Vefat Yıldönümünde Musıki Üstadlarından Bekir Sıdkı Sezgin Ve Hatıralar

Gönüllerden silinmeyen bir sese, manevî haz veren bir sedaya sahip, Mûsıkimizin unutulmayan simâlarından Bekir Sıdkı Sezgin bey 18 yıl önce bugün, 10 Eylül 1996 hakka yürüdü.

BEŞ YAŞINDA KUR’ANI HIFZETTİ

Bekir Sıdkı Sezgin; 1 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul'un Şehremini semtinde doğdu. Babası Hâfız Hüseyin Efendi, annesi Feride Hanım'dır. Mûsikî ve din kültürü çok yüksek bir aileye mensup. Üç buçuk yaşında hıfza başlayarak, beş yaşında hafızlığı tamamladı.

FAHRETTİN ASLAN’IN RAKAMSIZ ÇEK TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİ

Bekir Sıdkı Sezgin merhumu sevenler her yıl İstanbul’da vefat yıldönümlerinde anarlar. Geçtiğimiz yıllarda Üsküdarda’ki anma proğramını değerli şair ve mûsikîşinas Memduh Cumhur bey idare etmişti. Bilindiği üzere Memduh bey bir dönem Kahramanmaraş’ta ikamet etti. Cumhur eczanesinin sahibiydi. Aynı zamanda Kahramanmaraş Musıki derneğinde de koro şefi ve hocalık yapmıştı.

Merhum Bekir bey ile ilgili bir hatırasında; Fahrettin Aslan'ın bir gün Bekir Sıdkı Sezgin Bey'e rakamsız çek teklif ettiğini; fakat üstâdın bunu kabul etmediğini, ömrünü Türk mûsikîsine vakfetmiş ve bu aşkla yaşamış bir sanatçıya bugün lâyık olduğu değerin gösterilmediğini, acıyla söyledi.

İLK BESTESİ ŞEHNAZ MAKAMINDA YAVUZ SULTAN SELİM’İN ŞİİRİ

Bekir Sıdkı Sezgin'in bestelediği ilk eser; Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim'e ait bir şiirdir. Şehnaz makamında bestelemişti. Bu özel şiiri soldan sağa okuduğumuzda, sırasıyla birinci mısradan itibaren kelimeleri alt alta getirdiğimizde yine anlam bütünlüğü bozulmadan şiiri görebilmekteyiz;

Sanma şahım herkesi sen sadıkâne yâr olur,

Herkesi sen dost mu sandın, belki ol ağyâr olur,

Sadıkane belki ol âlemde dildâr olur,

Yâr olur, ağyâr olur, dildar olur, serdâr olur...

İZMİR RADYOSUNDAN TRT DENETLEME KURULUNA

Bekir Sıdkı sezgin; farklı makamlarda bir çok sevilen şarkılar, İlahi, durak, saz semaisi, peşrev ve Mevlevi ayini gibi eserler bestelemiştir.

Bekir Sıdkı Sezgin 1973 yılında İzmir Radyosunda “Klasik koro şefi” oldu. 1976 yılında İstanbul Türk musıkisi konservatuvarı öğretim üyeliğine getirildi. İstanbul Radyosu ses sanatkarlığı yanı sıra TRT merkez denetleme kurulu üyeliğini yaptı. 1980 yılında emekli oldu.

RUHSUZ MUSIKİ OLMAZ

Üstad Musıki öğrenmek ve öğretmek hususunda şunları belirtmişti: “Eğer insan en iyi ses ustalarını, en iyi yorumcu ve icracıları dinler ve onlara hizmet ederse, ancak o zaman Türk musıkisinin makamlarla ilgili yapısını ve perdelerini iyi anlayıp kavrayabilir. Yoksa öğrencilere falan dörtlü ile falan beşli birleştiği zaman şu makam olur deyip, o diziyi iki portelik bir temrin içinde terennüm etmekle musıki öğrenilmiyor ve öğretilemiyor. Böyle olunca mekanik bir musıki öğretimi verilmiş olur ki, onda da ruh yoktur. Ruhsuzda musıki olmaz”

ŞEYHLİK MAKAMI ŞİKAYET YERİ DEĞİLDİR

Bekir Sıdkı Sezgin hocanın, yetişmesine katkıda bulunduğu bir çok talebesi oldu.Bunlardan biriside, konservatuvar yıllarında öğrencisi, Hz. Mevlana Kültürü ve Türk Tasavvuf Musıkisi ve folklörünü yaşatma Derneği başkanı ve şehrimizin tasavvuf ehli büyüklerinden Mehmet Mar’aşi ( Mehmet Adanır ) efendidir. Hocasına ait bir hatırasını şöyle anlatıyor;

“Rahmetli Bekir Sıdkı Sezgin konservaturvarda hocamızdı. Çocukluk yıllarında başından geçen bir hatırasını bize anlatmıştı. Hocamız beş altı yaşlarında iken, babası bir cam şişe ile bakkala gazyağı almaya gönderir. Yol güzergahında yaramaz bir çocuk bekir beyle her gün kavga eder, elindeki cam şişeyi alır kırarmış. Bu her gün böyle devam etmiş. Bekir beyin babası bu işe dayanamamış artık. Doğruca şeyh efendisine gidip o çocuğu şikayet etmiş. Şeyh efendi manidar bir cevap vermiş: Keşke o çocuğu orada dövseydinizde bana şikayete gelmeseydiniz. Şeyhlik makamı, şikayet yeri değildir demiş. Ve o yaramaz çocuk o akşam vefat eder.”

O HEM OKUMUŞ, HEM YAZMIŞ, BİR ER KİŞİYDİ

Üstad 10 Eylül 1996 günü ebedi aleme irtihal etti. Vefatına dair bir hatırayı Topkapı Sarayı müzesi başkanı, Kültür Bakanlığı müsteşarı, Haluk Dursun hocanın “İstanbul’da yaşama sanatı” isimli kitabından okuyoruz.

“Kazaskerde, minaresi bile görülmeyecek kadar uzak olan bir camiden öyle bir salâ veriliyordu ki gönül gözü, can kulağı açık olan herkese "bu cenazeye gelin" diyordu... O ne içten okuyuş, o ne oturaklı sesti! sesi takip ederek camiyi buldum. Kapıda ilk gördüğüm kişi, Hafız Sami Özer'in okuduğu Uşşak-Hüseyni ezgisindeki salâyı huşu içinde dinleyen Tuğrul İnançer'di. Cami avlusunda ilim ve musıki dünyamızın tanınmış simaları, gözleri musalla taşında, kulakları salâda sessizce duruyorlardı.

Cenaze namazını kıldık, arkasından muhterem Ömer Tuğrul İnançer, tam ehl-i hâle hitap ederek, Bak'i'den beyitlerle süslenmiş, kalbî, hasbî ve derunî bir konuşma yaptı.
Bekir bey hafızlıktan yetişmiş hem dinî, hem lâ dini bu işin ilmini yapmış, hakkını vermiş, hem okumuş, hem yazmış bir Er kişiydi, Allah Rahmet eylesin... “

Bizlerde Merhum Bekir Sıdkı Sezgin hocamızın vefatının sene-i devriyesinde fatihalarımızla yâd ediyoruz.

BEKİR SIDKI SEZGİN BEYİN OĞLU KUDSİ SEZGİN BEYLE GÖRÜŞTÜK

Merhum Bekir Sıdkı Sezgin beyin vefatının sene-I devriyesinde gazetede yazacağım yazı için; merhumu yakından tanımış konservatuvarda öğrencisi olmuş, Kahramanmaraş Hz. Mevlana Kültürü ve Türk Tasavvuf Musıkisi ve folklörünü yaşatma Derneği başkanı, şehrimizin tasavvuf ehli  büyüklerinden Mehmet Mar’aşi ( Mehmet Adanır) efendiden, Bekir Sıtkı Sezgin beyle ilgili hatıralarından lutfederlerse istifade etmek istediğimizi söyledim. Hazret; merhumun çok kıymetli oğulları Hüseyin Kudsi Sezgin beyefendi arkadaşı olduğunu, en doğru kaynağın oradan alabileceğimi söylediler. Telefonunu ve selamını alarak, aynı zamanda Sanatçı Kudsi Sezgin beyi aradım. Sağolsunlar kırmadılar. Merhum Bekir Sıdkı Sezgin beyin oğlu olarak aşağıdaki yazıyı tarafıma gönderdiler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. 

SANATÇI KUDSİ SEZGİN, BABASI BEKİR SIDKI SEZGİN’İ ANLATIYOR

Kıymetli San’at sever dostlar memleketimizin mübarek köşelerinden biri olan           Kahramanmaraş’tan gelen bir çağrı ile telefonum geçenlerde çaldı, telefonu açtığımda Ali Avgın isimli bir beyefendi ile telefonda tanıştım. Kendileri bendenize şu an Maraş’ta ikâmet etmekte olan çok sevdiğim ve saydığım bir büyüğümün ve kıymetli bir ağabeyimin selamını iletti. Yazı yazdığı gazetede merhum babam Bekir Sıdkı Sezgin hoca ile ilgili yazacağı yazı hususunda bilgi mahiyetli birkaç satır yazmamı rica ettiler. Hem Ali Bey’in vefasından ötürü hemde kıramayacağım ağabeyimin selamına hürmeten elbette seve seve yardımcı olacağımı söyledim.

Velakin memleketimize bir çok yazar ve şair kazandıran Kahramanmaraş gibi kültür ve medeniyet erleri yetiştirmiş şehrimizin gazetesine yazı yazmak beni birhayli heyecanlandırmıştı.

Bu heyecan ile birkaç satır yazmak lüzumu hasıl oldu. Bu sebepledir ki memleketimizin yetiştirmiş olduğu kültür ve medeniyet erlerimizden biri olan merhum babam hafız Bekir Sıdkı Sezgin ile ilgili olarak bu satırları kaleme alıyorum. Tabi evvela Bekir Sıdkı Sezgin kimdir bilgisini vermek gerekiyor diye düşünüyorum.

Bekir Sıdkı Sezgin 1 Temmuz 1936 da İstanbul’un Şehremini semtinde  doğdu. Babası Hafız Hüseyin Efendi, annesi Feride Hanım dır.İstanbul’da çok önemli hocalardan Hafız-ı Kurrâ’lık eğitimi alan ve kendisi bir din görevlisi olan dedem Hafız Hüseyin Efendi çok küçük yaşta oğlunun sesinin güzelliğini ve mûsikîye olan istidadını keşfetmiş olduğu için kendisi merhum babamı üç buçuk yaşlarında rahle-i tedrise oturtmuş ve Kur’an-ı Kerîm derslerine başlatmıştır.

Dört beş yaşları civarında hatimeden küçük Bekir Sıdkı   babasının  nezaretinde ilkokul çağlarında mûsikîymizin basit makamlarını tanır, bilir ve icra eder hale gelmiş ayrıca bu makamlardan bir çok eser meşketmiştir. Mûsikîyi küçük yaşlarda öğrenmeye başlayan Bekir Hoca ortaokul çağlarına geldiğinde aldığı sağlam ve kuvvetli eğitim sayesinde iyi bir mevlidhan hafız-ı Kur’an ve mûsikîyşinas seviyesine ulaşmıştı.

Daha sonraları eğitimine dahada hızlı bir şekilde devam eden Bekir Hoca babası Hafız Hüseyin Efendi’den tecvid, talim, kıraat ve aşere gibi Kur’an-ı Kerîm derslerini okumuş yine babası Hafız Hüseyin Efendi’nin teşviği ile babasının da hocaları olan Hafız Hasan Akkış Efendi’den talim, tecvid, kıraat, mahrec-i hurûf dersleri Hafız Mecid, Hafız Fahri , Hafız Rıza ve Hafız Numan gibi devrin önemli huffâzından mevlid, kaside, naat, salâ, durak, ilahî, ezan gibi birçok dîni mûsikîy formlarının eğitimini onlardan meşk ederek almıştır.

Dîni müzik ile alakalı bu çok yetkin eğitimi aşağı yukarı hıfzıyla beraber süsleyerek tamamlayan Bekir Sıdkı Hoca İstanbul Belediye Konservatuar’ının açmış olduğu imtihana babasının izniyle katılarak kazanmış bu sefer de kendini din dışı mûsikîyde eğitmek için konservatuar eğitimine başlamıştır.

Burada Mesut Cemil, Ferdi Ştatzer, Şefik Gülmeriç, Şîve Hanım, Münir Nureddin Selçuk gibi hocalardan mûsikîyi ilmen de tahsil eden Bekir Sıdkı Hoca lise çağlarında artık dini ve lâdini mûsikîyde tam manada mâhir hale gelmiş bir musikîyşinastır.

1956-58 yılları arasında vatani görevini tamamladıktan sonra 1959 yılında TRT İzmir Radyosunun açtığı ses san’atkârı imtihanını üstün başarı ile kazanan Bekir Sıdkı Sezgin TRT İzmir Radyosu’na girmiştir. Başarılarının devamı ile 1965 de birinci sınıf ses san’atkârı ve 1973 klasik koro şefi olan Sezgin icra etmiş olduğu radyo bantlarıyla İstanbul’da müzisyenler arasında dikkat çekmiş radyo bantları adeta kaçırılmamaya çalışılan programlar haline dönüşmüştü.

Aynı yıl İ.T.Ü Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’na hoca olarak çağrılan Sezgin aynı zamanda yeni açılan konservatuarın kurucu ekibindede yer almıştır. TRT’de ki görevini 1981yılında emekli oluncaya dek İstanbul Radyosu’nda sürdüren Sezgin TRT’de küçük koroez denetleme şefliği merkez denetleme ve repertuar denetleme kurulu üyeliği görevleriyle Devlet Konservatuarı’nda ses eğitimi bölümünde repertuar hocalığı sosyal bilimler yüksek lisans programında ise dini musiki usta tavırları, seste ileri icra teknikleri gibi kendisinden sonra kaldıralan dersleri vermekteydi.

10 Eylül 1996’da Cenab-ı Hakk’ın davetineicabet eden Bekir Sıdkı Sezgin Hakk’a yürüyeli 18 sene olmuştur. Sizlere en kısa şekilde hayatını nakletmeye çalıştığım kendisini gece gündüz bu medeniyete vakfetmiş olan Bekir Sıdkı Hoca’yı anlayabilmek onun kültür hayatımızdaki önemini kavramak için sizlere tavsiyem icra etmiş olduğu eserleri dikkatle dinlemenizdir. Elbette kendi kabiliyetinin ve fıtrattan gelen yaradılış özelliklerinin yanında onun çalışma azmini baba evlat ilişkisini, hoca talebe münasebetlerini büyük bir medeniyetin sembolü ve sesi haline gelişinin inceliklerini hayat hikayesi içerisinde dikkat ederseniz bulabilirsiniz.

Toplumumuzda bugün yaşanan kültür medeniyet aymazlığını ana baba ve evlat ilişkisindeki bozuklukları popüler kültürden kurtulup kendi özüne büyük bir ideal ile nasıl sarılınabileceğini hoca talebe ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini bir sanatçının topluma nasıl örnek bir şahsiyet olarak yaşayabileceğinin ip uçlarını icracılığının yanında hep gizlediği ama devamlı koruduğu manevi zenginliğini, Müslüman bir sanatkarın nasıl yaşaması ve caiz olan musikinin nasıl yapılacağının formüllerini merhumun hayatının evrelerinde bulabilirsiniz. Son yıllarda yükselen medeniyet değerlerimize artı olarak gençlerimize kazandırmamız gereken doğru zihniyet ve ideallerdir. Popüler kültür kıskacından kurtarmamız gereken gençlerimize medeniyetimizin merhum babam Bekir Sıdkı Sezgin ve daha birçok erlerini tanıtıp öğretmek bizlerin görevidir.

Bu vesile ile Ali Avgın beyefendiye ve tüm Maraş’a selam ve saygılarımı gönderirken merhum pederimizin bir sözüyle ufkumuzu genişletip satırlarıma son verirken bu memleket için kültür alanında hayatını vakfetmiş bütün medeniyet erlerimize Cenab-ı Hakk’dan Rahmet diliyorum.

‘MUSIKİ BİR NİMETTİR, HÜSN-İ İSTÎMÂL GEREKTİR.’(Bekir Sıdkı Sezgin)

Hüseyin Kudsi Sezgin Eylül 2014 Erenköy

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali AVGIN Arşivi