1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Sevdiklerinizle Siyaset Yapmayın!
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Sevdiklerinizle Siyaset Yapmayın!

A+A-
Yazıyı Dinle

“Sevdiklerinizle siyaset yapmayınız. Zira siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam ederken; Siz dostlarınızı yitirdiğinizle kalırsınız.”

Bu söz bugün söylenmemiş.

Binlerce yıl önce (Milat’tan bile önce yani) 4. Yüzyılda Aristoteles tarafından söylenmiş bir sözdür.

O tarihte bile siyasi tartışmaların, sevgileri yok ettiğini, dostlukları bitirdiğini, aile bağlarını zedelediğini görmüş, duymuş, belki yaşamışlar.

Bunun halen geçerli olması, tartışmayı bilmediğimizi gösterir.

Bilmem farkında mıyız, siyaset, cemaat veya herhangi bir grupla ilgili mevzu açılmayana kadar insani ilişkiler, muhabbet çok iyi...

Ne zamanki iş “siyasete” geldiğinde dostluk bitiyor, arkadaşlık bitiyor, hatta akrabalık bile bitiyor.

Çok sıkı muhabbet edenlerin bir anda hararetli tartışmaya girdiğini ve hatta kavgaya tutuştuğunu 12 Eylül öncesinden hatırlarız.

Aslında tartışılan fikirlerdir ama nedense sanki kişilermiş gibi algılanır.

Herkes oy verdiği veya desteklediği partinin “kutsal” olduğunu sanarak tartışıyor, hatasız buluyor ve asla kem söz edilmesine müsaade etmiyor.

A partisi, B partisi demiyorum, genel olarak hepimiz aynı kategorideyiz.

Kutsanmış partiye laf söyletmeyince, karşındakinin partisi de kutsandığından tartışma, fikri boyuttan çıkarak, bazen hayvani boyuta kadar indirgeniyor.

Buna cemaat, örgüt veya herhangi bir grubu eklediğinizde işin rengi çok daha farklı oluyor. Sadece bunlar mı, sivil toplum örgütlerinde de bu böyle.

Bazen kentlerde bu böyle oluyor, bazen ülkelerde.

Bazen ilçeler arası muhabbettin sonu hararetli tartışmadan kavgaya kadar uzanır, bazen köyler, bazen mezralar…

Çok farklıları var elbet. Buna aşireti de, mezhebi de, ırkı da, dili de eklediğinizde alın size saç saça, baş başa kavga sebebi…

12 Eylül öncesinde her siyasi fikrin bir mahallesi vardı, bir kahvehanesi vardı, sokağı vardı, caddesi vardı.

Kurtarılmış bölgeleri olurdu; okulu, üniversitesi, pastanesi…

Kentler bile kurtarılmış olur, hâkim gücün sesi çıkar, diğerleri azınlıkta kalır, sessizliğe büründürdü.

Ta ki bir tarafta kurşun sesi duyana kadar, bombanın korkunç gürültüsüyle giden canları sayana kadar…

Oysa alt tarafı da siyasi bir tartışmaydı, üst tarafı da…

Senin partin daha iyiydi, yok benim partim daha iyiydi.

Netice itibariyle kaymağı yiyen başkalarıydı, acıyı çeken başkaları…

Eskiden fanatik taraftarlar olurdu, şimdi “yandaşlar” var…

Ama bunda da anlaşamazlar; kendisi siyasi bir fikre körü körüne bağlıyken,  yani yandaşken, bir diğerini yandaşlıkla suçlar.

Yandaşlar arası kavga, siyasi bir tartışma gibi sunulur.

Ortada fikir yok elbet…

Altı da boş, üstü de boş.

Kuru gürültüden öte değil. Kalp kırmaktan başka işe yaramaz ve aslında bir birini duymadığından kimin ideolojisinin daha iyi olduğunu anlamak da mümkün değil, anlamadığını kabullenmek de…

Çünkü hepsi kutsal olan bir ideolojinin peşindedir.

Eşsiz bir partisi vardır.

Yeryüzüne gelmiş ve gelecek en önemli cemaat onundur.

O var diye derneği, örgütü kutsanmıştır.

Onun olduğu her yer müstesnadır.

Öyleyse bunu herkese göstermeli, özellikle de yakınlarınız bundan haberdar olmalıdır.

Aslında bilinçaltında yatan çok farklıdır; mesele parti veya görüş değil, onun bulunduğu yerdir. Farklı yerde bulunsa bu defa onu kutsanmış sayacak ve bu aslında ikiyüzlülüğümüzün en büyük özelliğidir.

Misafirliklerde siyasetten konu açılmaya görsün, o partiye olan bütün kin, “yakınının” yüzüne savrulur.

Sanki o partinin, o ideolojinin, o cemaatin, o örgütün kurucusu da, lideri de o…

Zaten siz de diğer partinin, ideolojinin, cemaatin veya örgütün kurucusu ve sahibi gibi kükrüyorsunuz ama farkında değilsiniz.

Gecenin sonunda gerilen sinirler, kırılan kalpler, huzuru bozulan çocuklar, eşler, kardeşler…

Bize de bekleriz” derler ama istemeden ve nefretle…

Allah aşkına ne gerek var?

Siyasi tartışma, partileri veya liderleri ya da cemaatleri kutsayarak yapılmaz.

Bir konuyla ilgili partinin görüşünü söylemen gereksiz, kendi görüşünü söylemen yeterli...

İnandığın doğrular, başkasının doğruları değil.

Nihayetinde ne genel başkanız, ne milletvekiliyiz, ne belediye başkanı…

Ortada bir menfaat varsa, menfaat sağlayanlardan değiliz…

Ortada bir koltuk kavgası varsa, altımızdan çekilen veya itilen koltuk da yok.

Belki de tartışacak fikri olmayanlar, başkalarının fikriyle tartıştığından, sıkıldıkları anda kavgaya tutuşuyor.

Siz siz olun, hem başkalarının fikriyle tartışmayın, hem partinizi veya örgütünüzü kutsamayın.

Ve en önemlisi sakın sevdiklerinizle siyasi tartışmaya girmeyin, sakın ha!

 

Tweetimden seçmeler

Ve aslında her şey, bizim olmayana sahip olma isteğimizle başladı...

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar