1. YAZARLAR

  2. A.Süreyya Durna

  3. Afşin’de Güreşin Köküne Kezzap Dökenler Kimlerdir?
A.Süreyya Durna

A.Süreyya Durna

Yazarın Tüm Yazıları >

Afşin’de Güreşin Köküne Kezzap Dökenler Kimlerdir?

A+A-
Yazıyı Dinle

Tam iki yıldır karakucak güreşleri yapılmıyor Afşin’de. Köklü bir geleneğin tekrarı ve tezahürü öteleniyor hoyratça.

Sorulduğun da; “kör gözüne parmağım” türünden verilen mesnetsiz cevaplar, elbette ki “şehit cenazeleri…”

Bura da bir ayrıntıya girmeden geçemeyeceğim:

O şehitlerimiz, bizim yüreğimizde kanayan bir toplumsal yaradır hiç kuşkusuz. Bırakınız şahadetle ecel şerbetini içmelerini; hiçbir güvenlik güçlerimizi temsil makamındaki yiğitlerimizin tırnağına taş değmesini istemeyiz. Hiç birinin kılına ve düğmesine zarar gelmesini kabullenemyiz. Ancak hayatın akışı ve mukadderat, böyle ispatlıyor kendini.

Kaldı ki yapılması gereken güreşler, şehit cenazelerine saygısızlık çerçevesinde değerlendirilecek mahiyette bir dans topluluğu gösterisi, “vur patlasın, çal oynasın” garnitüründen bir karnaval havası ve bir güldürü sanatı olmayıp; aksine muharebeler de düşmana karşı öğrenilmesi gereken bir yakın savunma aracı kategorisindedir. Judo, karate, taek-wondo, wushu (vuşi), güreş gibi spor dalları, savunmaya karşı daima bir teyakkuz halidir.

Sonra daha küçük yoğunlukta ve mesela; Tufanbeyli’de, Kozan’da, Gözne’de, Anamur’da, Karsantı’da, Pozantı’da, Manavgat’ta, Serik’te, Söğüt’te; öbür taraftan (kısa şalvar güreşleri hariç) Büyükşehir hüviyetindeki Kahramanmaraş’ta, Kırkpınar’da ve sâir yerlerde söz konusu müsabakalar yapılırken; Kırkpınar’ın ötesinde köklü bir geleneğin merkezi konumunda bulunan Afşin’de niçin yapılmıyor?

Altyapı mı yok, imkân mı yok, tesis mi yok, genç kuşak mı yok Allah aşkına! Nedir bu denli “vurdumduymaz”lık ve umursamazlık yahu?!.

Esas “yok” olanı ben söyleyeceğim de, burada zülf-i yâre dokunmaktan hatır belasına kaçınıyorum.

Küçük karakter ölçüsüyle şahsi arzularını ön planda tutan…

Küçük paye ile basit etiketini kimseye kaptırmak istemeyen...

Küçük oyuncaklarla çocukça oyalanan…

Küçük dünyasıyla büyük ve geniş açıdan baktığını zanneden…    

Kısaca küçük çapta düşünen küçük adamlarla önemli hadiseler, hep inkıtaya uğruyor bu ilçede…

İlgili adresler nereyse ve her kimse diyorum ki: Eğer beceremiyor iseniz, çekin gidin kardeşim!  Arkanızdan konuşturup durmayın herkesi… Ya da kaderiyle geleceğiyle oynamayın, baht-ı kara memleketimin…

Geçmiş dönem içerisinde ekonomik kriz sebebiyle bir defaya mahsus tertiplenemeyen etkinliği saymaz isek, kesintisiz 43 yıldan beri icra edilen Afşin Karakucak güreş festivalinin takipçisiyim. Hem de çoğu kez il ve ilçe dışından katılmak suretiyle… Çünkü büyüdüğümüz ve yaşadığımız bölge kültürünün insicamı sayesinde “özdeş” olmuşuz güreşle.

Salt güreşlerin yapılıp yapılmaması değildir konumuz. Mevcut potansiyel yapının sahipsizliği ve korunmayışı da ayrı bir üzücü vakıadır hususiyetle. Çürümeye terk edilen tesisler, bakımsız çim sahası ve kendi hallerine bırakılan müsabık çocuklar… Ne teşvik var, ne de ilgi…  Katıldıkları müsabakalarda kulunçları yerden kalkmıyor hiç birinin... Hem de cazgırın takdim sırasında, ”Afşin”  demesine rağmen…

Kelimenin tam anlamıyla utanılası bir durum... Nereden nereye?

Gezginliğimiz hasebiyle çoğu yerlerde karşılaştığımız spor camiasından birçok insan soruyor; “Afşin’de Ata sporu ne zaman eski statüsüne kavuşacak?” diye. 1980’ler de, adeta pehlivan kaynayan ve pehlivan ihraç eden bir yöreden bahisle Ahmet Akları, Metin Kaplanları Metin Topaktaşları, Harun Doğanları ve çalıştırıcı Avni Tarhanları soruyorlar sürekli. Yutkunuyorum öylece…

Yaklaşık dört-beş ay önce ve bu sporla uzaktan yakından ilgili olan kişilerle (yetişemediğim belki birkaçı müstesna) telefonla tek tek konuşarak; “Mutlaka güreş hakkında geniş bir istişare toplantısı düzenleyelim, herkes görüş ve düşüncesini orada belirtsin” şeklindeki sunduğum öneriler, maalesef havada kaldı! Yine bildik o meşhur tanımlamalarla herkes birbirini suçladı.

Sanki üstesinden gelinemeyecek olağanüstü bir mesele… Geçmişte bir avuç gönüllünün yaptığı fedakârlığı, şu anda kimse üstlenmiyor. Kamgayla kabukla uğraşmak ve bir de kravatla protokol takılmak kişilik tescili sayılıyor galiba.

Kaldırım döşemesine, yola, kavşağa “evet” ama, ya insana yatırım?.. Ya kürsülerde göğsümüzü kabartmaya namzet çocuklarımız?..  Yoksa “teferruat”tan mı sayılıyor bu işler?..

Eğer öyle düşünüyorsanız, işlevsiz spor tesislerini kapattırmak ve kilit vurdurmak için müracaat edin de kurtulalım bari. En iyi yapacağınız iş, budur belki de…

Yazık, çok yazık!..

Önceki ve Sonraki Yazılar