1. YAZARLAR

  2. M.Fatih ERDOĞAN

  3. FRANSIZ KALMAK
M.Fatih ERDOĞAN

M.Fatih ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

FRANSIZ KALMAK

A+A-
Yazıyı Dinle

Siyasi partilerimiz 12 Haziran’da yapılacak olan ‘Milletvekilliği Seçiminde’ aday gösterecekleri isimleri açıkladılar. Sayın Genel Başkanlardan birisinin listesine oy verecek olan biz kullar da böylece ‘Milletvekili Adaylarımızı’ öğrenmiş olduk. Kadir Gecesinin Kadir Saatinde dünyaya gelen ve de Muratlarına Eren bu hemşerilerimizi bağrımıza bastık!

      Doğrusunu söylemek gerekirse, aday listeleri her siyasi partide kendi seçmenlerine birkaç gün süren ciddi bir şok yaşattı. Ancak her zaman ve her şeyde olduğu gibi bu listelere de çok çabuk alıştık. Hak ettiği halde listelere giremeyen aday adayları ve seçmenin büyük bir çoğunluğu (içlerinden Genel Merkezlerindeki Parti Büyükleri hakkında çok iyi şeyler düşünmeseler de) yapabilecekleri pek fazla bir şey olmadığı için sonuçtan memnun olduklarını söylemeye veya sükût etmeye başladılar bile.

      Anlayacağınız değişen bir şey olmayacak. 12 Haziran’da oy verecek seçmenler, listedeki isimlere değil yine ‘Sayın Liderlere’ oy verecekler. Çevreden edindiğim izlenim böyle. Listelerin açıklandığı ilk gün çok sinirlenenler, kendi partilerini acımasızca eleştirenler, henüz bir hafta geçmeden durumu kabullenmişler gibi. Siyasi partilerin yandaşları, bir yandan listelerdeki haksızlıkları görmemezlikten gelmeye çalışırken bir yandan da Türkiye Büyük Millet Meclisinde beş yıl kendi adlarına görev yapacak olan hiç tanımadıkları bu kişileri tanımaya çalışıyorlar. Seçmen dün olduğu gibi bu gün de kendi adına vekâlet vereceği vekilini maalesef tanımıyor. Herkes kızgın ama elinden gelen hiçbir şey yok. Bizler; ‘bizlerde konuşsak olmuyor, sussak olmuyor.’ Bu haksızlıklara, ‘Ses ver Kahramanmaraş’ desek olmuyor. Biz ne dersek diyelim, biliyoruz ki insanlarımız hak ettikleri şekilde idare edileceklerdir…  

      Bin defa yazıldı çizildi ama ben de değinmeden geçemeyeceğim. Bizdeki Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu içler acısı, hatta rezaletin daniskası. Hem de ‘İleri Demokrasilerde’ asla görülmesi mümkün olmayan bir rezalet söz konusu. Bildiğiniz gibi; ‘Adayı Seçim Bölgesinde yaşayan insanımız değil Genel Merkezler belirliyor.’ Bu yüzden de bölgesinde canla başla, maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan kaçınmadan, gece gündüz demeden çalışan ve çok ama çok sevilen insanlar; ‘Genel Merkezdeki Hegemon Güçler’ tarafından tanınmadıkları için ve bu hegemon güçlerle ortaklık vesaire gibi çıkar ilişkileri de olmadığı için kolay kolay listelere girememektedirler. Bu duruma da maalesef başta Sayın Başbakan olmak üzere diğer Liderlerde FRANSIZ kalmaktadır. Sayın Liderlerle paralel düşünmeyi yeğleyen Yerel Vakıflar, Dernekler, Cemaatler, Meslek Kuruluşları, Ticaret ve Sanayi Odaları da FRANSIZ kalmaya çalışıyorlar. Bu kuruluşlar, ‘Bizim için Milletvekilinin şu yâda bu şahıs olması çok önemli değil, kim olursa olsun bizimle mutlaka iyi geçinecektir’ noktasından hareketle böyle düşünebilirler. Doğru bir düşünce biçimi olmamasına rağmen iktidarla çeşitli konularda değişik ilişki içerisinde olan bu kuruluşlar tepeden inme listelere itiraz etmeyebilirler. Ancak, ‘Genel Merkezler tarafından önümüze konulan bu listelere karşı’ bizler farklı tepkiler verebiliriz.’Sizin Vekilinizde, Bakanınızda benim’ diyenlere hayır diyebiliriz. Bu zihniyettekilere; ‘Papaz her zaman pilav yemez’ sözünü hatırlatabiliriz. Kısacası biz sade vatandaşlar tepeden inen bu listelere FRANSIZ kalmayabiliriz…

      Yanlış anlaşılmasın, itirazımız kesinlikle şahısların kişiliğiyle ilgili değildir. Onların donanımları ve keyfiyetleriyle de asla alakalı değildir. Biz Milletvekili olacak kişilerin; ‘sokağımızı, mahallemizi, köylerimizi, beldelerimizi, kasabalarımızı, ilçelerimizi velhasıl coğrafyamızı, havamızı, suyumuzu, taşımızı, toprağımızı iyi bilsin istiyoruz. Bu coğrafyadaki insanlar gibi, bizler gibi düşünsün, örflerini, ananelerini bilsin, yaşasın ve yaşatsın istiyoruz. İster fakir ister zengin olsun insanlarımıza saygı duyulsun istiyoruz. Düğünlerimizde bizimle oynasın, cenazelerimizde bizimle ağlasın istiyoruz. Ayrısı gayrısı bulunmasın, şunun bunun adamı olmasın, kendini Maraş’ın ve Maraşlının dertlerine adasın istiyoruz. Adayımızı kendimiz seçelim istiyoruz. Kendimiz seçelim ki hep yanımızda olsun istiyoruz.’ Derdimiz bu, doğrusu da bu diye düşünüyoruz…

       İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde görev yapan bürokratlarımız ve buralarda yaşayan hemşerilerimizle bir meselemiz elbette yok. Kendileriyle her zaman gurur duymuşuzdur. Bu güne kadar çok büyük çabalar sarf ederek elde etmiş oldukları mevki ve makamlarda bizlere büyük hizmetlerde bulundular. Bu hizmetlerinden dolayı kendilerine bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Ancak seçimlerde görevlerini bırakarak adaylık yarışına girmelerini hiç ama hiç doğru bulmuyoruz. Milletvekili seçilmek, kendi adınıza güzel olabilir. Ama bizim adımıza değişen bir şey olmamaktadır. Ankara ve İstanbul’da yaşayan sevgili kardeşlerim; ‘Siz Milletvekili olarak hizmetlerinize devam etmek isteyebilirsiniz, bu durum sizin açınızdan çok çok iyide olabilir, anladık ama bıraktığınız bürokrat koltukları ve o makamların gücü ne olacak? Beni bu güçten mahrum etmeye ne hakkınız var? Siz hem eneği hem gülleyi kapmak istiyorsunuz. Milletin size verdiği makamlarınızda otursanız da o makamın imkânlarından bizleri mahrum bırakmasanız, bizler için daha hayırlı olmaz mı? Milletvekilliği görevini de aramızda yaşayan, yerelde politika yapan başka bir kardeşimiz üstlense, insanlarımız hem atanmışların hem de seçilmişlerin gücünden yararlansa, sahi daha iyi olmaz mı? Ne dersiniz?...

Önceki ve Sonraki Yazılar