1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. İsrail’le Normalleş(eme)me
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail’le Normalleş(eme)me

A+A-

Bu yazı; devam eden ve detayları dün açıklanan İsrail’le normalleşme görüşmelerine taraf olup olmadığınızı ve hangi şıkkı kendinize, niye yakın bulduğunuzu belirleyen bir test görevi görecek, başkaca bir iddiada bulunmayacaktır.

***

Bütün dünyanın gözü önünde, bir zalimin yüzüne “siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” denmesinin üzerinden tam 7 yıl geçti. 7 yıldır “one minute”nin zararını ve faydasını tartıştık, şimdi İsrail’le çözüm ve düğüm olsun mu diye tartışacağız ama yine samimiyetsiz…

Her tartışmada samimiyet arayan sadece ben miyim biliyorum, umurumda da değil; ben daha çok samimiyet arayacağım ve daha çok bulamayacağım, hiçbir olayda bulamadığım gibi.

Nedense “önemli” bildiğimiz olaylarda, tıpkı önemsiz olaylarda olduğu gibi bir tavır sergiliyoruz. Türkiye’nin İsrail’le köprüleri atması, tarihin en önemli olaylarından birisiydi. Üstelik bütün dünyanın gözü önünde caniliğini, zulmünü, öldürme merakı, bizzat zalimin yüzüne haykırılmıştı.

Tartışamadık elbet…

O zaman başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı sevenler; “yüreğimizi buz gibi ettin” rahatlığındaydı, gerisi çok da umurlarında değildi.

Filistin sevdasıyla dolu olanlar; “Ohh öcümüzü aldı ya” rahatlığındaydı, onların da umurunda olan gerisi değildi.

Erdoğan’ı sevmeyenler;

Erdoğan’ı sevmeyenleri iki gruba ayırmak gerekiyor. Birincisi sadece sevmeyenler, muhalif görenler, fikrini beğenmeyenler, yönteminden hoşnut olmayanlar yani her lideri seven olduğu gibi, sevmeyenlerin de olacağı sınıfa dâhil olanlar…

İkincisi ise Erdoğan hastalığına tutulan, hiçbir tedaviye cevap vermeyen kronik hastalardır ki, bunlarla ilgili yapacak bir şey yok. Dikkate almaya gerek de yok. “Aman şöyle demişler, böyle demişler” diye önemli bir şey konuştuklarını sanmaya gerek de yok.

Bakarlarsa görmeyin, görürlerse bakmayın. Çünkü her halinizi, her sözünüzü, her tavrınızı, her kıpırdayışınızı “Erdoğan’a” bağlayabilirler.

Bunları geçiyoruz…

O nedenle Davos’ta onların ne dediğini umursamadım, şimdi de ne diyeceğini umursamaya niyetli değilim.

Hiçbir şey demeden onların karşı çıkacağını bilirim. Onlar sadece düğümden yanadır, çözümden değil.

Terör çözülmesin isterler mesela.

Ülkenin hiçbir sorunu çözülmesin, 80 yıl boyunca attıkları düğüm açılmayacak hale gelsin isterler…

O nedenle onların ne dediğini umursayan birisi değilim.

İsrail’le “normalleşme” denen görüşmelere ve sonucuna ne diyeceklerini de umursamıyorum.

Ama umursadığım şeyler elbet var…

Ben Filistin’i umursuyorum…

Gazze’nin her şeridini, her köşesini, her acısını, her kaygısını umursuyorum…

Her Filistinliyi, her boynu bükük çocuğu umursuyorum.

Dul kalan Filistinli kadınları, evladını yitiren Filistinli anneyi umursuyorum.

Yavrusunun cesediyle birlikte yüreğine taş basan babayı umursuyorum…

O yavrucaklara “insani” yardım ulaştırma çabasında olan İHH’yı umursuyorum.

Mavi Marmara’yı umursuyorum…

Mavi Marmara ruhunu umursuyorum…

Ve Mavi Marmara’da bir zalimin zulmünden nasiplenen iyi insanları ve onların ailelerini de umursuyorum…

Her ülkeyle çözümsüzlüğün bir siyaset olmadığını ve bunun sürdürülebilir olamayacağını da biliyorum. Bu nedenle İsrail’le yapılacak anlaşmalara, tıpkı diğer ülkelerle sürdürülecek anlaşmalar gibi bakıyorum…

Bir tek şartla; İsrail’le ilgili hassas konularımız var…

Bizim Filistin gibi bir derdimiz var…

Bizim zulme evet demeyen bir yapımız var…

Kendini beğenmiş, kibirli, gururlu, burnu kaf dağında gezen İsrail, Mavi Marmara’dan dolayı özür dileyecekse,

Şehitlerin yakınlarına tazminat ödeyecekse…

Daha da önemlisi…

Eğer İsrail’le yapılacak anlaşma Filistin’e uygulanan ambargoyu kaldıracaksa,

Filistinlimin yüzü gülecekse,

Çocuklar sokaklarda oynayacaksa,

Bebeler süt bulamadığı için ölmeyecekse,

Anneler yavrularını canlı canlı bağrına basacaksa,

Babalar toprağa düşen yavrularını kaldırmak zorunda kalmayacaksa, ben niye İsrail’le anlaşmaya hayır diyeyim?

Neden çözümsüzlükte ısrar edeyim?

Neden düğümden yana olayım?

Yoksa benim Filistin sevgim “siyasi” mi?

Yoksa Filistinlilere yanmam, onların derdiyle dertlenmem de “siyasi rant” için mi?

Elimden bunu da alırlarsa ben neyin siyasetini yapacağım” derdinde miyim?

Yoksa zaten Filistin diye bir derdimiz mi yok?

Bilmiyorum, sorulara doğru cevap verince, gerçekte çözümden mi, düğümden mi yana olduğunuzu öğrenebilirsiniz…

Tweetimden Seçmeler

Boş tartışmalara zaman ayırmayı bıraktıysanız, dolu mevzular ilginizi çekmeye başlar...

www.naifkarabatak.net

Önceki ve Sonraki Yazılar