1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. N’oldu akıllım, şiştin mi?
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

N’oldu akıllım, şiştin mi?

A+A-
Yazıyı Dinle

 

Gazetelerde, televizyon ekranlarında her gün “akil adam” görüyoruz. Listeye biri ekleniyor, birisi çıkıyor. Kimi gönlünden geçeni dayatma adına, kimi “beni de yazın” ricalarını kırmadığından, kimi de aldığı tüyoları yansıtma adına gazetecilik görevi yapma derdinde.

Ama ne olursa olsun, sonuçta “Akil Adamlar” diye yansıtılmaya çalışılan “Hakem Heyeti” üzerinde bir mutabakata varılacak ve o zaman “dayatma” isimlerin pek ilgi görmediği de ortaya çıkacak.

İşte o zaman yazının başlığı devreye girerek soracak, “N’oldu akıllım, şiştin mi?

Çocukluğumuzda mızıkçılık edip, büyüklerimize bizi ispiyonlayanların sözüne güvenilmediği zaman söylerdik bu cümleyi. Kız çocukları, eki elini beline koyup, başını hafif sallayarak dalga geçerek bunu söylerlerdi.

Haklılığı ispatlanmıştı ya…

Büyükleri mızıkçı ve ispiyoncu çocuğa inanmamışlardı ya…

***

Ama bugün inanırlar. Öyle bir hava var. Öyle bir atmosfer var. Gazeteler, radyolar, televizyonlar ve siyasiler, kendi düşünce yapısını insanlara dayatma derdinde. Çoğu halkın ne istediğini “hiç” bilmediğinden, uçurdukları balonun havalanacağını ve birileri tarafından tutulacağını sanırlar.

Ama sonunda şişerler elbet.

Çünkü halk, savaş istemez; Evlat acısının ne demek olduğunu bilenler de istemez, o acıyı asla yaşamak istemeyen de…

Eğer dedikleri doğru olsaydı, 30 yıldır ne kan akardı, ne gözyaşı dökerdik. Sürekli “ertelenen” bazen “üstü örtülen” kangrenleşmiş sorunlar yığıldıkça yığıldı. Sanki memlekette bir tek akıllı adam yoktu. Herkes öldürmeye hevesliydi ve herkes eline silah alıp sokağa çıkmıştı. Yoktu elbet böyle bir şey. Öldüren, kendi iktidarının devamını sağlıyordu. Yaptıkları ve yapacakları darbe planında “gerekçe” bölümü dolu olmalıydı.

Millet şehit cenazelerine isyan etmeli, oğlu dağa çıkan anaların feryadı yükselmeliydi. İktidarlar suçlanmalı, siyasiler yuhalanmalıydı.

O zaman “şartlar olgunlaştı” diye düşünenler, “halk bize telli mektup yolluyor, gelin darbe yapın diyor” diye düşünür veya düşünmemizi isterlerdi.

Hep böyle olmuştu. Sürekli böyle de devam edip gideceği üzerine hesap kitap yapıyorlardı.

Şiştiler…

PKK silah bıraktı ve çekilme takvimi açıklandı. Ülkeye barış geliyor, gelirken elbet kabul edilen tavırlar da var, hiç istenmeyen hareketler de.

Ama sonuçta barış gelecekse “katlanacak” konunun önemi kalmıyor.

Eğer bu ülkede sanıldığı gibi “akıllı” adamlara iş düşseydi, hiçbir zaman ülkede tek damla kan akmazdı.

Şimdi akıllı adam sayısında artma var. Öyle dayatmak istiyorlar belki. Belki de “bugüne dek” yetki verilmeyenler, ellerine yetkiyi alıp, “kimseyi üzmeden” orta yolu bulacak bir süreci rahatlıkla idare edebilecekler.

İşte bunlara kamuoyunda “Akil Adam” deniyor ama içinde kadınlar da var.

Öyleyse “Hakem Heyeti” en iyisi…

Ama kim?

İlk gün ortaya atılan isimler, kamuoyunda pek akıllı gözükmedi.

Gerçekten aranan akıllı insan mıydı, yoksa Genel Kurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün dediği gibi “makul adam” mıydı?

Zira akıllı adam, Özkök’ün tarifiyle; “Sadece kendi aklına güvenir, karşısındaki akılların kendi aklına yetmeyeceğine inanır, kendinden başkasının aklından çıkanlara itibar etmez, karşısındakini dinlemeye bile tenezzül etmez.”

Çok gördük böylelerini.

Ve böyleleri yüzünden 30 yıldır akan kan durmuyor.

Çünkü o kadar akıllılardı ki, ne akıl almaya ihtiyaçları var, ne de kanın durması gibi dertleri. Onlar “vurarak” terörü bitireceklerini sanıyorlardı, diğerleri de “vurarak” devleti dize getireceğini.

İkisi de mümkün değildi.

Sadece akacak kan miktarının artmasından başka işe yaramazdı.

Peki “Makul Adam” neydi?

Onu da Özkök’ün tarifinden bakalım; “Bir sorunun çözümü için kendi aklı kadar başkalarının aklına da güvenir. Hatta akılların birliğinden çok daha güzel ve sağlam eserler çıkacağını bilir. Karşısındakini dinler. Herkes için kabul edilebilir olanı bulmaya çalışır.

İşte bize lazım olan “Makul adam

Bunun hangi görüşte olması, hangi partide veya nerede siyaset yapıyor olması bir şey değiştirmeyeceği gibi, yazdıkları yazının nerede yayınlandığı, hangi üniversitede görev aldıkları da önem taşımaz.

Bazen dağdaki çobandır makul adam, bazen siyasetin tepe ismidir. Bazen bir bürokrattır, bazen eli kalem tutan, dili laf yapandır.

Ama sözü dinlenen, anlatılanı alan, en uyguna karar verendir.

Yoksa bu sürecin sonunda da birileri çıkıp, “N’oldu akıllım, şiştin mi?” diyebilir.

İşte bu olmasın, tarihi fırsat bir kez daha kaçmasın.

Twitimden seçmeler

Sorun, en akıllının biz olduğumuzu sanmamız ve yanlış yapan ya da yanlış düşünenin kendimiz olabileceğini asla düşünmememizdir.

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar