A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

MHP Klasiği

A+A-
Yazıyı Dinle

          Dokunuş

Sarp yokuşlarda değil, düzde birlik olalım

Senet kabul ederek, sözde birlik olalım

Kabukla oyalanmak, en büyük yanılgıdır

Geliniz hep beraber “öz”de birlik olalım

                                                   A.S.D

       Bir arkadaşımız vardı birlikte görev yaptığımız. “Babam belediye başkanıyken…” diyerek başlardı söze. Her ne surette olursa olsun, illa da getirir oraya dayardı meseleyi. İsterseniz okyanus ötesinden anlatınız, kıvrak müdahaleciliği sayesinde lafı hemen ağzınızdan alır ve yine; “Babam belediye başkanıyken…” teranesiyle devam ederdi.

       Usandırmıştı, bıktırmıştı hepimizi. Neredeyse gönüllü gönülsüz ezberlemiştik abartılı ve çoğu asılsız hikâyelerini. Öyle ki dünya âleminde gelişen olayların tümünü, babasının riyȃsetinde yaşanmış sanırdınız.

       Buradan MHP’ye geçiş yapmak istiyorum tabii.

       Tecrübeyle sabittir ki bir şeyin haddini aşarsanız, o zıddına dönüşür zaman içerisinde. Dolayısıyla ifrat ve tefrit çizgisi çok önemlidir. Oysa İslamî olanı “vasat yol”dur, yani orta çizgidir inancımızda. MHP’de ise alabildiğine bir aşırılık hâkim öteden beri. Öyle ki aşırılık ve ezbercilik uç noktada sürekli. Slogancılık, sembolcülük, basmakalıpçılık vazgeçemeyecekleri unsurlardandır. Birde olayın perde arkasındakilere pek dönüp bakma alışkanlıkları yoktur, zahirle yetinmektedirler.

       Mesela, Dr Reşit Galip denen ve Atatürk’e yanaşmacılığı ile bilinen adamın yazdığı “Öğrenci Andı”na sımsıkı sarılmaları… Ne keramet varsa?.. Seksen yıldır, seksen yaşındakilerin çocukluğunu da kapsamak suretiyle okutuluyordu; adeta Gök Tanrı(!)nın buyruğu gibi.  Veya Türk’ün amentüsü şeklinde… Peki, bundan kelli okumasak (ant içmesek) ne olur? Doğuştan tescillenmiş Türklüğümüz suya mı düşer? Ya da “aynî haklar”ımız zeval mi bulur?

       Diyelim ki Dr. Reşit Galip böyle bir kafa kâğıdı yazmasaydı, kimliksiz ve kişiliksiz mi kalacaktık? Kendimizi “ispat-ı vücut”ta yetersiz mi sayacaktık? Esasında zarftan ziyade, mazrufa bakmak lȃzımdır. Zaten milletimizin faydasına yönelik işlere adasaydık varlığımızı, bu hallere düşer miydik hiç? Malûm bir yerler ve birileri, hep kabukla kışırla uğraştırmış bizleri. Özden uzak tutmuş sinsice. İçi boş kelime ve kavramlardan bir türlü kurtulamıyoruz hâsılı.

       Moiz Kohen (Tekin Alp) kimdir, Nihal Atsız kimdir, (Babıȃli/ Necip Fazıl) Ziya Gökalp kimdir, (Necip Fazıl Kısakürek, Sahte Kahramanlar, Sayfa: 74-75) incelendiğinde, bunların ortak gayeleri net biçimde anlaşılacaktır tamamen. Keza Dr. Reşit Galip’in “and” hikâyesi de…

       Şu Meşhur İstiklal Mahkemesi’nin öne çıkan üyelerinden ve ayrıca; Sanığın idamına, şahitlerin bilâhare dinlenmesine… absürtlüğündeki kararlara imza çakan Üç Aliler familyasından olan bu adamın, neden Türklük kavramına azamî vurgu yapmasına dikkat çekeceğim ya; MHP cenahının Üç Alilerden rahatsızlığını bana kim söyleyebilir ki?

       Yüzlerce âlim ve fazıl şahsiyetleri sudan bahanelerle darağaçlarında sallandıran Üç Alilerden birinin, bir ilimizde (Belediye meclisi toplantısında) bulvara isminin verilmesini ısrarla öneren MHP’li üyeleri duyduğumda şoke olmuştum gerçekten.

       Mevcut düzenin düzensizliğinden de bir rahatsızlığı yok MHP’nin. Şimdiye dek çarpıklığa ve keyfiliğe dönük bariz bir mücadelesine rastlanılmamıştır. Hep oligarşiden yana, süregelen süreçten yana tavır sergileyerek bir nevi destek sağlamıştır düzenin çarpıklığına. Diğer taraftan palyatif işlere hasretmiştir kendisini. Yukarıda dillendirmeye çalıştığım haliyle çaya slogan, çorbaya slogan ve haricen basmakalıp söz yumağı belleklerinde. Ekstradan da bolca bozkurt işareti…

       Bakınız her yönleriyle dünyanın takdirine şayan Japonlar, asil ırk olduklarını kelime kalıplarına dökmeden, duvar yazılarına aktarmadan ve üstelik hiçbir zaman övünmeden; hünerleriyle, buluşlarıyla, mütevazı yaşamlarıyla ve en ȃlȃsı da çalışkanlıklarıyla ispatlamışlardır farklılıklarını. Havanda su döverek değil, bizleyin…

       “Vur de vuralım, öl de ölelim.”

       Bildik sloganın yeniden yürürlüğe sokulmak istenmesi, tarihten ders alınmadığına delȃlettir. Aynı fiil devreye girdiğinde, alesta bekleyen “gizli güç”lerin aynı silahları aynı grupların eline tekrardan sıkıştırmayacağı ne malûmdur. Kuyrukları kopsa da, başlarının sağlığı kuyruk acılarını dindirmeyecektir asla!

       Onun için akıllı düşünmek ve akıllı hareket etmek gerekmektedir.  Sıradan bir “Öğrenci Andı”nın kaldırılmasından ötürü, sokaklara dökülmek ve ortamı germek serapa yanlıştır. Hulâsa çağın konjonktürü muvacehesinde, MHP mutlak manada kendisini yenilemelidir. Elbette ki “öz”ü muhafaza kaydıyla… Velâkin kabukla kışırla uğraşmak beyhude eylemlerdendir.

       Güzelim ülkemizde sağduyunun kazanması temennisi ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar