlemi yanarken biz tatile matile çıkmamalıyız. Allahtan korkmuyorsak kulundan utanmalıyız. Yanı başımızdaki Suriyeli kardeşlerimizin halinden utanmalı ve dersler çıkartmalıyız. Tekrar eski onurumuza ve bizi üstün kılan Türk/İslam düşüncesine ve bu düşüncenin gerektirdiği yaşantıya dönmeliyiz. Her şeye rağmen “ Tüm İslam Âleminin Bayramı Kutlu Olsun” diyor saygılar sunuyorum…

Önceki ve Sonraki Yazılar