1. YAZARLAR

  2. Naif Karabatak

  3. Anne, Cumhurbaşkanı Olup, Geleceğim!
Naif Karabatak

Naif Karabatak

Yazarın Tüm Yazıları >

Anne, Cumhurbaşkanı Olup, Geleceğim!

A+A-
Yazıyı Dinle

Türkiye’yi Mısır’a benzetme çabası aslında yeni değil. Çok eskilerden beri, Mısır, ülkemize örnek alınan bir yer olmuştur.

Gezi olaylarıyla aslında bu doruğa çıkmıştı.

Bire bir benzerlik gösteren eylemler, sosyal medyadaki yalan yorumlar, tweetlerle insanları sokağa dökmeler ve daha neler neler…

Mısır, antidemokratik yönetimle idare edilmeye çalışıldığı zaman da ülkemiz için “örnek” teşkil ediyordu.

Her darbecinin gönlünden geçen, Mısır gibi bir yönetim tarzıydı; bir oturuyorsun, bir daha kalkmıyorsun…

Seçilmenizde halka boyun eğmiyorsun, milletine bir minnetin yok, “bana oy ver” diye talebin bile olmuyor, halk kim ki?

Çok rahat, bir darbe yapıyorsun, büyük patronları memnun ediyorsun, sen de besleniyorsun, onlar da…

Ondan sonra köşkten cenazen çıkana kadar milletin başına bela oluyorsun.

Senin her türlü özgürlüğüne karşılık, koca bir milletin esareti gerekse de buna aldırmıyorsun.

Önemli olan sen ve seni palazlandıran iş çevreleri…

Tuskon mesela…

Tüsiad belki…

Önce darbecileri besliyorlar, sonra hep birlikte milletin özgürlüğünün üzerine bağdaş kurup oturuyorlar.

Mısır özlemi, aslında Gezi olaylarında tavan yapmıştı…

Seçilmiş iktidara karşı çıkanlar özgürlükçü ilan edilmiş, darbecilere karşı duranlar da hain…

Oysa herkes biliyordu ki, tam tersi…

Seçilmiş iktidarlara karşı çıkmak, ancak sandıkta olurdu. Aksi, milletin iradesini ayaklar altına almadan öte bir şey değildi.

Gezi’de tutturamadılar…

Taksim, kendilerine Tahrir olmadı…

Oysa Adeviye Meydanında insanlar özgürlüğü için, insanca yaşamak için, kendi belirledikleri iktidar tarafından yönetilmek için mücadele ediyorlardı.

Tahrir’de ise “darbeye destek veren” gözü dönmüş bir kesim vardı.

Bizimkiler, Tahrir’i örnek alacaktı, Adeviye’yi örnek alacak yürek yoktu onlarda.

Onların genine uygun olan, baskıyla yönetilmekti, halkın söz sahibi olmamasıydı, baskı rejimlerinin ilanihaye iktidarda kalmasıydı, ordunun söz sahibi olması, vesayetin sürmesi, patronların dilediği şekilde at oynatmasıydı.

***

Şimdi bir benzerlik daha var.

Türkiye’yi Mısır’a benzetmenin farklı versiyonu…

Türkiye, ilk kez cumhurbaşkanını kendisi seçecek.

Halk, kendi cumhurbaşkanını, kendi iradesiyle belirleyecek.

Mevcut durum, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olabileceğini gösteriyor.

Başkaları da olacak ama Başbakan Erdoğan’ın kazanma şansı çok daha yüksek…

O, cumhurbaşkanı olmasın diye Gezi’ye çıkanlar, 17 Aralık operasyonu yapanlar ve inatla bunu sürdürenler, aldıkları emri uygulamaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Hepsi ucuz taşeron örgütler.

Mısır’da da cumhurbaşkanlığı hesapları var.

Halen Savunma Bakanı olan Abdulfettah Sisi, önce hak etmediği bir rütbeye yükseltildi; mareşal oldu.

Onu mareşal edense “seni cumhurbaşkanı yaptım, oldu” dediği kukla cumhurbaşkanı Adil Mansur…

O da biliyordu ki, askerde kalsaydı belki bir halt olamayacaktı.

Olduğunu da Muhammed Mursi, kendi eliyle yapmış, koynunda bir yılan beslediğini hesaplayamamıştı.

Şimdi ise Sisi soytarısı Cumhurbaşkanı olmak istiyormuş…

Hangi makamı hak etmişse şimdi de devletin en tepe noktasına yükselmek istiyor, halkın özgürlüğünün üstüne basa basa…

Anayasa oylamasının ne kadar adil olduğu görüldü; “hayır demek yasak” ama evet çok çıktı…

Katılımı ise hiç sormayın, neredeyse sadece darbeciler oy kullandı.

Ayna, ayna, söyle bana, benden güzel var mı dünyada” diye masallar dinlerdik, büyücünün elindeki aynaya konuşmasını ve iğrenç yüzünü hayallerdik.

O ayna yalancıydı…

Ta ki prensesin varlığını ikrar edene dek…

Ülkemizde ise Sisi’nin hayaline kapılan hiç eksik olmadı.

Eskiden bu heves orduda vardı.

Şimdi her yerde…

Halkın istediği olmasın da ne olursa olsun.

Tüsiad ve Tuskon gibi “patron” kuruluşlar, “antidemokratik” dönemlerde çok daha fazla at oynatabiliyor, kara parayı aklamak için akla karayı seçmiyor, ihaleleri cebe indirmek için kırk dereden su getirmiyorlar.

Zararı görecek olan halk nasılsa, kimin umurunda.

Siz, annenize cumhurbaşkanı olup, geleceğinizi söyleyebilirsiniz. Bunu da halkın kanı üzerinde yapabilirsiniz ama siz, asla “adam” olma sınıfına bir adım bile ilerlemiş olamazsınız.

Sıkıysa halkın karşısına çıkın ve desteği onlardan isteyin, sıkar biraz…

 

Tweetimden seçmeler

Yayınlanmamış kitaplarımın arasına bir yenisini daha eklemeye az kaldı. “Sevgiliye Mektuplar” bitmek üzere. Ben okurum fena mı? :))

www.naifkarabatak.net

 

Önceki ve Sonraki Yazılar