1. YAZARLAR

  2. Ahmet Doğan İLBEY

  3.  “OKU! ZİRA OKUMAYAN AZGINLAŞIR”     
Ahmet Doğan İLBEY

Ahmet Doğan İLBEY

Yazarın Tüm Yazıları >

 “OKU! ZİRA OKUMAYAN AZGINLAŞIR”     

A+A-
Yazıyı Dinle

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm Hira mağarasında iken, Cebrail Aleyhisselâm O’na “Oku!” diyor. “Okuma bilmem” dediğinde, O’nu kollarının arasına alıp sıkıyor ve bu emri üç kez tekrar ediyor: “Yaradan Rabbi’nin adıyla oku!...” Vahyin ilk emri bu (Alak sûresi, 1.âyet ).

Resûller Resûlü Efendimiz bu âyetle emrolunduktan sonra Allah’ın bütün insanların üzerindeki rahmet ve keremini okudu. Kâbe’nin kudsîliğini, kâinatı, geceyi, gündüzü, mevsimleri, dağları, hayvanatı ve nebatâtı okudu. Kavimlerin helâk oluşlarını, zulümlerini ve nasıl ihya olacaklarını okudu.

Nebevî ve ulvî okuma emrinin mesajı ve mânası bir hayli derin. Bu ulvî emir bize şu mesajı da vermiyor mudur? Kâinattaki her varlığın mâna ve vazifesini anlamak için asıl “Kitab”a bağlı ilmî, edebî ve fikrî kitapları da tahkiki bir zan da olsa okuyun.

Bu düşüncemizi kitap yârânı Mehmet Önal, Kitap Postası dergisi Eylül 2006 sayısında teyit ediyor:                                                                               

 

“KİTAPLARIN RÜYASI AHAD İKLİMİNDE GÖRÜLÜRMÜŞ”

“Kitapların mayası, kelâmın mukaddes tutulduğu demlerde atılmış. Tekevvün (oluş) kitabın rüyası. Onun kitabını oku. Diğer kitapları, ona göre oku! Kendinde, o kitaptan bir sayfa bul. Diğer kitaplar, bunların gölgesi. Bir elimde güneş, bir elimde ay... Bütün kitapların birleştiği kitap. Bu vücûdun sâhibi, tasarruf etmeden bize, kim okur gönül kitabını? Son kitap: Et, kemik ve biraz da kan. Okumak: Tahkiki arayan kocaman bir zan. Bism-i sübhâne... kendi kitabını oku.”                  

Sonra idrakleri aydınlatıcı şu cümlelerle bitiriyor kitap okumanın ulvî tarihçesini: “Kitapların rüyası Ahad İklimi’nde görülürmüş.” Ahad iklimi, yâni Allah’ın birliği, tekliği ve Kur’ân’ın yürürlükte olduğu bir zaman.

Kitap okumanın mihver sözünü Arif Nihat Asya söylemiş: “Bizde ayrı sayılmaz bir kitap bir mihraptan / ki uğuldar kubbemiz ‘Oku! diyen hitap.”                                                                                                                       

“OKUMAK İKİ RUH ARASINDA MÜLÂKATTIR”            

“Okumaktan gözleri kör olan dahi" şerefini taşıyan âmâ üstadım Cemil Meriç’in “Okumak, iki ruh arasında âşıkâne bir mülâkattır. Kitaplarda görülen rüyadır” sözü hangi okuyucuyu alıp kitapların âlemine uçurmaz?

Fransız yazar Proust’un “Okumak başka, sohbet başka. Okurken bir başka düşünceyle temas hâlindeyiz, ama tek başımızayız. İnsan fikrî bakımdan çok daha güçlüdür. Konuşma, bu gücü dağıtır. Okurken sadece ilham alırız, kafamız dilediği gibi çalışır” sözlerini beğenir, fakat “Bu Ülkesi”nde şunları da söylemeden edemez:

“Kitap her sualimizi karşılayamaz, doğru. Ama hangi sohbetten doyarak çıkarız? Bu kanma bilmeyen susuzluk insanın alınyazısı değil mi? Okuma, içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtar. Pekiyi ama, o meçhul âlemin tekevvününde payı yok mu okumanın? İç dünyamızın sınırlarını genişleten kitap değil mi? Marazi okuma sebep midir, netice mi? Bir başka tabirle, insanlar sinir hastası oldukları için mi realiteden kaçar, kitaba sığınır, yoksa uykularını kaybettikleri, kitaba iltica ettikleri için mi sinir hastasıdırlar? Don Kişot’u çıldırtan kitap mı, Don Kişot çılgın olduğu için mi kitap delisi?” 

Okumanın ustalarından Dücane Cündioğlu’nun 2005’de “Simurg Grubu”nda yazdığı şu çarpıcı satırlarını kendimde gevşeme hissettikçe okurum:

“Çok kitap okuma, bir kitabı çok oku! Çok okumak denilince, bugün artık insanımızın aklına ‘çok kitap okumak’ geliyor. Geleneksel eğitim sisteminde çok okumak marifet değildi; bilakis marifet, bir kitabı çok okumaktı; yâni çok kitap okumak değil, bir metni adam gibi okumaktı! Kitapların sayısı çoğalınca, bilgi tâlipleri işbu çoğalan kitapları okudukları takdirde, hattâ ne kadar çok kitap okuyabilirlerse o kadar bileceklerini sandılar. Fakat gerçekte maksat hâsıl olmadı. Çünkü bilgi tâliplerinin ilmi artmadı, malûmatı çoğaldı. Çok kitap okudular ve fakat kitapları ya bir kez ya da en fazla iki kez okudular. Çok metni bir kez okumak yerine bir metni çok oku ya da mümkünse bir ustayla birlikte bir kez ve fakat adam gibi oku!” 

Kitap Postası dergisinin Nisan 2006 sayısında okuduğum aşağıdaki şahsiyetlerin okuma disiplini karşısında modern çağın her sahadaki bütün “okumuşları” nın utanıp kutuplara kaçması lâzım.

12. asrın âlimlerinden Fahreddin er-Râzî on iki bin sayfa eser yazmış bir zat. Sofraya oturduğunda bir yandan yemeğini yer, bir yandan kitap okurmuş. Bu muhteşem meşguliyet karşısında modern zamanların kitap okumayan sözde üniversite âllamelerinin hâli ne kadar utanç verici!

Hz. Mevlânâ’nın yalnızca irşad ve sema eden bir derviş değil, gece gündüz kitap okuyan âlim bir zat olduğunu öğrenince, kitap okumayan ve okumayı lüzumsuz bulan bazı ham sofilerin sığlığını düşünmeden edemedim.  

Endülüslü İbn Rüşd’ün hayatı boyunca kitap okumadan geçen yalnızca iki gecesinin, ilki evlendiği gece, ikincisi ise babasının vefat ettiği gece olduğunu okuyunca ürperme gelmişti içime.                                                                                

BİR CİHAN HÜKÜMDARININ OKUMA AŞKI

Okumaktan hazzetmeyen modern zaman ümera ve devlet erkânına, okuma tiryakileri arasında bir cihan hükümdarının da bulunduğunu söylesek okumaya başlarlar mı acaba? 

Bütün hünerinin üstün dirayet sahibi ve nizam adamı olduğunu zannettiğim Yavuz Sultan Selim Hân’ın çoğu geceler sabahlara kadar kitap okumaktan gözlerinin kan çanağına döndüğünü, Mısır seferine giderken yanında üç katır yükü kitap götürdüğünü ve dostu Hasan Can’ın, “Gözünden hiç kitap gitmezdi; daima okur, uykuya ve yemeğe rağbet etmez; günde ancak bir kez yemek yerdi” sözlerini okuyup öğrenince okumayla geçen zamanların boş iş olmadığını anladım.                

17. Asır Osmanlı âlimlerinden Kâtip Çelebi’nin "Mumlar tükenir, güneş doğar, ben hâlâ okurdum; gözüme uyku girmezdi…"  demesi, “kitap okumak eziyet” diyen günümüzün çakma bilim insanlarını utandırmıyor mu?

Birkaçını anlattığımız büyük şahsiyetlerin okumak aşkı böylesine derin ve imrendirici. Bundandır ki tarihten bugüne kitap ustalarının okumak üzerine düşüncelerini bir kitapta toplayarak ilk mektepten üniversiteye kadar ders kitabı olarak okutulmalı. Belki bu sâyede müzmin bir hastalığımız olan zihin ve fikir tembelliğimiz bir parça hallolur.                                                                                

Hâsıl-ı kelâm, Meşrutiyet münevveranından Ferit Kam’ın ifadesiyle okumak, ibadetlerden sonra hayatın en bedii, en esrarlı, en fikirli bir faaliyetidir. Okuyun Allah aşkına! Okumadan bir şey olunmuyor.                                       

 

Önceki ve Sonraki Yazılar