1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Biat ve Parti İçi Muhalefet…
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Biat ve Parti İçi Muhalefet…

A+A-

Bazen siyasi bir rekabet için, bazen İslam dinine ve Müslümanlara hakaret için genelde eleştiri başlıklarından birisi “biat” ve dolayısıyla da “sorgulamama” iftirasıdır. Gerçekten Müslümanlar, yaşamları boyunca biat kültürüyle mi yaşar, biat etmeden bir siyasi partiye girmez, bir siyasi partide görev almazlar mı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Taraf Gazetesi Yazarı Amberin Zaman, CNN Türk’te katıldıkları programda, “sorgulamama” gündeme getirilerek, hem Müslümanlar aşağılandı, hem AK Partiye oy verenler…

Bu düpedüz bir iftiraydı ve aslında biat eden, sorgulamayan, sorgulamaya yüreği yetmeyen, bu iddiayı ortaya atanlardı.

Darbe dönemlerinde ve hep olağanüstü zamanlarda dayatılan adayları Çankaya’ya gönderenler, (onların anladığı manada) biat kültürü olan, sorgulama gücü bulunmayan, çapsız ve yüreksiz insanlardır.

En son biatları Ahmet Necdet Sezer zamanındaydı ve bu, bütün ülkenin gözünün içine baka baka, hatta korkudan tir tir titreyerek yapılmıştı.

Öncekilerde aynıydı…

Ekmeleddin İhsanoğlu’nda ise durumun bundan farklı olduğunu gösteren bir tek emareleri yok; aynı bağlılıkla, aynı sorgulamaz üslupla ve aynı korkaklıkla, aynı yüreksizlikle…

Ama sonuçta bu, onların tercihidir deyip, saygı gösteririz. Ancak, bunun arkasına sığınarak Müslümanlara ve bir partiye oy verenlerin aşağılanmasını kabul edemeyiz. Üstelik bu, düpedüz bir iftira ve cehalet örneğiyse…

***

Önce biatın ne demek olduğunu ve Müslümanlar için ne ifade ettiğine bakmakta fayda var.

Biat, (Bey’at): Ulu’l emre bağlılık sözü verme olarak bilinir.

Biat, bu açıdan “bağlılığını gösterme” olarak tarif edilir.

Tıpkı bir aşığın maşukuna bağlılığını göstermesi gibi…

Tıpkı memurların göreve başlarken ettikleri yemin gibi…

Tıpkı hekimlerin yaptığı Hipokrat yemini gibi…

Tıpkı siyasi partiye giren adayların imzaladıkları belgeler gibi…

Tıpkı TBMM’de yemin eden yeni vekiller gibi…

Bunu uzatmak elbette mümkün. Bu kadarını yeterli görelim ve İslam’da biat nedir ona bakalım.

Peygamberimiz (sav) önemli dini-siyasi olaylar öncesinde veya İslamiyet’e seçenlere ilk defa görüştüğünde biat alırdı.

Biat, genelde el sıkışma şeklinde yapılırdı. Biat, ‘meşru’ devlet başkanını tanımak, kendini ona bağlı hissetmek ve bu hissi hayatının sonuna kadar korumaktır. İnsanların tek tek biat etmesi söz konusu değildi.

Nedir biata konu edilenler?

Mesela ‘gerektiğinde’ savaşacaklarını, iyi günde, kötü günde,  hoşuna gitse de, gitmese de dinleyip itaat edeceklerini, peygamberi, kendilerine tercih edeceklerini, komutanlara muhalefet etmeyeceklerini, çocukları öldürmeyeceklerini, zina etmeyeceklerini, haram yemeyeceklerini, nerede olursa olsun, ‘hakkı’ söyleyeceklerini… söylerler…

Bütün bunlar “dürüst bir insanın” yapması gerekenlerdir.

Ortada bir sebep yokken, “hayır ben seni tanımayacağım” diyerek bir işe başlanmaz. Ancak “yanlışını” gördüğünde “hakkı” söyler…

Bunu seçime getirdiğimizde, beğendiğin adayı desteklemek, biat değildir. Çünkü “beğenme” süreci, sorgulamayı, araştırmayı, denemeyi de beraberinde getirir. CHP’yi destekleyenle, AK Partiyi destekleyen arasında “tercih” veya “biat” ya da “bağlılık” anlamında bir fark yoktur.

Kendi il başkanını, ilçe başkanını, kadınları, gençleri konuşturmayan, haddini bildiren, elini masaya vurup, “ben böyle istiyorum” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun biat kültürünü eleştirmesi, “sorgulama yapmıyorlar” demesi ve bunu Müslümanlara hakaret olarak alan Amberin Zaman gibi cehalet yüklü birisini onaylaması, onun özgür birisi olduğu, demokrasi kültürü bulunduğu manasına gelmez.

Müslümanların “biat” nedeniyle sorgulayıcı olmadıkları, körü körüne bağlılık gösterdikleri de elbette kocaman bir iftiradır ve bunu iddia etmek, sadece onların cehaletini gösterir.

Söz konusu İslamiyet’se, bir Müslüman, Allah’tan başka hiç kimseye boyun eğmez. Dünyada bu açıdan Müslüman’dan daha “özgür” bir başkası olamaz. Uygulama böyle değilse ve genellikle Ortadoğu’da bunun tam tersi görülüyorsa bu dindeki eksiklikten değil, Müslüman olduğunu sananların cehaletindendir.

Bir Müslüman, en çok araştıran, en çok soruşturan ve inandığıyla beraber yol yürüyendir.

AK Partiye oy verenlerin büyük bir çoğunluğunun Müslüman olması, Kemal Kılıçdaroğlu’na “yüzde 25-30’luk kesim sorgulamıyor” deme hakkını doğurmaz.

90 yıllık Cumhuriyet dönemi boyunca farklı siyasi partilere oy verenler, hatta CHP ve MHP’ye oy verenler de bu ülkenin insanlarıydı ve bugün AK Partiye oy verenler veya onların yakınlarıydı…

90 yıl boyunca yanlış yapmadığına inanan insanların, kendi partilerine-adaylarına oy vermediğinde “sorgulamıyor” diye suçlanması, en başta şu an partilerine oy veren Müslüman kesime hakarettir.

Oysa bu sözlerin sahibi, bir kaset komplosuyla koltuğa nasıl kurulduğunu iyi biliyor. Yine bu sözlerin sahibi, eline tutuşturulan ismi, nasıl aday etmek zorunda olduğunu da iyi biliyor. Üstelik bu sözün sahibi “tıpış tıpış oy vereceksiniz” diye kükrerken de, “biattan” çok öte “koyunluğu” hatırlattığını da iyi biliyor. Yine bu sözlerin sahibi, “çatıyı” kurma adına kimlere neler söylediğinin de farkında…

Sorgulama gücü olmayan, reddetme yüreği bulunmayan ve asla doğruları söyleme cesaretine de sahip olamayanların, bir oy uğruna, koca bir halkı ve bir dinin mensuplarına iftira atması, onların “dayatma” adayını Çankaya’ya taşımayacaktır.

Yine Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermek isteyen verecek, çatı adaylarına destek olan olmaya devam edecek ve Selahattin Demirtaş’ı desteklemek isteyen de destekleyecektir.

Siyaseti bu kadar ucuzlatmanın ve bunu dinle ilişkilendirmenin bir anlamı yok, yazık…

 

Tweetimden seçmeler

Hiç bir dayatmaya boyun eğmediği, hiç bir kumpasa gelmediği, hiç bir iftiraya pabuç bırakmadığı için ‘oy’um Recep Tayyip Erdoğan'a...

www.naifkarabatak.net

 

Önceki ve Sonraki Yazılar