1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Ne Çankaya’nın şişmanı, ne noteri!
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Ne Çankaya’nın şişmanı, ne noteri!

A+A-
Yazıyı Dinle

Köşk seçimleri, uzunca bir süre gündemimizde kalacak gibi gözüküyor. Bir süredir aday olup olmayacağı tartışılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, nihayet malumu ilan etti ve eğer seçildiği takdirde, nasıl bir cumhurbaşkanı olacağının da sinyalini verdi.

Aslında merhum Turgut Özal’dan bu yana “asık suratlı” ve “Çankaya Noteri” görünümlü cumhurbaşkanlarından kurtulmuştuk.

Ta ki, Ahmet Necdet Sezer’e kadar…

Sezer, unuttuğumuz asık suratı ve noterliği yeniden Çankaya’ya taşımış, toplumu bilmeyen, başı olduğu cumhurdan habersiz şekilde köşkte oturdu durdu.

Tek haberlik konusu merhum Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlatmaktı, onu da nükseden şekerine ve tansiyonuna bağlıyorum.

Sezer’den sonra Abdullah Gül, Çankaya’da değil, ülkede güller açmasına neden oldu.

Aslında Abdullah Gül’ün çok farklı şeyler yaptığı yoktu; halkı tanıyordu, en önemlisi buydu.

Sonra köşkte inzivaya çekilmiyordu; yurtiçi ve yurtdışı gezileriyle müthiş bir destek de alıyordu.

Hayatlarında cumhurbaşkanı ağırlamamış kentler, Abdullah Gül’ün kentlerini ziyaret etmesinin coşkusunu yaşıyordu.

Halbuki cumhurbaşkanlığı bir yatırım makamı da değildi.

Gittiği kente yatırım vadetmiyor, plan ve projelere destek vermiyor, işsizliği önlemiyor, istihdama katkı sağlamıyor.

Hatta siyaseti belirlemiyor, adaylara mavi boncuk dağıtmıyor.

Ne kurum amiri atıyor, ne beğenmediğini değiştirmeye kalkışıyor.

Sadece Çankaya’yı halka açıyor, halkı Çankaya’ya taşıyor.

Halka sıcak mesajlar veriyor.

Halkla iç içe olacak “gönülleri fetheden” görüntüleri yayıyor.

Hanımefendi de boş durmuyor; hizmetçilere fırça atan konumdan, eğitimden sağlığa, engellilerden, yoksullara desteğe kadar hayatın her alanında aktif olarak görev yapıyor.

Aslında halkın oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü.

Çünkü 367 krizi ve halk oyuna sunulması, toplumun büyük kesiminin desteğini almıştı.

Ağustos ayında yapılacak seçim ise, tümden cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayacak.

Ve bu da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın köşke çıkmasını sağlayacak.

Şimdilik görünen bu…

O sürece kadar yaşanacak engelleme senaryolarının ne kadarının tutup tutmamasıyla alakalı ki, ben hiç tutacağını sanmıyorum. Zira halk, neyin, niçin yapıldığını kavrıyor.

Başbakanın açıklamalarından, nasıl bir cumhurbaşkanı profiliyle karşılaşacağımızın ipuçları da var.

Aslında malumun ilanı var.

Çünkü halkın büyük bir bölümü, Erdoğan’ın nasıl bir cumhurbaşkanı olacağını tahmin ediyor.

Ne Çankaya’nın şişmanı, ne Çankaya’nın noteri…

Ve Abdullah Gül’den daha haraketli, yetkilerini sonuna kadar kullanan, halkın içinde, halkla birlikte bir cumhurbaşkanı…

Aslında bu, “Devlet başkanı” profilini çağrıştırıyor.

Ve daha doğrusu Erdoğan’la birlikte başkanlık sistemini çok daha fazla tartışacağız.

Ortada dönen oyunlar olmasa, başkanlık sisteminin ne getirip, ne götüreceği üzerine çok daha sağlıklı tartışma ortamına kavuşabileceğiz.

Ancak ve ne yazık ki Türkiye’de bir süredir hiçbir seçim döneminde, hiçbir yeniliği sağlıklı tartışamadık.

Hatta Demokratik açılımı ve çözüm sürecini bile ne anlatabilmişler, ne anlamamıza izin vermişler.

Sadece halk, şehit cenazelerinin gelmediğini görüyor, anaların ağlamadığına tanıklık ediyor, babaların gözyaşına rastlamıyor.

Herkes dilediği gibi konuşabiliyor, dilediği gibi yazıyor, hatta dilediği dilde siyasi propagandasını bile yapıyor.

Yüreğinden taşıp gelen ezgisini kendi diliyle mırıldanıyor, halayını çekiyor, ağıtını yakıyor.

Herkes inandığı gibi yaşıyor, inandığı gibi giyinerek, devlet kapısı suratına kapanmıyor, eğitimin önünde engel olarak durmuyor.

Ama buna rağmen tartışamıyoruz.

Her seçim döneminde ortaya atılan iddialar, kasetler, şantajlar, tehditler, yalanlar, iftiralar ve karşılıklı suçlamalar, tartışmayı değil, “her şeye rağmen sahiplenmeyi” getiriyor.

Bu da tartışmanın hep ötelenmesini, anlamanın da bir başka zamana bırakılmasını sağlıyor.

Umarım bu defa aynısını yaşamayız.

Ağustos ayına kadar bazı odaklar rahat durursa biz kimi, niye, niçin ve neden Çankaya’ya taşımamız gerektiğini tartışarak, en iyi kararı veririz.

Ve sonrasında da bu ülke için başkanlık sisteminin hangi modelinin daha uygun olacağını, hangilerinin sakıncasının bulunduğunu tartışırız.

Zor ya, benimkisi bir temenni…

Tweetimden seçmeler

Tacizler, tecavüzler, sapkınlıklar, çocuk kaçırma, şiddet, kavga ve vahşet görüntüleri..toplumda çok ciddi bir cinsel ve ruhsal sorun var.

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar